IŞIL SAVAŞER, KAVRAMSAL SANATIN BİR BAŞKA BOYUTU OLARAK ELEKTRONİK SANAT

Share Button

Elektronik sanat, kavramsal sanatın mühendisliği, yeni teknolojilere dayanan bir başka boyutu olmuş, eski çağlardan günümüze kadar teknolojik olanakların sanatta önemli rol oynadığı gözlemlenmiştir. 19. Yüzyılda bile Batı ülkelerindeki endüstri devrimi günlük yaşama etkilemiştir. İngiltere’deki Sanat ve El Sanatları Hareketi, (Art and Crafts movement) adlı girişim, bu etkilerin ilk örneğini vermiştir.

William Morris, Van de Velde ve Herman Muthesius, bu hareketin önemli sanatçıları dır. 1861’de William Morris, zanaatçı ve sanatçılara makine üretiminin kiçsel bayağılığının el işi kalitesi ile giderilebileceğini ifade etmiştir.

Van de Velde de William Morris ‘in düşüncelerinden etkilenerek makine ürününün, zanaatçının ürettiği yaratıcı el işinden ve bilimsel estetikten faydalanması için çalışmalar yapmıştır.

Muthesius, 1906’da İngiltere’de plastik sanat eserleri ve Mimarlık alanlarındaki son gelişmeleri yeni endüstri malzemelerini gözlemlenmiştir. Muthesius ayrıca, Nikolaus Pevsner’in ‘Rational Objectivity’ yani ussal nesnellik dediği düşünceyi benimseyerek İngiltere’de gözlemlediği plastik sanatlara ait çalışmaları, mimarlık ve tipografi konularındaki uygulamaları Almanya’da da gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu teknik çalışmalara Bauhaus’ta yer alan Moholy-Nagy de katılmıştır. Nagy’nin ” İki Katı Birbirine Bağlayan Merdiven” (1911-1918) adlı çalışmasıyla ilgili olarak, çalışmanın bir boya-resim olmayıp, kinetik öğelerle oluşturulmuş bir düzenleme olduğu ifade edilmiştir. Bu yapıtta hareketler soyut bir sunum ile yapılmış zaman ve mekan anlatımı özelliğini taşımaktadır.

Marcel Duchamp’ın sıralanmış pek çok hareketin kurgusal saptanmasına dayanan ‘Merdivenden İnen Çıplak’, ‘Bisiklet Tekerleği’ ve ‘Optik Makine’ isimli çalışmaları ve ‘Anemik Cinema’ isimli film yapıtı teknolojik denemeler olarak nitelendirilmiştir.

Sanat düşüncesini özgür bir ruhsal aktivite olarak görmüş olan Malevich ‘den ziyade özellikle Rus konstrüktivistlerden Viladimir Tatlin, mühendislerin, sanatçıların ve teknisyenlerin endüstriyel toplumda etkin olmaları gerektiğini düşünmüştür. Teknolojik sanatın önemli alanlarından kinetik ve ışıklı kinetik gibi, hareket ve ışığın sanatsal anlatımına olanak verebileceği ifade edilmiştir. Duchamp, 1913 ve 1920’de Gabo ve Tatlin de ilk çalışmalarında mekanik hareketleri gerçekleştirmişlerdir. İlk olarak Tatlin, Rodchenko ve Man Ray’in atölyelerinde gerçekleştirilen yapıtlar ilk mobil hareket eden nesneler olmuşlardır. Weimar’daki Bauhaus’un sanatçıları da hareket ve ışığı bir araya getiren çalışmalar yapmışlardır. Bu yönde devam eden sanatı biçimlendirme çalışmalarında Moholy Nagy, Alexander Calder 1920’lerin başlarından sonuna kadar nesnelerin hareketlerine dair çalışmalarını birbirlerinden habersiz olarak sürdürmüşlerdir.

Kinetik sanat yine de 1950’lerde bu çalışmaların dışında kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Mekanik hareket konusundaki önemli sanatçılar, Jean Tinguely, Nicolas Schöffer, Pol Bury ve Harry Kramer olmuşlardır Lumino Kinetic Art, Işıklı kinetik sanat alanında Gyorgy Kepez, Thomas Willfred ve F. J. Malina gibi sanatçılar etkin rol oynamışlardır. Elektronik ve elektrik gibi buluşlara ait imkanların görsel sanatlara girmiş olması, yeni sanatsal alanların oluşacağını göstermiştir. Muthesius, 1907 yılında Alman Werkbund’un kurulmasında etkin rol oynamış, mimarları, imalatçıları, yazarları, sanatçıları bir araya getirmiş ve işlevsel modern bir dizayna yönlenmelerini sağlamayı amaçlamıştır. Bu hareket, endüstriyel ürünlerin sanatçı tarafından oluşturulmuş biçimlerde üretilmesi düşüncesini doğurmuştur. Bu biçimleme anlayışı da Weimar’daki Van de Velde ‘nin kurmuş olduğu okulun prensipleri haline gelmiş, daha sonra da 1919’da açılan Bauhaus’ un da önemle üzerinde durduğu bir prensip haline gelmiştir.

