Hakan Erol: İçimizdeki Şeytan

Share Button

sabahattin-ali2

1907 yılında doğmuştur Sabahattin Ali. Türkiye’nin en önemli aydınlarındandır. Hayatı boyunca toplum yararına eserler vermiştir. Mücadeleden ve kavgadan bir an olsun geri adım atmamıştır. Öğretmenlik yaptığı sırada okuduğu bir şiir yüzünden hapishaneyle  tanışmıştır.

1945 yılında gazeteciliğe başlar. Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin ile birlikte Marko Paşa’yı çıkartır. Büyük etki yaratır. Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmadığından Marko Paşa da kapatılır, “Malum Paşa”, “Öküz Paşa” gibi değişik adlarla yeniden çıkarılır.

Markopaşa-1dönem-1946

Sabahattin Ali’nin Dağlar ve Rüzgar şiiri, Sırça Köşk,Yeni Dünya gibi öyküleri ve İçimizdeki Şeytan, Kuyucaklı Yusuf ve Kürk Mantolu Madonna romanları, edebiyat hayatımızda önemli bir yer tutar.

İçimizdeki Şeytan’da milliyetçiliği, entel geçinip hiçbir şey bilmeyen sağcı yarı-aydınları yerer, çok konuşan ama topluma, bireye, memlekete hiçbir şey katmayan bu insanları ve onların görüşlerini oldukça etkileyici biçimde anlatır.

Kitapta; Macide, Ömer ve Bedri başkarakterlerimizdir. Macide duygusal, iyi kalpli ve hayatı yeni yeni anlamlandıran bir kişilik olarak karşımıza çıkar. Ömer, iradesiz ve kişiliksizdir. Zekidir ancak aklını kullanmaktan uzaktır. Her suçu “içindeki şeytana” atmaktadır. Bedri ise romandaki en dürüst ve aklı başındaki karakterdir. İyilik yapmaktan mutlu olan bir insandır.

Ömer, Macide’yi bir vapurda görür ve ona tutulur. Onunla konuşmaya karar verir ancak en samimi arkadaşı olan Nihat onu engellemeye çalışır.

“Vapurda rezalet çıkarmak niyetinde misin?

-Ne gibi?

Kız derhal polisi çağırır ve polis senin gibi bir serseriyi karakola götürmekte tereddüt etmez. Sen dünyayı kafanın içi gibi ipsiz sapsız şeylerle dolu mu zannediyorsun Allah aşkına? Bir türlü kendine ve insanlara gözlerini açarak bakamayacak mısın? Bütün ömrün tasavvurlar, hayaller, Don Kişotça emeller peşinde koşup kendini aldatmak ve aleladeliklerden başka hiçbir şey yapılmayan bu dünyada kendinin ve başkalarının fevkaladelikler yapacağını vehmetmekle mi geçecek? Daha demin dünyada bir insan hiçbir şey yapamaz diyordun, şimdi dünyada pek az insanın yapabileceği hafifliklere kalkıyorsun. Senin alelade bir mecnundan farkın nedir anlamıyorum!”

Ömer, Nihat’ı dinlemez ve Macide’nin yanına gider ancak  gözü  ondan başka bir şey görmediğinden  kızın yanında oturan teyzesini, Emine Hanım’ı, farketmez. Teyzesi seslenince ancak kendine gelir Ömer.

“Tam kıza yaklaştığı sırada kulağının dibinde bir kadın sesi: “O!.. Ömer, nasılsın? Hiç görünmüyordun!”

(…) Ayol deminden beri buraya bakıyorsun, geleceksin diye oturup kaldım, bir türlü çeneyi kesemedin. Haydi vapurda kalacağız.”

Macide çok geçmeden babasının ölüm haberini alır. Üzerine ev ahalisiyle kavga etmesi ise iyice durumunu zora sokar. Emine Hanım ve kocası Galip Bey ile kavga ettikten sonra, gece yarısı evden ayrılır. Dışarıda onu Ömer beklemektedir. Böylece, aşklarını doyasıya yaşayacakları kendi hayatlarına çekilirken bir yandan da geçim sıkıntısı dertleri başlayacaktır.

Geçim sıkıntısı yüzünden ay sonunu getiremez olurlar. Ömer memurdur, Macide ise konservatuarda okumaktadır. Ömer yaptığı her hatayı “içindeki şeytana” yıkar:

(…) Bir kere parasızlığın büsbütün tesirsiz olduğunu nasıl söylerim? Her şeyin başlangıcı o… Sonra içimdeki bu melun şeytan… Her şeyi imkansızlığı nispetinde bana cazip gösteren, beni olmayacak şeylerin hasretiyle kavuran bu korkunç his…”

Ömer, veznedar Hüsamettin Efendi’den utanarak sıkılarak para ister. Profesör Hikmet de ara sıra Ömer’e para verir. Profesör Hikmet’ten aldığı paralar, Ömer’i her geçen gün ona daha fazla bağlar:

“Yanına oturduğu Profesör Hikmet, Emin Kamil’den kalan kızın başını masaya dayamış, kendisi de iskemlesine yaslanmış, geğirip duruyordu. Macide’yi görünce gülümsedi. Elini genç kadının boynuna atmaya kalktı. Muvaffak olamayınca mırıldanmaya başladı:

