“Self-Kontrol”, Deniz Gökduman Atölyesi, Don Kişot Sanat Cafe, (13 Nisan – 03 Mayıs 2019)

Share Button

Sanat öğrencilerine destek vermek ve sanat dünyasını en yeni sanatçılarla tanıştırmak amacıyla düzenlenen Deniz Gökduman Atölyesi sergisi, İkinci kez Gökduman bugünkü öğrencileri ile mezunlarını bir araya getiriyor. Bu sefer “Self-Kontrol” adıylaFarklı teknik ve bakış açılarının yansıtıldığı eserlerde genç kuşağın hayal gücüne ve özgünlük arayışlarına tanıklık edeceksiniz.

Sergiye katılan isimler: Ali Gümülcine, Aslihan

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

AĞIT UĞUR ULUDAĞ, BİLİNÇ DIŞI DUYGULANIM,29 MART-11 NİSAN 2019, GALERİ SOYUT B SALONU,ANKARA

Share Button
İLİÇ-DIŞI DUYGULANIM Kendi kendisinin varlık nedeni olan ‘Bilinç kavramı’, insanda farkındalığın, duygunun, algının ve bilginin, merkezi olarak kabul edilmektedir. Zihnin kendi içeriklerinin farkında oluşu, içebakış yoluyla kavranan duyumları ve algıları anılarıyla harmanlamaktadır. Bu insanoğlunun görülemeyen ancak ruhunu şekillendiren bir varlık biçimidir. Bilinç-dışı duygulanım ise insanın güdüsel ve dürtüsel olarak farkında olmadan gündelik yaşamla olan temasındaki davranışlarıdır. Zihnindeki gizli iktidarlarla savaşımında insan, kendisinden ve bilinç dışı duygularından kaçamamaktadır. Kendi kendisinin varlığından şüphe duymayan bilinç, bu savaşımında öncelikle varlığının gerçekliğini sorgulamaktadır. Descartes’in ‘Düşünüyorum Öyleyse Varım’ söylemi bu duruma işaret etmektedir. O halde kendi kendisinin farkında olan bilinç, farkında olmadığı bilinç dışı duygularının toplamıyla bir birey olabilmektedir. İnsanoğlunun kendi zihninde yaşadığı savaş ile dış dünyadaki konumu öngürülebilir bir yapaylık sunmakta, sonucunda psikolojik bozukluklara neden olmaktadır. Freudcu bakış açısına göre bunun nedeni insanoğlunun hayvani güdüleridir.  Bilinç-dışı duygulanım insanın hayvani güdülerinin, insani duygularıyla ömür boyu sürecek bir savaşının nedenidir. Kendi kendisinden kaçamayan insan, henüz doğmamış rüyalarının, sancılı uykularında yaşam mücadelesi vermektedir. Doyumsuz, mutsuz ve hayatta kalmak için başkalarının, mutsuzluğunda boğulan bilincin kaçış yolu olanaksızdır. İnsanoğlu ebedi olarak kısa süreli mutluluklarından ibarettir. Bundan dolayı dünya tarihinde bilincin varlığı, kumsala vuran dalgaların oluşturduğu köpük kadardır. Ağıt Uğur ULUDAĞ AĞIT UĞUR ULUDAĞ  22 Temmuz 1989 Osmaniye doğumlu.  2004 yılında Mersin Nevid Kodallı Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümünde, sanat eğitimine başladı. 2008 yılında başarı ile mezun olduktan sonra, aynı yıl Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü kazanarak akademik eğitime başladı. Fakülteden 2013 yılında Bölüm Birincisi olarak mezun oldu. Akademik eğitim süresince çeşitli resim sergilerine katılmaya başladı. 2017 yılında OsmanGazi Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesinde Yüksek Lisans eğitimine başladı. Akademik eğitimden günümüze kadar atmıştan fazla sergiye, pek çok çalıştay ve fuara katılmış ve 3 kişisel sergi açmıştır. Ayrıca iyi bir okuyucu olarak, sanat eserlerinin incelemesini gerçekleştirip, çeşitli sosyal haber platformlarında okuyucu ile paylaşmaktadır. Yazıları toplamda 3 milyon defa okunma ve 700 bin defa çeşitli sosyal ağlarda paylaşılma oranını yakalamıştır. Sanatçı Eskişehir’de ev atölyesinde üretimlerine devam etmektedir.   DEVAMINI OKUYUN
Share Button

EDİRNE GÖRÜNÜMLERİ RESİM YARIŞMASI SONUÇLARI AÇIKLANDI.

