Volkan Karabağ: Resimde İçerik ve Biçim Sorunsalı* (2)

Share Button

4. Sanat Yapıtı

Sanatta içerik sorunu iki yanlı ele alınmaktadır. Birincisi, sanatta yansıyan gerçeklik, ikincisi, bu gerçekliğin sanattaki yansımasının sahip olduğu içeriktir. Bu iki yan birbirlerine sıkıca bağımlıdır fakat birbirleriyle de karıştırılmamalıdır. Bunların sınırlarını belirleyebilmek için bilimsel öğretide estetik iki kavrama başvurmaktadır; konu ve içerik.13 (Ziss, Avner, 2016: 92).

Bir sanat yapıtı, uzun karmaşık ve çelişmeli bir yaratıcı sürecin sonucudur. Duygusal algılamaya açık, tüm kendi bileşken yan ve katları ile yönlerinin içsel bir birliğini, bölünmez bir bütünü oluşturur. Ama, kuramsal bir çözümlemede, bu bütünlüğün parçalanarak, yapıtın kendi bileşken yanlarına ayrılması gerekir; yoksa, yapıtın kendi iç kuruluşu başka türlü anlaşılamaz. Sanat yapıtı üstünde öyle bir çözümleme yaptığımız zaman, karşılaştığımız ilk şey, sanat yapıtının bir içeriksel, bir de biçimsel yanı olduğudur.14

Örneğin; Rus Çarı I. Petro Anıtı’nın altlığı, Petersburg yakınlarında çıkarılmış, büyük bir granit kütlesinden yapılmış. İçerik ve biçim olarak som bir maddi nesnedir bu taş kütlesi; fakat anıtın altlığı haline geldikten sonra, kendi maddesel yapısını korumakla birlikte, üstündeki atlı süvari heykelinin manevi anlamına ilişkin, dinamik bir figür ve  düzenlenme niteliği kazanmıştır. Bir kaya parçası, bir sanat yapıtı haline dönüştürülmüştür. Sanatçı, eserine eklediği ve çıkardığı şeylerle bu taş parçasının içeriksel anlamını oluşturacak biçimde, kendi estetik düşüncesinin taşıyıcısı haline getirmiştir; bu kaya parçasının maddi kılıfı, bu içeriği cisimleştirecek araç, onu dile getirecek biçime dönüşmüştür.15 (Kagan, S. Moissej., 2008: 395-396).

Hegel’in kavram üretme süreçleri teorisine de değinerek konu ve içerik ile ilgili olarak şöyle bir örnek de verebiliriz;

René Magritte 1958 yılında “Hegel’in Tatil Günü” tablosunu yapmıştır, tabloda bir şemsiye üzerinde duran yarım bardak su vardır; bize neyi anlatmaktadır? Hegel’in soyutlama ile ilgili tanımları bu tabloyu daha anlamlı hale getirmektedir. Hegel felsefesinde kavramlarla nesnesi arasında doğrudan bir ilişki bulunmamaktadır. Nesneler kavramdan sonra gelmektedir, önce düşünce vardır, kavramlar dünyası vardır ve onlar var oluşa geçerek bildiğimiz evreni oluşturmaktadır. Fakat bunları elde etmek için düşüncenin bilinç düzeyine yükselmiş olması gerekir. Süreci anlamak için bilinçli insan varlığına ihtiyaç vardır, dolayısıyla mutlak düşüncenin evriminin son noktası insan beynidir, Hegel ise kendi felsefesi olduğunu söylemiştir.

Bu tabloda yaşlı Hegel’in (bastondan bir şemsiye olduğu için yaşlı olduğu düşünülmektedir) tatil günü gezintiye çıktığını ve o sırada yağmur yağdığını aşağı yukarı anlayabilmekteyiz. Burada şemsiyenin tepesindeki yarım bardak su neyi anlatmaktadır? Ve Hegel tablonun neresindedir?

