Vecdi Uzun: Hamid Alioğlu ile Söyleşi…

Share Button

FB_IMG_1541252706417

“Bir sanatçının yeni işler üretebilmesi için yeni şeyler görmesi şartıdır.”

                                                                                                                Hamid Alioğlu.

 Kendinizden, yaşam ve sanat süreçlerinizden bahseder misin?

1980 yılında Salyan şehrinde doğdum. Azerbaycan   kayıtlarında adım  Hamid Maharramov  olsa da, burada aileden gelen  soyadımı kullanmaktayım. Sanatçı ailede doğup büyüdüm ve babam ressam olduğu için onun ürettiği resimlerinin karşısında terbiye aldım.

Çocukluk dönemlerinde başlayan sanata olan tutkum sonucunda sürekli resim çizdim. Bu resimlerim bana çok mutluluk ve huzur veriyordu.  Doğaya bakarak yaptığım suluboya resimler ile ortaokul sergilerine katılıyordum. Sanata karşı olan sevgim sonucunda sanatçı olmayı amaç edindim. 1995 senesinde Güzel Sanatlar Kolejini kazandıktan sonra 1997 yılında zor şartlarda henüz kolej öğrencisi iken kendi atölyemi kurup çalışmaya başladım.  Üstelik öğrenci için bu atölyeyi açmam çok zor oldu.  1999 yılında mezun olduktan sonra Azerbaycan Devlet Güzel Sanatlar Akademisinin Resim bölümünü kazandım.  Eğitim sürecinde profesör ressamlardan Azerbaycan’ın halk ressamı Böyükağa Mirzazade ve Emektar ressam Farman Qulamovun atölyesinde eğitimimi devam ettirdim. 2004 yılında Mezun olduktan sonra tam profesyonel olarak sanat hayatına atıldım.

01

Başlangıçtan bugüne gelirken resim sanatında hangi yollardan geçtiniz?

“İyi sanatçı olmadan büyük sanatçı olamazsın.” İfadesi ben dâhil birçok sanatçıyı etkilemiştir. Sanat âleminde yaratıcı bir uğraşla meşgul olan herkes ilk işe kopyalamakla başlar, taklit ederek öğrenirler. Bu bir çıraklık işi gibidir. Öykünmeden önce kopyalaman gerekir. O yüzden ressamlar kariyerlerinin erken dönemlerini müzelerdeki başyapıtları kopyalayarak geçirir. “İyi sanatçı olmadan büyük sanatçı olamazsın.” ifadesi bu kelimeleri kanıtlamaktadır. Temelleri iyi sağlayabilmek için bu dönem bir geçiş dönemidir. Biz de bu geçişleri yaptık ve bu yollardan geçtik.

Bir şeyi iyi bilmen için iyi algılaman gerekir. Hatta Apple’nin kurucusu Steve Jobs “İyi bir sanatçı kopyalar” diye ifade eder. Heykeltıraş Henry Moore da “Biz Apple’den büyük fikirleri çalmadan asla çekinmeyiz” demiştir. Genç ressam için çalmak tümüyle başka bir mesele, ama büyük bir yükün altına girip,  ona sahip olup nereye kadar taşıyabileceği işin asılıdır.  Önemli olan bildiğin değildir, bildiklerini nereye kadar yürütebileceğindir.

02

Şu an Ankara’da yaşayan Azerbaycanlı bir ressamsınız. Türkiye’ye ve Ankara’ya yerleşme kararınız nasıl ve hangi şartlar altında aldınız? Beklentiniz nedir?

Daha iyi yaşamak, ya da hayata bakış tarzını değişmek için başka bir memlekete yerleşirsiniz. Bunu yapabilmek için değişikliğe ve bu değişikliğin yaratacağı tüm zorluklara hazır olmanız gerekir. Memleket değiştirme için şartların hepsinin mükemmel olmasına bakmayarak başka memlekete yerleşmek hiç de kolay bir iş değildir. Her şeyi tekrar sıfırdan başlamak ve yeni bir hayat kurmak için büyük cesaret veya ideal sahibi olmak gerekir. Özellikle değişiklik yapma arzusu bir sanatçı için çok önemlidir.