Share Button
  Edirne Görünümleri Resim Yarışma jürisi, Prof. Caner Karavit başkanlığında Prof. Mustafa Orkun Müftüoğlu, Prof. Dr. Deniz Bayav, Doç. Kerem İşcanoğlu, Öğr. Gör. Veysel Kurucu, Öğr. Gör. Dr. Deniz Gökduman, Dr. Şafak Güneş Gökduman, ile 24.03.2019 tarihinde T.Ü.G.S.F. Resim Bölümü Temel Sanat Atölyesinde saat 14:00’de toplanarak değerlendirme yapmıştır. 16 farklı şehirden, 50 eser arasından, 7 eser Ödüle, 29 eser sergilemeye layık görülmüştür.   Ödüller Birinci: Tolga Boztoprak İkinci: Oğulcan Öz Üçüncü: Ecem Aydın Mansiyon: Ayşe Deniz Almadık, Sinem Korkut, Candan Yaraş Jüri Teşvik Ödülü: Sadık Efe İşçimen Sergileme: Şeyma Yaşar, Aslıhan Benek, Feyza Nur Aslan, Dilara Koz, Yasemin Sağışmak, Ş. Gürkan Uzunköprü, Ceren Baykan, Volkan Çoban, Rezzan Kepsutlu, Esra Ağırtopçu, Yasin Çakır, Ezgi Yavuz, Yağız Efe Öz, Eda Kılıç, Aslıhan Elrantissi, Ceren Güncan, Cihan Atıcı, Süheyla Özge Temiz, Abdulmusa Yönyol, İrem Koçan, Tutku Çelik, Halil Başkıran, Doğan Eryener, Nihat Eşiyok, Özge Çavuş, Serhat Biltekin, Aysun Saka, Cansu Devrim Alparslan, Ayşe Panko DEVAMINI OKUYUN
Share Button