Hegel felsefesinde insan yoktur insanın erimi yoktur değiştirici gücü yoktur düşünce insansız da vardır ama kavranması insan aracılığı ile olur. Gerçekliğe ulaşması insan bilinciyle olur. Ama felsefede insan yoktur bu nedenle Hegel burada görünmemektedir. Şayet olsaydı felsefesini tamamlatmış olamayacaktı. Yarım bardak su bir kavramdır aslında yağmurun kavramıdır; kendisi değildir, düşünce süreçlerinden süzülerek çıkmış olan ve yağmurdan arta kalandır ve yağmuru düşünmemizi. Aslında bu tablo bütün Hegel felsefesini iki nesneyle anlatmıştır ve soyutlamanın üst düzeyde bir ifade şekli olduğu düşünülmektedir.

Bu tabloda dikkati çekecek başka bir nokta daha vardır o da tablonun arka rengi, hafif kırmızımsı olan renk; gün batımının rengine benzemektedir. Hegel şöyle der:

“Minerva’nın baykuşu gün battıktan sonra öter”

Minerva’nın baykuşu felsefeyi temsil etmektedir. Felsefe doğası gereği sadece olaylar bittikten sonra konuşmaktadır. Bir şeyler cereyan ederken hayat sürüp giderken, olaylar olurken felsefe yapılamamaktadır. Tamamlanmış süreçler hakkında konuşmaktadır felsefe, ancak o zaman kavramı, net, doğru yönteme uygun bir şekilde soyutlamış ve elde etmiş olabiliriz. Gün batmış ve felsefe yapma zamanı gelmiş. Hegel şemsiyesini almış gezintiye çıkmış tesadüf ki yağmur yağmış burada soyut ve somut ilişkisini en az unsura indirgeyerek anlatmaktadır René Magritte.

Bir sanat yapıtının içeriğini, o sanat yapıtında yansıyan yaşam olarak gören tasarım ve tanımlamalar kadar, sanatçının kendisini dile getirişi olarak gören bütün düşünceler de yanlıştır. Bir sanat yapıtının içeriği, onun kendi içinde barınır; onun dışında bir yerde, dıştaki dünyada ya da sanatçının bilincinde barınık değildir. Bir yapıtın içeriği, kendi biçiminin anlamıdır, onu oluşturan gösterge sisteminin yüküdür, yapıtın tüm görüntüsel dokusu içinde barınan ve ordan çıkan manevi bildirimdir16

4.1. İçeriğin Yapısı

Sanatsal bildirişimin ikili özelliği, yani bilgisel ve değerlendirici özelliği o yapıtta tema ile şiirsel düşüncenin diyalektik birliği olarak, somut bir yapıtın içeriğinde kendini belli eder.17

Öncelikle “tema” kategorisi ile “konu” kategorisi arasındaki temel ayrımı yaparak sanat yapıtındaki içeriğin tematik düzeyini çözümlemeye geçmek gerekmektedir. Konu, resimde, tiyatroda vs. canlandırılan somut olaydır; Gorki’nin de belirtmiş olduğu gibi, yapıt kişilerinin somut eylemleri ile karşılıklı etkileşimleridir18

Konu ancak sanatçının tutumuyla öz aşamasına yükselebilir, çünkü öz yalnız neyin sunulduğu değil, nasıl sunulduğu, nasıl bir ortamda, ne derecede toplumsal ve bireysel bir duyarlılıkla sunulduğu demektir. “Hasat” gibi bir konusevimli bir kır yaşantısı, kalıplaşmış bir günlük yaşayış resmi, insanlık dışı bir sıkıntı ya da insanın doğa üzerindeki zaferi olarak işlenebilir: her şey sanatçının görüşüne, yönetici sınıfının sözcüsü gibi mi, duygulu bir tatil ressamı mı, öfkeli bir köylü mü, yoksa devrimci bir toplumcu gibi mi konuştuğuna bağlıdır.19

Tema ise, anlatılmak istenen şeyin kendisi, o yapıtta tartışılacak etik, siyasal, dinsel, felsefi ve estetik türden, özgül bir yaşamsal sorundur; yapıtta ortaya atılacak ve bir şekilde yanıtlanacak, yaşamın içinden alınma bir sorudur20 (Kagan, S. Moissej., 2008: 396).