Türkiye ve Azerbaycan Türkleri bir millet iki devlet olsak da;  temelde bir, ama detaylarda iki ayrı kültüre sahip bu coğrafyada evrensel kültürü birlikte paylaşıyoruz. Memleket değişikliğinde bu husus büyük etken olmuştur.

Türkiye’de sanat çevresi büyük olduğu için sanatçılar galerilerde kolaylıkla eserlerini sergileyebiliyor. Bu bir sanatçı için çok iyi bir fırsattır. Türkiye’nin bize göre bu farklılığı için çok sevindim.  Türkiye bize göre sanat konusu başta olmak üzere birçok alanda çok gelişmiş bir ülke olduğunu yıllar öncesi sezdim. Türkiye’ye taşınma fikrim yıllar öncesinden vardı, ama o zamanki şartlar uygun değildir. 2001 yıldan başlayarak sergilere ve etkinliklere katıldığım için Türkiye’ye sık sık gelip gidiyordum. O zaman İstanbul’a taşınmayı düşünürken,  daha düzenli bir şehir ve başkent olması nedeniyle tanıyınca Ankara’ya taşınmaya karar verdim.

03

Türkiye’de yaşayan bir sanatçı olarak ne yapmayı planlıyorsunuz?

Bir sanatçının yeni şeyler üretebilmesi için yeni şeyler görmesi, yaşaması ve düşünmesi şartıdır. Yeni bilmeyen yeni şeyler üretemez. Yenilenme çizgimi sürekli okuyarak ve araştırarak diri tutmaya devam edeceğim.

Sanatseverlerin karşısına sıradan ve bilinen çalışmalarla değil, sanat değeri güçlü eserler ile çıkmak ve sanatseverlerin bu eserleri anlamak için biraz düşünceye sevk etmeyi ilke edindiğim için bu doğrultuda çalışmaktayım.   Sanat evrensel olduğundan için dünya sanat piyasasında yer almayı düşünüyorum. Bunun için çok iddialıyım ve başarabileceğimden eminim. Çünkü çalışmalarımın her birinin arkasında cesaret vardır. Sanat sürekli olarak sanatçıdan cesaret talep eder.  Eğer cesaretin yoksa yaratabileceğin bir iş de yoktur.

Türkiye’de yapacağımız proje sergisi üzerine bir grup oluşturacağız ve buradaki sanatçılarla modern sanat eserleri,  enstalasyonlar, video artlar vb. eserler sergileyeceğiz. Proje sergileri kavramlar altında ve her sergi bir kavram çerçevesinde düzenlenecektir. Farklı kültüre sahip olan ve dünyayı farklı şekilde kavramasını bilen sanatçılar sergide yer alacaklar.

Şu an bazı  Uluslararası sergilere  bireysel olarak katılmam için teklifler aldım. Bunların içerisinde Paris de vardır. Bu teklifi değerlendirdikten sonra hazırlıklara başlayacağım.

04

Sanatın evrensel olduğundan hareketle gelecek dönemde Dünya sanat piyasasında yer alabilmek için neler yapıyorsunuz?

Dünya tarihinde birçok sanat kavram ve akımı ortaya çıkmıştır.  Bu akımların bir kısmı dönemize kadar gelmiş, bazıları da yok olmuştur. Son iki asırlık dönemde ortaya çıkan ve bugüne ulaşan kavramlardan biri de soyut sanat kavramıdır.  Dünya sanat piyasasında “ÖZ” sözünü söylemiştir.  “Öz” olan soyutu kavramını temsil eden sanatçılar artık dünya sanat tarihinde kendi isimlerini yazdırmıştır. Su an öyle bir döneme geldik ki;  insanlar birçok şeyleri kavramaya ve kavramlar üzerinden anlatmaya başladılar.