Bu okul, Almanya’da Hitler yönetimi tarafından kapatılmış (1933), Bauhaus hocalarından Moholy Nagy oradan ayrılarak 1937’de Chicago’da Institute of Technology’i kurmuştur.

Bauhaus’un bu yeni makine estetiği anlayışı Amerika’da dizaynlı makine üretiminde etkili olmuştur. Yani Batı Avrupa’da etkin rol oynayan yeni makine estetiği anlayışı Amerika’da çağdaş yaşama girmiştir. 20. yüzyılın ilk çeyreğindeki üç akım da; dadaizm, konstruktivizm ve fütürizm, elektronik çağa dair sanatın oluşmasında etkili olmuşlardır. Dadaistler, endüstriyel uygarlığa eleştiri olarak, makinenin anlamsızlığını vurgulamışlardır. Fransız Amerikan dadaizmin etkili sanatçısı Duchamp, makine estetiğini “Merdivenden İnen Çıplak” beş versiyonunu üretmiştir. (1911- 11918) Marcel Duchamp, bu çalışmaları ile ilgili olarak, bu eserlerin boya resim yani, pentür olmadığını, zaman ve mekan ifadesi, kinetik ögelerin bir düzenlemesi ve hareketlerin de soyut biçimlenmeleri olduğunu ifade etmiştir.

Rus konstrüktivistler de sanatı otonom düşünsel bir aktivite olarak görmüşlerdir. Tüm bu duygusallığı dışlayan estetik anlayışlar sonunda en son teknolojik ışık sanatına dair ilk kurgulara da yol açmıştır. Moholy Nagy, 20. yüzyılın ışık ile ilgili bir yüzyıl olacağını görmüştür. 1991 yılında Rheims’de düzenlenen Les Artistes et La Lumiere” sergisinde özellikle ışık, fotoğraf, çevre ve izleyici katılımlı sanatlardaki teknik sorunlar ve estetikler ele alınıp incelenmiştir. Bu sergide “Heykel Yapan Karışık Media”, “Elektrik Gelin”, “Kinetik Neon Heykeli” (1991), “Işığın Arkeolojisi” gibi elektronik mühendisliği ve buluşlarına dayanan eserler sergilenmiştir.

Sergide Piero Fogliati ve Bill Bell virtüal imajların gelişmesinde etkili olmuşlardır. Bell’in saccodozcopic imajları, ışık saçan diode’lar ile bilgisayar teknolojilerine gereksinim duymuşlardır.

Çalışmalarda mekanik alandan elektronik aşamaya doğru gelişmede, seyirci katılımı da önem kazanmıştır. Sanatçı, enstalasyon ile izleyici arasındaki ilişkiyi tasarlamakta, bilgisayardan ve videodan da yararlanılan bir teknoloji meydana getirilmektedir. Bu alanda görsel bir olay yaratılmasında çeşitli tekniklere de başvurulmuştur. Örneğin: Jeffrey Shaw’ın büyük boyuttaki bir olayı sergilediği “Okunur Kent” (The Legible City), enstalasyonu seyirci ile etkileşim halinde tasarlanmıştır. Shaw, hava ile şişirilmiş tüpler kullanarak bu konuda yetiştirilen izleyicilere su üzerinde yürüme imkanı sağlayan gösteriler oluşturmuştur. Elektronik sanat, gerçekte kinetik, lumino kinetik, sibernetik sanat hareketlerine dayanan bir ilerleme göstermiştir. Bu konuda çalışan sanatçılar, 1960’larda pek çok teknolojik aygıtı çeşitli hareketler ile ışıkla ilgili efektleri yaratmak için kullanmışlardır.

O dönemlerde, elektrotermal, elektromanyetik, manyetik ve hidrolik hareketler bu alanlarda çalışan sanatçıların ürettiği yapıtlarda gözlemeye başlanmıştır. Sanatçılar, ışık efektleriyle kaynaştırılarak arc lambaları, spotlar, çeşitli projektörler, beyaz veya renkli düz çizgili floresan tüpleri, sodyum veya mercury buharı doldurulan ışık ampulleri gibi aygıtlar kullanarak yapıtlarını üretmişlerdir. Bu teknikler arasında gelecekteki gelişmeleri gösteren en etkilisi Kinetik ve lumino kinetik sanat olmuş ve elektronik sanatın geleceği için dikkati çeken bir aşama olarak kaydedilmiştir. Kendine has bir alanı olan neon sanatı ise, teknolojik gelişmeler ve estetik uğraşlar ile gelişme olanağı bulmuştur.