“Tema” kavramı, daha genel olan, daha genel anlamda bir şeyi; “konu” kavramı ise, daha tikel olan, somut olan bir şeyi kapsar. Konu bir hikaye okuduğumuz, bir resme baktığımız, sahne ya ada perdede bir oyun izlediğimiz zaman, doğrudan doğruya algıladığımız dış eylem’dir; tema ise, görmesek de, işitmesek de, kavramamız gereken doğrultuda, bir eylemin iç anlamıdır.21

4.2. Biçim – İçerik İlişkisi

Biçimin temel bileşkenleri ile bunların bağlantılarını incelemeden önce bir sanat yapıtının biçiminin, aynen içeriği gibi, çok yönlü, karmaşık ve kendi içinde çelişkili bir kuruluş olduğunu, genel hatlarıyla sanatta biçim ile biçimin içerikle ilişkisi üstüne bilimsel maddeciliğin ilkelerini formüle edip günümüz burjuva estetiğinde egemen olan biçimci anlayışın karşısına koymamız gerekmektedir22 (Kagan, S. Moissej., , 2008: 406).

Diyalektik maddeci düşüncenin tezlerinden yola çıkan bilimsel maddeci estetik, bütün diğer olaylarda olduğu gibi, sanatta da biçimin, her şeyden önce içeriğe bağımlı, onun altında yer alan ve ona hizmet eden bir öğe olduğunu kanıtlamaktadır. Biçimci estetiğin temsilcileri ise, bunun tam karşıtını kanıtlamaya çalışmışlardır.

Sanatta, öncelik içerikte değil, biçimdedir; sanat yapıtı ise, ideal haliyle, “salt” biçimdir, içeriğin estetik olmayan yükünden bütünlükle kurtulmuş, kendi kendine yeterli, “biçim oyunu”dur demektedirler. Daha genel felsefi nokta açısından da bu anlayış tutarsızdır. Dünyada “salt” biçim olmadığı gibi, olamaz da. Biçim, kendi başına var olan bir nesne olmayıp, öbür yanı içerik olan somut bir bütünün bir yanı’dır.23

Soyut sanatın kurucusu Wassily Kandinsky’den bu yana Amerikan soyut dışavurumcularına kadar süregelen, soyutçuluğun birçok temsilcisi ve kuramcısının, kendi sanat yaratımlarının, geometrik biçimlerin, içeriği olmayan renk lekelerinin, oylumların bir oyunu olmadığı, sanatçının zihnindeki gizli derinliklerin, kendi iç dünyalarının bir anlatımı olduğunu gayretle kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Bu nedenden ötürü soyut dışavurumculuğun tanımı şöyle yapılmaktadır.24 (Kagan, S. Moissej., 2008: 407-408).

Böylece biçimciler, biçimin içerikten “arındırılışı”nın sanat için önünde sonunda öldürücü bir darbe olduğunu hissettikleri için, kendilerini de biçimcilikten sıyırmaya çalışmaktadırlar. Hiç kuşkusuz, “soyut dışavurumculuk” yoluyla biçimcilikten sıyrılmak mümkün değildir; bu çabanın kendisi bile bunu tanıtlar.25

Diyalektik maddeci felsefe, dünyadaki nesnelerin, olayların ve süreçlerin içeriği ile biçimi arasındaki ilişkilerin genel yasalarını açıklayarak, biçimin içeriğin varoluşu olduğunu, içeriğin gelişme yöntemi, cisimlenişi ve anlatımı olduğunu kanıtlamıştır. Bundan dolayı biçimin yapısı ve özelliği içeriğin kendi yapısı ve özelliğince belirlenmektedir, biçim içeriğe bağımlıdır, onunla birlikte koşullanmıştır. Elbette biçimin görece bir bağımsızlığı mevcuttur, içerikle olan ilintisi birçok bakımdan kendisine de bağlıdır fakat bu durum sorunun özünü değiştirmemektedir çünkü, biçim içeriği cisimlendirdiği için, içerik karşısındaki konumu ikincil olmaktadır; öncelik, her zaman ve her durumda, yalnızca içeriğin olmaktadır.26 (Kagan, S. Moissej., 2008: 408).