Teknoloji geliştikçe insanlar her konuyla ilgilenmeye başladılar. “Hareket varsa, hareket verici de vardır” Teknolojiler insan zihninin üretimidir. Zamanı yakalayabilmek için çok hızlı düşünmek ve üretmek gerekir.

Sanat basit olmadığı için bazı insanlar kavramakta zorluk çekmektedir. Hayat somut ve materyalist olup,  soyut kavramını kavramı anlamak çok zor daha fazla düşünmek gerekmektedir.  Yeterli sanat ve felsefe bilgisine sahip olmayanlar soyut sanat kavramını anlamakta güçlük çektiği için pek kolay sevemez.

Bir sanatçının yeni şeyler üretebilmesi için yeni şeyler görmesi şarttır. Yeni şeyleri görmeyi bilmeyen yeni şeyler gösteremez. Gelecek dönemde evrensel sanat dünyasında ve dünya sanat piyasasında yer alabilmek için dünya sanatını araştırıyor ve kendime özgün bir stil yaratıp,  dünya müze ve müzayedelerinde eserlerimi sergilemeyi planlıyorum. Sanat her şeyi söyleyebilme, her şeyi yeniden yaratma ve yalnız kendinin olan bir sitil yaratabilme özgünlüğüdür. Bunları gerçekleştirebilmek için Türkiye benim için iyi bir başlangıçtır.

FB_IMG_1539797537080

Türkiye ve Azerbaycan’daki sanat eğitimi, uygulaması, sanatçı tavrı, galeri-sanatsever ilişkisi başta olmak üzere benzerlikleri ve farklılıklar nedir? Azer eğitiminden temel eğitimden başlayarak Rus resminin büyük ağırlığı olduğu söylenir. Bu konuda düşünceniz nedir?

Rusların büyük sanat okulu ve eğitim sistemi vardır.Sankt Peterburgda İ.E.Repin isimli Ressamlık Heykeltıraşlık Akademisi.Bu okuldan sanat tarihine imza atmış çok kişi yetişmiştir. Bu okulu bitiren çok güzel resimler üretebilen çok sayıda yeni nesil gençler var. Azerbaycan ressamlardan da o okulu çok sayıda bitirenler olmuştur. Bazıları Azerbaycan’ın ünlü isimlerindendir.

  1. yüzyılda Azerbaycan’da şimdiki dil ile ifade etsek Yüksek meslek okulu vardı ki, bu yüksek meslek okulunu bitiren tam profesyonel sanata atanırdı. Bu okuldan Başkent olan Baküde Ezim Ezimzade isimli Ressamlık Yüksek Meslek okulu mezun olan öğrenciler Rusya’nın en büyük sanat akademilerini kazanırdılar.

Bu Sovyet mektebi dönemimize kadar gelmektedir. Rusya’da eğitim alan sanatçı ressamlar memleketlerine döndüklerinde, kendilerine bir tarz yarattılar. Temeli Sovyet ressamlığı olsa da, 20. yüzyılın başlangıcında Azerbaycan’da yeni bir Abşeron mektebi yarattılar. Bizdeki birçok sanatçı Abşeron mektebinden yetişmiştir.

  1. yüzyıldan dönemimize kadar gelmekte olan Azerbaycan’da Ressamlar İttifakı denilen bir sanatçılar kurumu vardır. O zamanlar bu kuruma üye olmak hiç de kolay değildi. Üç bin üyesi olan bu kurum halen faaliyetini sürdürmektedir.

Bu dönemde Azerbaycan’da sanatçı tavrı çok değişti. Sanata ilgi azaldı. İnsanlar artık sergileri eskisi gibi çok gitmiyorlar, sergiye gidenler de yalnız sanatçılar oluyor. Alışveriş merkezlerinde veya kafeteryalarda gördüğün kadar insanları sergilerde göremezsin. Bakü’de galeri sayısı çok azdır ve toplamı 4-5 galeri vardır. Bunlarında sanat adına bir iş yaptıklarını i göremezsin.  Bu galerilerin sadece oturdukları yerde uyuduklarını ve sanat adına bir şey yapmadıklarını düşününüz.  Bunları hem kendi ülkem adına, hem de bir sanatçı olarak sanat adına çok üzülerek söylüyorum.