Gyula Kosice, neon ışığını bir heykelin başlıca malzemesi olarak kullanmıştı.  1946 yılında Buenoz Aires’te “Işıldayan Strüktürler” isimli çalışmasında neon ışığı sanatsal alanda kullanılmıştır.

1951 yılındaki Berlin ‘Metropolis Sergisi’ nde postmodern artistik gelişmeler, multimedya konuları ve elektrik resme dayalı yapıtlar sergilemiştir. Sergiye katılan sanatçılar, estetik, teknolojik, artistik etkenleri uzlaştırıcı bir yol aramışlar, teknoloji toplum ve çevre anlayışını da bir başka biçimde vurgulamışlardır. Sanatçılar, Dadaizm, fütürizm, konstrüktivizm, Kinetisizm ile ilgilendikleri kadar, çevreci kavramsal sanat, sinema, fotoğrafçılık ve bilimin değişik dallarından da faydalanmışlardır.

Margot Lovejoy, Art Journal daki yazısında fotoğrafın bilgisayar sanatının temeli olduğundan ve postmodernizmin gelişmesinde etkili rol oynadığından bahsetmiştir. Art Journal ‘daki makalede işaret edildiği gibi, elektronik teknoloji önce video ve daha sonraları giderek dijital imajlar yaratılmasında fotoğrafın olanaklarını toplumsal yaşamda arttırmıştır.

Sanat ile sanatsal olmayan iletişim sistemleri arasındaki büyük farklılıkların kaldırılmasının yanı sıra fotoğraf dışında sanatçının üretim alanına bilgisayar da dahil olmuştur. Terry Gips, modernizmle postmodernizmin gelişmesinde fotoğrafın etkisi ile elektronik medyanın sanatla işlevi ve ilişkisini incelenmiştir. Gips’e göre video ve fotoğrafçılığın ekolojik farkındalıkları da içine alan yeni bir resim tanımına yolaçan dijital teknolojiler ile kaynaşması, iletişim teknolojilerini de değiştirmiştir. Tabii ki bu gelişmelere seyirci katılımı ve pratiği de etkileşimde önemli olmuştur. Seyircinin aktif olarak katılımı 1950’lerde Jean Tinguely, Jesüs Rafael Soto, Yaacov Agam, gibi sanatçılar tarafından gerçekleştirilmiştir bu sanatçılar geometrik formlarla denemeler yapmış, dördüncü boyutlu yapıtlarına koymuşlardır.

İzleyiciye de seçim hakkı tanımışlar, yaratıcı işlem sürecini koyarak kendi yapıtlarını başka insanlar tarafından da kullanılmaya açık hale getirmişlerdir.

Agam’ın contrapuntal ve çok sesli resimleri önünde seyircinin hareketleri sayesinde yapıtını ortaya koyması gerçekleşmiştir. Agam’ın biçim değiştiren eserleri farklı tekniklerle oluşturulmuştur. İzleyicinin bu yapıtlara dilediği şekilde biçim verebilmesi öngörülmüştür.

Jesüs Rafael Soto ‘nun eserlerinde ise izleyicinin en küçük hareketlerine göre elektronik dalga biçimleri ortaya çıkmıştır.

Soto’nun eserlerinde optik hareketlere ve dokunmaya hassas sensörlü mekanizmalar kullanılmış, efekt zenginliği elde edilmiştir. İzleyicinin ortamda hareketi ile farklı görüntüler oluşturulmuştur. Tinguely, 1954’te oluşturduğu meta-mekaniklerinin teknolojiye meydan okuma amacını taşıdığı ifade edilmiştir.

Tinguely’nin boya resim ve desen makinelerinin izleyicinin daha çok ilgisini çektiği bilinmektedir. Seyircinin iştirakini göz önünde tutma isteği birinci, 1960-1970’lerin action, event happeningler ve performansları oluşturan sanatçıların eserlerinde görülmektedir. Yapıtların bu çeşit biçimlenmelerinde topluma ait eleştirel tavır her zaman önem taşımış ve dikkat çekmiştir. ABD’deki 1960’larda başlayıp 1970’lerde gittikçe yaygınlaşmış olan grafiti uygulamaları yerleşik sosyal düzene karşı olan çarpıcı bir başkaldırı olarak görülmektedir. Ayrıca sokak resimleri çeşitleri ve uygulamaları estetik olarak standart olabilmekle beraber, sokak kirliliği yaratan ve tahrip edecek girişimler olarak suçlanmışlardır. Bu tür girişimlerde estetik ve teknik bakımdan sürekli bir değişiklik sürecine girildiği gözlenmektedir.