4.3. İç Biçim ve Dış Biçim

İçerik, biçimin her adımına her yapı taşına bütün gücüyle ağırlığını koymuş ve içine işlemiştir. Bunun tersine sanat yapıtının algılanışı biçimden içeriğe doğru işlemektedir. Doğrudan doğruya gözle görünüp kulakla işittiğimiz için önce bu dış biçimi algılar ve kavrarız, imgesel anlamı, tonlar, sözler, renk lekeleri ve hacimler arasındaki bağlantılardan anlarız; sonra, yapıtın derinliklerine girip iç biçimin anlamını kavramaya çalışırız27 (Kagan, S. Moissej., 2008: 412).

Sonuç

Aslında dil, kelimeler, mimikler beden hareketleri (beden dili), birçok biçimde düşüncelerimizi başkalarına aktarırken kullandığımız her araç soyut, nesnel bir varlığı olmayan düşüncemize biçim vererek diğerlerine aktarmamızı sağlamaktadır. Eğer biçim veremiyor olursak, bir biçim yaratamıyorsak, düşüncemizi aktarma imkanı da bulamayız. Sadece aktarmak bakımından değil düşüncenin kendisini üretmek bakımından da biçimlere ihtiyaç duymaktayızdır. Herhangi bir biçime kavuşturmadan düşünceyi oluşturmakta mümkün olmamaktadır. Kendi kendimize düşünürken dahi ona bir biçim vermek zorunda kalırız. Dile, görüntüye, sese çeviririz. Sanatlar düşünceye biçim vermenin başlıca araçlarıdır. Müzik, resim, heykel böyledir. Bir düşünceyi, bir fikri, bir bildiriyi söylemek istediğimiz şeyi bir biçime bir kalıba sokarak başkalarına aktarırız.

Bu aynı zamanda bir soyutlama sürecidir. Düşüncemiz zaten bir olaydan, bir kişiden, bir nesneden söz ederken onun soyut bir varlık haline getirilmesi işlevidir. Şöyle bir örnek verilebilir; “Volkan’ı musluktan su içerken gördüm” dendiğinde Volkan ortada yoktur musluktan neyin ima edildiği bellidir fakat musluğun biçimi hakkında belirli bir şey söylenmemektedir, bir olay anlatılmaktadır ve o olayın nesnel karşılığı o anda orada değildir, soyut bir şeydir. Bunun dışında bir de bilimsel soyutlama, felsefi soyutlama denilen daha derin işleyen ve kendine ait belirli kuralları olan süreç vardır. Sanatsal soyutlama da öyledir. Sanatsal soyutlama; nesnenin temel ve genel özellikleri üzerinden yapılan bir arındırma işlemidir. Fazlalıkları çıkarmak fakat nesnede olmayan bazı özellikleri de –olaya ya da kişiye– eklemek demektir. Bu yapılan ekleme öyle bir şekilde yapılmalıdır ki onun daha iyi ve daha kolay bir şekilde anlaşılmasını, anlatılmasını sağlamalıdır. Onun algılanmasında izleyiciye farklı araçlar kullanmasını gerektiren yeni bir yapı ortaya çıkartır. Bu bakımdan incelendiğinde sanat gerçeğin kopyası olmaya çabalasa da –resimde, heykelde, sinemada, fotoğrafta– mutlaka gerçekte olandan başka şeyler de içerir. O içerdiği fazladan kendine eklenmiş ya da çıkarılmış olan şeylerin ortaya çıkardığı yeni bir bütün vardır. Sanat eseri buna göre değerlendirilmektedir aslında, gerçeği yansıtma şekline göre değil o eseri üreten kişinin onun üzerinde neleri eksilttiği ya da neleri eklediği ve bu yapılanın estetik kaygılar üzerine düşünülerek yapılmış olup olmadığı şeklinde değerlendirmekteyizdir. Bir yapıtı sanat eseri yapan, gerçekte sanatçısının ona eklediği ya da çıkardığı şeylerdir.