Türkiye’de eğitim çok iyi durumda olup,  sanat, kültür hangi konuda farklılığın sorarsanız,  ben Türkiye’yi çok beğeniyor ve çok takdir ediyorum. Türkiye’nin bu konuda gelişimi takdire şayandır.

 ha1811-10

Sanata bakışınızı ve buradan hareketle çalışmalarınıza yansıtma tarzınızı anlatır mısınız?

İlk önce sanatçının hayata bakış şekli değişmelidir. Ne zaman dünyanı farklı şekilde kavrarsan, farklı şekilde bir üslup yaratmış olursun. Çünkü farklılık bir tarz ve bir özgünlüktür.  Özgünlüğü bir yaşam tarzı olarak da düşünmek gerekir.

Yaşam tarzı, hayat tarzı, dünyayı kavramak tarzı sanatçı için en önemli üsluplardan biridir. Bunlar sanat eserlerinde insan ruhunun yansımasıdır. Aslında sanatçı tablolarında kendini yansıtır. İnsan kendini bilmelidir ki; bunu tablosuna yansıtsın.

“Ey insan; Sen küçük değilsin sen büyüksün, ne kadar küçük olsan da, manaca büyüksün.”  ifadesi eserlerimdeki özgün düşünce tarzının yansımasıdır.

Ben kâmil insan olmak için değil,  eserlerim kâmilleşsin diyerek eserler üretiyorum. “Küçük insanlar için dünya büyük, büyük insanlar için dünya küçüktür” kavramı altında sanata bakış tarzım ve çalışmalarımdaki yansıtma tarzımda budur.

IMG_20181211_174034_3

Ağırlıklı olarak soyut çalışan bir sanatçısınız.  Resminizi nasıl özetleyebilirsiniz? Resimlerinizle vermek istediğiniz mesaj nedir? Bunları nasıl kullanıyorsunuz? Son dönem yaptığınız bir resmi veya seriyi ele alarak buradan resminiz ile ilgili bir anlatım yapabilir misiniz?

Resimlerimde kendimi ifade edebilmek için, arxetipime (Temel öge)  başvuruyorum. Arxetip kendi kendini tasvir edemez, o şuurda kendisinin sonucu olarak obraz (imge) ve idea şeklindedir. Benim ifade etmekte olduğum gölge arxetipi; insan hayatının karanlık tarafı ile eşittir. Nasıl yürüdüğümüzde gölgemiz bizi izliyorsa, kendi içimizdeki karanlık gölgemiz de daima bizi izlemektedir.  S.Freud’in da ifade ettiği gibi orta cins  “o” anlayışa uygun gelir.

Resimlerimde kullanmakta olduğum bu uygulamalar onların bir parçasıdır. Bu uygulamalarda en önemli olan dünyanın görünüşünü bilerek benden sonra arkada eser bırakmaktır. Eserlerimdeki mesajların cevabını kendi içimde biliyorum.  Bu da onun görünüşü değil, görsel saf kurallara uyarak bunun bir deneyimin içinde olduğunu kanıtlamaktır.

TP5B0166

Sanatın Soyut ve gerçekçi uygulamalarının bir birine rakip olup olmadığı resmin figüratif resimden başlayıp soyuta kadar uzanan geniş bir yelpaze olduğu konusundan hareketle soyut resim hakkındaki düşüncelerinizi detaylı alabilir miyiz?

  1. yüzyıl dönemine kadar olan birçok ressamlar tam figüratif resimler yapsa da, aralarında soyut çalışan çok az sayıda önemli ressamlar da vardır. Bir süre sonra zamanın ruhu değişti ve bu değişme sanata da yansıdı. Zaman bu aşamayı geçerek soyut kavramları daha çok konuşur hale gelince sanata da yansıdır.