Kavramsal sanatın elektronik sanata etkisi özellikle bilgisayar sanatı alanında gözlenmiştir. Yazar Christine Tamblyn, gelenekselci tutuma ve kavramsal sanatın alanını genişleten bilgisayar sanatçılarına ve onların savundukları postmodern tarzlara itiraz etmiştir. Christine, bilgisayarların akli işlemleri yapmak ve çoğaltmak için dizayn edildiklerini ve boyama programlarındaki gelenekçi tavrı bilgisayardaki elektronik fırça kullanımı ile üretilen çizgi ve boyama ile yapılan fotomontajlara tepki vermiştir. Çağdaş Işık sanatının önemli gelişmelerinden birisi de lazerin kullanımı ile gerçekleştirilmiştir. Performanslarla birlikte görsel lazer gösterilerini birleştirmek de bu alandaki sanatsal aktiviteleri çoğaltmıştır. Video sanatı ise, 1960’larda ticari televizyona karşı icat edilmiştir. Video sanatının da 1963’te Almanya’daki Wuppertal’daki Galerie Parnasse’de Wolf Wostell ile Nam June Paik ‘in oluşturduğu video kayıtlar ile başladığı belirtilmiştir.

Video sanatındaki uygulama görülmektedir. İlkinde video kamerası kayıt cihazı olarak ele alınmakta, ikisinde ise özel elektronik sistemler kullanılmakta ve deneysel araştırma araştırmalar söz konusu olmaktadır. Video sanatçılarından Peter Campüs, Volf Vostell, Robert Rauschenberg, Joseph Beuys, çalışmalarını bu çeşit benzer işlemlere dayandırmışlardır. Bunların dışında video yapıtında belirlenen dört kategori bu alandaki sanatsal çalışmaların gelişiminde önemli rol oynamıştır. İlki, monitör kamera ve teyp kayıtlarının kullanıldığı, video heykeli ya da video enflasyonunun oluşmasında gerekli olduğu işaret edilmektedir. 2. kategori ise “Gerilla video” denilen ve sokak olaylarının saptanmasına yardım eden taşınabilir bir videonun kullanılmasıdır. Taşınabilir videonun pedagojik ve politik amaçlı değerlendirildiği ve bilhassa 1980- 1990’lı yıllarda çok tercih edildiği bilinmektedir.

Diğer bir kategori ise 1970’lerden itibaren tiyatroya ait performanslarda sanatçılar tarafından kullanılmıştır. Son olarak videonun değişik alanlarındaki sanatçılar tarafından gerçekleştirilen teknolojilerle oluşturulmuş şeklidir. Bu türün sanat uygulamalarında bilgisayar da kullanılmakta ve tüm bunlar video sanatının uygulamalarında kullanılmaktadır. 6 çeşitte değerlendirilebilmektedir: Plastik ögelerin biçimsel incelemelerini içeren optik görüntü yaratmak için teknolojik araçların kullanılması uygun görülmüştür. İkincisi, sanatçının konsantrasyonu ile oluşan önemli durumlarda kavramsal sanat eylemlerinin veya happeninglerin kaydedilmesinde kullanılmıştır. 3. Gerilla videoda 4. Enstalasyonlarda, environmentler ve heykelde monitör ile video kamerası birlikte kullanılmıştır. 5. haberleşme iletişim araçları ve canlı performanslar gibi videonun kullanımını gerektiren durumlarda önemli olmuştur.

Bilgisayar ve video ile yapılan ileri teknolojik çalışmaların kombine olarak bir araya getirilmesi etkili olmuştur. Video sanatı ayrıca, yaşamla iç içe olan anlık görüntülerin saptanmasında büyük önem taşımaktadır.

Video ile deneysel incelemeler ve gerçek zamanla ilgili olarak anlık efektler belirlenmiştir. Bu özelliği ile de sinemanın ön kurgulu saptamalarından ayrılmıştır. Video sanatı anlık olanı, spesifik zaman faktörünü eş anlamlıları kendiliğinden olanı ve yaratıcı görüntü kaydetmeyi bir başka şeye dönüştürme işleminde etkili olmuştur. Video sanatı ayrıca, mekan faktörleri, dünyevi görüntüler dışında çeşitli heykeller, çevreler ve enstalasyonlar ortaya koymakta araç olmuştur. Bunların önemli psikolojik ve sosyal etmenleri belirlemede katkısı olmuştur.

Kaynakça

  • Turani, A., Dünya Sanat Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2008
  • Antmen, A., 20.yüzyıl Batı Sanatında Akımlar, Sel Yayın, 2013
  • Hopkins, D., Modern Sanattan Sonra, Çev.Firdevs Candil Erdoğan, Hayalperest Yayınevi, İstanbul, 2018
Share Button

Yorumlar kapatıldı.