Ne olur sanki, hanım kızım… Sen bizim hemşiremiz sayılırsın! diye bir şeyler söylüyor ve korkunç tırnaklı elleriyle Macide’nin oturduğu iskemleye tutunuyordu. Bu sırada genç kadının gözleri kocasınınkilerle karşılaştı. Bir müddet bakıştılar.

inner_demons_by_meishkabokeh-d5rexda

Ömer karısının bakışlarından bir sual manası çıkardı. Nedir bu hal Ömer? Bu herife neden ağzının payını vermiyorsun? demek istediğini zannetti ve ona doğru eğilerek, hayret verecek kadar ayık ve düzgün bir sesle yavaşça:

Ne yapalım karıcığım! Dedi. Halini görüyorsun.. Kendinde değil… Aynı zamanda hocamdır… Değil ya… Öyle sayılır… Sonra… Nasıl söyleyeyim… Sesini daha alçaltarak ilave etti: Benim huyumu bilirsin… Kendisine on on iki lira borcum var… Nasıl tersleyeyim?”

Nihat, İsmet Şerif, profesör Hikmet, Şair İsmet Kamil, Muharrir Hüseyin gibi isimler kitaptaki entelektüel gevezeleri oluşturur. Milli duyguları yüksek, akıldan yoksun gençleri çevrelerine toplayarak her türlü pis işe girişirler. Ömer bu arkadaş çevresine iradesizliğinden dolayı hiçbir zaman “hayır” diyemez.

Bedri ise Macide’nin Balıkesir’den hocasıdır. Birbirlerine karşı o zamanlar bir şey hissetmiş olsalar da, hiçbir zaman bunu açıklamamışlardır. Bedri başka okula tayin olunca, uzun bir müddet birbirlerini göremezler. Bir sazlı söyleşide birbirlerine rastlarlar. Ömer’le sıkı dost olan Bedri, bu tesadüfle yıllar sonra tekrar Macide’yle görüşmüş olur.

Macide, Ömer’le yapamaz olur artık. Ona bir mektup yazar ve ayrılma niyetini ortaya koyar. Her defasında Ömer’in düzelmesini beklerken, daha da bataklığa giden Ömer’e artık tahammül edemez olmuştur. Ancak mektubu ona veremeden kötü bir haber alır. Ömer, arkadaş çevresinin pis işlerinden dolayı hapse girmiştir. Diğerlerinin suçu sabit olsa da, Ömer erken salıverilecektir; çünkü hiçbir suça bulaşmamıştır sadece “arkadaş kurbanı” ve iradesizliğinin esiri olmuştur.

Sabahattin Ali

İki hafta hapis yatan Ömer, Macide ve Bedri’yle sık sık görüşmeye başlar. Hapisten çıkacağı gün görüşmeye sadece Bedri’yi çağırır ve “içindeki şeytana” da söver:

“Bedri… Kısa kesmek lazım. Vaktim yok. Beni hiç itiraz etmeden dinle. Beni seviyorsan –ki bunu bilmem- ve Macide’yi seviyorsan –ki bunu tahmin ederim- dediklerimi yaparsın.

(…) Kendilerini derecesiz bir zeka ve kabiliyete sahip sayan arkadaşların arasında, mukaddes  ve mağrur bir aptallığa sırtımı vererek yaşıyor ve sırf bununla mühim bir şey yaptığımı sanıyordum. Ne gayem, ne düşüncem vardı. Zekam bütün kuvvetini, içinde bulunduğu ana sarf ediyordu.

(…) Fiillerimin  daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu…. İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…

(…) Ben bugün tahliye edileceğim!.. dedi. Müddeiumumilikten emir geldi, tevkifhane müdürü muamelesini yapıyor… Şimdi çıkacağım… Onun için Macide’yi geri çevirdim… Beraber çıkıverirsek belki ayrılamam diye düşündüm. Yoksa onu son bir defa görmek isterdim. Hem ne kadar isterdim…”

Sıradan bir aşk romanından çok insanın kendisiyle olan mücadelesini anlatan bu roman S.Ali’nin  farklı çevreler tarafından tehdit edilmesine ve  onların açtıkları davalarla uğraşmasına yol açmıştır.  En başta da dediğimiz gibi; hayatı bir kavgayla geçmiştir Ali’nin…

İçimizdeki Şeytan, kolaycılığa, karşı bir duruştur aynı zamanda…

Sabahattin Ali’nin dünya görüşüne katlanamayan ve onu katleden zihniyete inat bugün daha gür bir sesle onun eserlerini okuyoruz ve asıl şeytanın “içimizde” olmadığını, “dışarıda” gezen, yürüyen, iki ayaklı, insan görünümünde olduğunu biliyoruz! Tıpkı Sabahattin Ali’yi katledenler gibi…

cropped_content_sabahattin-alinin-kizi-filiz-ali-habire-dusunuyorum-nerede-acaba_3w59Dx580mzq0H2

Share Button
Hakan EROL

Hakkında Hakan EROL

92 yılında İstanbul’da doğdu.Kırklareli Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Müjdat Gezen Sanat Okulu Yaratıcı Yazarlık Bölümünde bir süre okudu. Yazarkafa, Ayı gibi dergilerde Duvar ve Gündemedirne gibi gazetelerde edebiyat üzerine yazıları yayımlanan Hakan Erol, uzun süredir düzenli olarak soL Haber Portalı’nda Serbest Kürsü’de yazmakta. Şimdilerde ise polisiye bir roman üzerinde çalışmakta…

Yorumlara kapalıdır