Gerçekçi sanat uygulamaları soyut sanata rakip olmayıp,  tam tersi onun gelişimine zemin hazırlamıştır. Eğer bunlar bir birlerine rakip olsalardı,  o zaman Soyut kavramı ortaya çıkmazdı.  Soyut sanat;   tarih içinde birçok aşamalardan geçip,   dünya gerçeklerini arkada bırakıp “ÖZ” sözünü söylemiş bir tarzdır.

1914-1918 yılları arasında arka arkaya birçok büyük akım ortaya çıksa da,  Birinci Dünya Savaşı bu gelişmenin önünü keserek ressamlar nispeten dağılmasına yol açmıştır.

1920 yılları ve ve  20. yüzyılın başında Avrupa’nın birçok ülkesinde farklı ressamların başlattığı “Absıre” sözcükleriyle de ifade edilen soyut sanat kavramı yaratılmıştır. Bu günün ifadesiyle söylersek;  soyut sanat resminin önemli ressamı Rus ressamı Vasiliy Kandinskiy 1910 senesinde ilk sulu boya resmini yapmıştır.  Ortaya çıkmakta olan bu yeni kavramlar daha sonra hem sanatçıları hem sanatseverleri etkilemeye başlamıştır. Zaman sanat kavramı ve buna bağlı olarak felsefe, mantık ve estetik değerlerde sürekli değişiklik yapabilir.

Soyut kavramı;  her şeyden evvel zihinsel bir olay olup,  tabiatın taklidinden uzaktır. Bu akım içinde olan sanatçılar doğanın taklit edilmesi düşüncesini reddetmiştir. Amaçları eserlerinde estetik duygu ve heyecanı ortaya çıkarmaktır. Bir resmin soyut olabilmesi için doğa gerçeğiyle tüm ilişkilerini kesmiş olması şarttır. İzlenimciler resim yaparken doğaya bakarlardı, soyut resim yapan sanatçı ise kendi içine bakmaktadır. Bu durumda soyut sanatın başlangıcı doğadan geldiği halde sonu ise doğadan tamamen uzaklaşmıştır. Hiç bir zaman soyut sanat doğayı ortadan kaldıramaz,  sadece doğayı başka türlü anlatır ve doğada yer almayan şekil ve farklı renklerin bir uyum içinde bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Bunun bir deney olduğunu kanıtlarlar.

Soyut sanat kavramında sanat felsefesinin ne demek olduğunu ”Maddesel dünyada değil de maddesel olmayan dünyada yasıyoruz. ” mantığını anlarsak soyut sanatın gerçekçi olduğunu anlaya biliriz. Bir resimde günlük gerçek görülmüyorsa artık o resim soyuttur. Genel anlamıyla doğada var olan gerçek nesneleri betimlemek yerine, biçimler ve renklerin, temsili olmayan veya öznel kullanımı ile yapılan sanata soyut sanat denir. Bu durumda işlenen nesneler aslında nesne de değildir. Sanatçının amacı çizgi ve renkleri düzenli bir biçimlerle bedii estetik ve duygusal heyecanını yüzey üzerine yerleştirerek kompozisyonlar elde etmeye amaç edinir ve resimde saf kompozisyon ve renk elemanlarından yararlanılmaktadır.

TP5B0171

Türkiye’de yaşayan hem yabancı, hem de bir genç ressam olarak yaşadığınız sıkıntılar nedir?

Artık beş aydır Ankara’dayım. Burada yeni olduğum için bazı sıkıntılarım olabilir. Bunlar beni hiç bir zaman endişelendirmiyor.  Ben mücadeleci insan olduğum için zamanın her şeyi yakında yoluna koyacağından çok eminim.

Sanatta özgünlük konusu hakkındaki düşünceniz nedir? Özgünlüğe doğru yol alırken yapmanız gereken ve izleyeceğiniz yol nedir?