Kaynakça

  1.  (Ziss, Avner, Eléments d’esthétique Marxiste, çeviri: Yakup Şahan, Estetik – Gerçekliği Sanatsal Özümsemenin Bilimi, birinci basım, İstanbul: Hayalperest Yayınevi, 2016: 92).
  2. (Kagan, S. Moissej., Vorlesungen zur marxist-isch-leninistischen Asthetik, çeviri: Aziz Çalışlar, Estetik ve Sanat Notları, birinci basım, İzmir: Karakalem Kitabevi, 2008: 395).
  3. (Kagan, S. Moissej., Vorlesungen zur marxist-isch-leninistischen Asthetik, çeviri: Aziz Çalışlar, Estetik ve Sanat Notları, birinci basım, İzmir: Karakalem Kitabevi, 2008: 395-396).
  4. (Kagan, S. Moissej., Vorlesungen zur marxist-isch-leninistischen Asthetik, çeviri: Aziz Çalışlar, Estetik ve Sanat Notları, birinci basım, İzmir: Karakalem Kitabevi, 2008: 395-396).
  5. (Kagan, S. Moissej., Vorlesungen zur marxist-isch-leninistischen Asthetik, çeviri: Aziz Çalışlar, Estetik ve Sanat Notları, birinci basım, İzmir: Karakalem Kitabevi, 2008: 396).
  6. (Kagan, S. Moissej., Vorlesungen zur marxist-isch-leninistischen Asthetik, çeviri: Aziz Çalışlar, Estetik ve Sanat Notları, birinci basım, İzmir: Karakalem Kitabevi, 2008: 396).
  7. (Ziss, Avner, Eléments d’esthétique Marxiste, çeviri: Yakup Şahan, Estetik – Gerçekliği Sanatsal Özümsemenin Bilimi, birinci basım, İstanbul: Hayalperest Yayınevi, 2016: 129).
  8. (Kagan, S. Moissej., Vorlesungen zur marxist-isch-leninistischen Asthetik, çeviri: Aziz Çalışlar, Estetik ve Sanat Notları, birinci basım, İzmir: Karakalem Kitabevi, 2008: 396).
  9. (Kagan, S. Moissej., Vorlesungen zur marxist-isch-leninistischen Asthetik, çeviri: Aziz Çalışlar, Estetik ve Sanat Notları, birinci basım, İzmir: Karakalem Kitabevi, 2008: 397).
  10. (Kagan, S. Moissej., Vorlesungen zur marxist-isch-leninistischen Asthetik, çeviri: Aziz Çalışlar, Estetik ve Sanat Notları, birinci basım, İzmir: Karakalem Kitabevi, 2008: 406).
  11. (Kagan, S. Moissej., Vorlesungen zur marxist-isch-leninistischen Asthetik, çeviri: Aziz Çalışlar, Estetik ve Sanat Notları, birinci basım, İzmir: Karakalem Kitabevi, 2008: 406)
  12. (Kagan, S. Moissej., Vorlesungen zur marxist-isch-leninistischen Asthetik, çeviri: Aziz Çalışlar, Estetik ve Sanat Notları, birinci basım, İzmir: Karakalem Kitabevi, 2008: 407-408).
  13. (Kagan, S. Moissej., Vorlesungen zur marxist-isch-leninistischen Asthetik, çeviri: Aziz Çalışlar, Estetik ve Sanat Notları, birinci basım, İzmir: Karakalem Kitabevi, 2008: 407-408).
  14. (Kagan, S. Moissej., Vorlesungen zur marxist-isch-leninistischen Asthetik, çeviri: Aziz Çalışlar, Estetik ve Sanat Notları, birinci basım, İzmir: Karakalem Kitabevi, 2008: 408).
  15. (Kagan, S. Moissej., Vorlesungen zur marxist-isch-leninistischen Asthetik, çeviri: Aziz Çalışlar, Estetik ve Sanat Notları, birinci basım, İzmir: Karakalem Kitabevi, 2008: 412).
Share Button

Yorumlar kapatıldı.