Hakan Erol: “Hayat hiçbir şey değildir, itina ile yaşayınız.’’

Share Button

                      Albert  Camus by Sfegraphics (Detail)                                         

1913’te Cezayir’de doğmuştur Alber Camus. Yoksul bir ailede dünyaya gelen Camus, 1914’te 1.Paylaşım Savaşı’nda babasını kaybetti. 1934 yılında Fransız Komünist Partisi’ne katıldı. Fransız Komünist Partisi’ne, Marksizme ve Leninizme inandığından ve desteğinden dolayı girdi. İlerleyen zamanlarda partide belli başlı sıkıntılar yaşadı ve partiden kovuldu. Yazar ve filozof olarak nitelendirebiliriz Camus’u. Varoluşçuluk akımıyla ilgilenmiştir Camus ancak kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmez. Camus 1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştır. Ölümlerin en beteri nedir diye sorulan bir soruya; ‘’Trafik kazası’’ yanıtını veren Camus’un ölümü, trajik bir şekilde, bir trafik kazasıyla olmuştur.

h3 28255_2

Camus’un bir çok eseri bulunur. Deneme,roman,hikaye ve oyunları vardır. Denemelerinden Sisifos Söyleni, romanlarından ise Yabancı* önemli bir yere sahiptir.

Camus, Veba ve Yabancı gibi kitaplarında absürt fikrini işlemiştir. Camus ‘’absürd’’ akımının kurucusu değildir fakat bu düşünce akımından yoğun bir şekilde etkilenmiştir. Kendisi absürd akımından etkilenip-etkilenmediğini şu sözlerle açıklar; ‘’Absürd kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt’ü ele alırken, bir metot arıyordum, doktrin değil. (…) Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığını varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız…’’

The Stranger Petals by Hullabaloo2

Camus, Yabancı’da; mutluluk, keder, yaşam-ölüm yani hayata dair ne varsa işlemiştir. Hepsini bir arada kahramana yansıtmıştır. Bu da çelişkiye, yani ‘’absürd’’lüğe kapı aralamıştır.

Kitap, kahramanımız Meursault’un annesinin ölüm haberiyle başlar;’’Anneniz öldü, cenazesi yarın kaldırılacak.’’  Meursault aldığı telgraftan sonra bir üzüntü veya acıdan çok, bu olup bitenlerin çok normal olduğunu ve her şeyin bir an önce bitip gitmesini ister. Annesini bakımevine yatıran Meursault, ölüm haberinide bakımevi müdüründen alıyordu. İşyerinden ‘’zar-zor’’ izin alan Meursault bakımevine gider. Annesinin yüzünü son bir kez göstermek isteselerde, Meursault buna sıcak bakmaz. Birçok kez bu soru sorulmasına karşın her defasında aynı soğukkanlılıkla hayır cevabını verir. Tabutun başında sigara ve sütlü kahve içer. Annesini gömerken tek bir gözyaşı bile dökmez, dönerken yolda uyuyacağı saatler için sevinç bile duyar;’’…Perez’in bayılması, annemin tabutu üzerine dökülen kızıl kan rengi toprak, ona karışan köklerin beyaz rengi, yine kalabalık, sesler, köy, bir kahvenin önündeki bekleyiş, motorun bitmek bilmeyen homurtusu ve benim, otobüsün Cezayir’in ışıkları içine girdiği, yatıp on iki saat uyuyacağımı düşündüğüm zaman duyduğum, sevinç.’’

The Stranger by Muffinbob

İşler bitip de, geri döndüğünde Meursault’un ilk işi denize girmek olur. Meursault, burada Marie Cardona’ya rastlar. Eskiden çalıştığı yerde sekreter olan bu kızla, sinemaya gitmek için sözleşir; ‘’Akşam sinemaya gelmek ister mi, diye sordum. Yine güldü. Fernandel’in bir filmini görmek istediğini söyledi. Giyindiğimizde, siyah kravat takmış olduğumu görünce pek şaştı, yas mı tutuyorsun, diye sordu. Ona annemin öldüğünü söyledim. Ne zaman öldüğünü sordu. ‘’Dün’’, diye cevap verdim. Hafifçe irkildi ama bir şey söylemedi…’’