İlk önce özgürlük anlayışını iyi bilmek lazımdır. Bir Sanatçı kendisi özgür olursa o zaman sanatçının yaşamı da özgün olabilir. İşte bu anlamda özgünlüğü bir yaşam tarzı olarak düşünmek de mümkündür. Eğer bir sanatçı yeni bir tarz getirmişse, onun eserlerindeki farklılık tarzı hemen akla geliyorsa o sanatçı özgün bir üslup yaratmıştır demektir. Onun için sanatta özgün olmak en olağanüstü bir şeydir. Çünkü sanat eserleri insan ruhunun yansımasıdır.

TP5B0177

Sanat, sanatçı ve ressam kavramlarının içeriği ve farklılığı nedir?

Dâhiler “ Sanat düşünebilen, gerçeği görebilen, toplumu anlayabilen insanların işidir.” Demiştir.  Bu da toplumların gelişmişlik düzeyiyle alakalı bir durumdur. Bir toplum sanatta ne kadar gelişme gösterirse kendine o kadar geniş gelişme ortamı sağlamış olur. Çünkü sanat olgusu içinde bulunduğu toplum sayesinde şekillenir.

“Sanatçı düşünen bir insan sanatkar mıdır? “ diye, kendimize sual edersek buna cevabım hayır olacaktır. Çünkü her yaratıcı düşünce e sanat olmadığı gibi, her yaratıcı düşünen de, sanatçı değildir. Sanat için zaman ve ortam da önemlidir. Çünkü her sanatkârın farklı bir anlatım gücü vardır. Hepsi farklı kaynaklardan beslenir, ancak bu farklılıkları onların yollarını da farklı olduğunu gösteremez. Onlar aynı özgürlük yolunda farklı adımlarla yürüyen bir özgür savaşçılardır.

Ressamlar yaratanın yaratıcılarıdır.

Başta resim olmak üzere sizi ve sanatınızı etkileyen sanatçılar kimlerdir? Türkiye’de dikkatinizi çeken sanatçılar kimlerdir?

Her bir sanatçını etkileyen ve izlediği bir sanatçısı olmalıdır. İlk önceleri onu taklit etmekle başlar, sonradan kendilerine bir özgün yol çizseler de daima onu izleyicilerinden olur. Daha önceleri beni birçok dünya ressamları etkilemiştir. Bunu bir dönem aşamasında değişmeli oldum. Hala dünya kültürünü izlenimcisiyim. Şimdi daha çok dikkatimi çeken Amerikan sanatçılar olup, onların sanatını izlemekteyim. Bu sanatçılardan Josef Albers, James Bishop, Barnet Newman,Mark Rothko vb

Türkiye’de dikkatimi çeken ressamlar Fikret Mualla, Ferruh Başağa, Halil Dikmen, Bedri Rahmi’dir.

Önümüzdeki dönem yurtdışı ve yurt içi sergileriniz hakkında bilgi verir misiniz?

İlk önce önümüzdeki dönemde yurtiçinde Çağdaş Sanatlar konseptine uyum sağlayan bir yurt içi ve Yurt dışı sergi planlıyorum. Bunların içerisinde Paris de vardır.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

İlk önce bir şeyi arz etmek istiyorum ki; Gençler her zaman önemsenmelidir. Türkiye’de sanatın gelişmesi için çaba gösteren sanatseverlere, gençlerin her zaman arkasında olanlara, onların sanatına değer veren sanatseverlere saygı ve şükranlarımı sunuyorum.

Share Button
Vecdi Uzun

Hakkında Vecdi Uzun

1959 Mersin Doğumludur. İşletme Fakültesi mezun olup, uzun yıllar Banka ve Finans sektöründe üst düzey yönetici olarak çalıştı. Halen bir dış ticaret şirketinin ortağıdır. Yayınlanmış romanları ve bazı resim sanatçıları anlatan biyografik kitapları bulunmaktadır. Şu an düzenli olarak çeşitli gazete ve dergilerde başta “Genç Ressamlar” olmak üzere plastik sanatçıları tanıtıcı yazılar yayınlamaktadır.

Yorumlar kapatıldı.