Raymond, Salamano, Marie, Masson, Papaz, Perez ve tabiki Meursault… Kitaptaki kahramanların hepsi ‘’absürd’’lüğü en derinden aktarıyor bizlere. Raymond’un eski eşinden alacağı intikam ve bundan dolayı başının polisle belaya girmesi ve Meursault’un ‘’yalancı tanıklığıyla’’ bu işten yırtması en güzel örneklerindendir absürdlüğün;’’Kadına bir mektup yazmak istiyordu, ‘’Sert bir mektup, okusun da pişman olsun,’’ diye. Sonra kadın geri gelince onunla yatacaktı ve ‘iş tam biteceği sırada’ yüzüne tükürüp onu kapının önüne koyacaktı.’’

Kahramanımız Meursault’un, annesinin ölümüyle ilgili olarak söylediği sözler ise sıradışılığa güzel bir örnek oluşturuyor; ‘’Annemi elbette çok severdim; ama bu bir şey ifade etmezdi ki. Sağlıklı bütün insanlar, sevdiklerinin ölümünü az çok arzu etmiştir.’’

Kitap genel anlamıyla başıboşluğu, topluma ‘’yabancı’’laşmayı, toplum kurallarını tanımadığı ve umursamadığı için Meursault’un ölüme gitmesini anlatıyor.

Meursault, sırtüstü güneşlenen bir Arap’ı, Raymond’dan aldığı silahla vurarak öldürür. Mahkemede sadece insan öldürdüğü için yargılanmaz. Toplum normlarını hiçe saydığı içinde yargılanır. Avukat ister misin sorusuna bile ‘’farketmez’’ diyebilecek kadar hayattan kopmuş olan Meursault, mahkemece ölümle cezalandırılır;’’…Başkan garip bir şekilde bana, Fransız halkı adına genel bir meydanda kafamın kesileceğini söyledi. İşte o zaman, bütün yüzlerde okumakta olduğum hissin niteliğini anar gibi oldum. Saygı hissiydi galiba bu.’’

Yazgı - Zeki Demirkubuz

Kitabın en önemli özelliği kuşkusuz betimlemelerin ve tasvirlerin en üst seviyede olmasıdır;’’Etrafımda , güneşle dolup taşan hep o aynı aydınlık kırlar vardı. Gökyüzünün parıltısı dayanılır gibi değildi. Bir ara yolun yeni tamir görmüş bir parçasından geçtik. Güneş asfaltı eritmişti. İnsanın ayakları katrana gömülüyor, onun parlak yüzünde izler bırakıyordu. Arabanın üzerinde, arabacının parlak meşinden şapkası da bu siyah çamurdan yoğrulmuş gibi görünmekteydi. Mavili beyazlı gökle bu renklerin biteviyeliği – yarık asfaltın yapışkan karanlığı – arasında biraz sersemlemiş gibiydim. Bütün bunlar, yani güneş, arabanın meşin ve gübre kokusu, cilaların ve buhurdanın kokusu, uykusuz bir gecenin yorgunluğu bakışlarımı da, düşüncelerimi de bulanıklaştırıyordu.’’

Kitap 110 sayfadan oluşuyor. Hem bu yüzden hem de konunun akıcılığından kaynaklı, bir solukta okunabiliyor.

Son sözü Camus’a bırakacak olursak eğer: ‘’Hayat hiçbir şey değildir, itina ile yaşayınız.’’

* Zeki Demirkubuz 2001 yılında Yabancı’yı, ‘’Yazgı’’ ismiyle sinemaya uyarlamıştır.
Share Button
Hakan EROL

Hakkında Hakan EROL

92 yılında İstanbul’da doğdu.Kırklareli Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Müjdat Gezen Sanat Okulu Yaratıcı Yazarlık Bölümünde bir süre okudu. Yazarkafa, Ayı gibi dergilerde Duvar ve Gündemedirne gibi gazetelerde edebiyat üzerine yazıları yayımlanan Hakan Erol, uzun süredir düzenli olarak soL Haber Portalı’nda Serbest Kürsü’de yazmakta. Şimdilerde ise polisiye bir roman üzerinde çalışmakta…

Yorumlara kapalıdır