HÜLYA KÜPÇÜOĞLU, NESLİ TÜRK’ÜN BÜYÜK BEDENLERİ

Share Button
                                                                                 Nesli TürkNesli Türk’ün Merkür Sanat Galerisi’nde açtığı yeni sergisi ‘Corpus Magnum’ adını taşıyor. ‘Corpus’ sadece beden anlamına gelmiyor, aynı zamanda ölü veya hareketsiz olarak da tanımlanıyor. Sanatçı bu isimle, ortadan kalkmış olduğuna inandığı ruh ve beden ikiliğine işaret ederken, bedenin yüceltilmesini ve maddiliğini vurguluyor. Sergi ayrıca, sanatçının önceki yıllarda gerçekleştirdiği ‘Bedenin Hafızası’ ve ‘Kara Duyu’ sergilerine atıfla, daha çizgisel ve lekesel bir plastiğe de bürünüyor. Çizgi, sanatçının eserlerinde hareketli, akışkan ve belli bir ritimde izlenmekte. Çizgilerin iç içe geçen devinimi, takibi zor kaotik bir yapıyı gündeme getiriyor. Sanatçı, duygularını ve düşüncelerini yüzeye aktarmak istiyor ve çizgiler giderek büyüyor, yayılıyor, tanımlanıyor ya da tanımlanamıyor ve plastik olarak resimlerin en vurgulu ögesi konumuna ulaşıyor. Bu yapı, Nesli Türk’ün resimlerinde ön plana çıkarmak istediği psikolojik etkinin güçlendirilmesi ile bağlantılıdır ve kadına dair simgesel anlamlar da taşımaktadır. Bu anlamlar, Türk’ün resimlerinde görmeye alışkın olduğumuz sıvılar, kıvrımlar ve saçılmalarla ilintilidir ve yinelemelerle karşıt ögeleri anımsatmaktadır. Nesli Türk, kadını ve kadın bedenini sorun etmektedir. Resimlerin bir kısmında görülen otoportreler elbette otobiyografik etkileri de içeri almakta ve bu noktada derin psikolojik analizleri de gündeme getirmektedir. Ancak sıklıkla etrafındaki insanlardan, fotoğraflardan veya kendisinden yola çıkarak resmettiği kadınlar,  belli bir kişiden ziyade tüm kadınlara atıfta bulunmaktadır. Resimdeki kadın, herhangi biridir. Ancak seyirlik nesne hâline getirilmiş çekici bir kadın da değildir. Kadın, tuval yüzeyinde kapladığı büyük bedeniyle, sanatçı için yegâne var oluşunun bir göstergesidir. Yok olacağının bilinciyle yaşayan kadın, büyük bedeniyle varoluş alanını genişletmek isterken, bir yandan da ‘corpus’un Latince diğer bir anlamına, ‘ceset’e gönderme yaparak yok oluşa ve melankoliğe de gönderme yapmaktadır. Sanatçının deyişiyle resimlerdeki kadınlar ‘Spinoza ve sonrasında Nietzsche ve nihayet Deleuze ile bedenin ruh ile birleştiği, tüm cinselliği ile yaşayan, salgılayan, şiddet ve cinsellik dolu bir beden’dir. Nesli Türk’ün temastan kaçınmayacağını hissettiren bedenleri aynı zamanda grotesk bir bedendir. Ancak çoğunlukla bedenin tasvirinden çok içerdiği sıvıları, yumuşak ve yağlı dokusuyla bu etkiyi bize hissettirmektedir. Melankolik kadınlar, heyecansız ve hareketsizdirler. Genellikle gözlerini bir noktaya dikmiş sanki kendisini bekleyen nihai sona odaklanmış gibidirler. Tuval yüzeyindeki sıkıntılı ortam ve mutsuzluk, kullanılan griler ve sarılar melankolik etkiyi kuvvetlendirmektedir. Portrelerdeki durgun yüz ifadesi, aza indirgenmiş renkler ile iç içe geçerken, hareketli çizgilerle karşıt bir anlamı tetikler. Hareket ve durağanlık resimlerin hem içeriğinde hem de plastik ögelerinde birbirinden ayrılamaz iki karşıt yapıdır. Önceki işlerinden aşina olduğumuz yoğun boya kullanımları yer yer yeni resimlerde de kendisini göstermektedir. Ancak daha yalın ve arınmış bir durum söz konudur. Bu, figüre dair detayların arındırılmasından başlayarak, çizgi ile daha ekspresif bir yolun uzantısında, kimi ince ve bazen neredeyse monokrom kullanılan boya tabakalarında kendisini gösterir.  Tüm bu anlatım, resimlerdeki melankolik ifadeyi güçlendirir. Vurgu, zaman zaman sanatçının detaylı yaklaşımıyla yapılmış bir kumaş etüdünde, kimi zaman kolaj öğesinde toplanır ve resimden resme değişken bir etkide sunulur. Kadın bedeni, mevsimler gibi dönemleri, geçişleri olan bir yapı. Tüm bu dönemler sıvıların çoğalması veya azalması ile ilintili. Kadın sıvılarla var olan veya yok olan bir figür. Nesli Türk’ün yeni sergisindeki kadın bedenleri tüm bu süreçlere gönderme yapıyor ve zaten tüm bu sıvılarla melankoliğe oldukça yatkın olan ‘kadın’ı serginin kavramı hâline getiriyor. Önceki sergilerinden farkı, daha bireysel ve yalnız bir kadın olmasıdır. Tuvallerdeki ‘tek başınalık’ özgürleşmeyi akla getiriyor. Kim bilir belki özgürleşmek için, önce içe kapanmak lazım.   DEVAMINI OKUYUN
Share Button

SEKANS FİLM ELEŞTİRİSİ/FİLM ÇÖZÜMLEMESİ YARIŞMASI 2019 Son Başvuru:31 Mayıs 2019

Share Button
Share Button

Hülya Küpçüoğlu, Colleen O’Brien’la ‘Işığa Doğru’

Share Button
Halka Sanat Projesi’nin düzenlediği konuk sanatçı programlarının Şubat ayı konuğu Kanada’dan Colleen O’Brien’dı. Sanatçı kaldığı 1 aylık süreçte İstanbul üzerinden edindiği izlenimler üzerine resimler yaptı. İlham kaynağını kimi zaman insan kimi zamansa İstanbul manzaraları oluşturdu. Sanatçı çalışmalarını, ‘Işığa Doğru’ adı altında geçtiğimiz günlerde izleyicilerle paylaştı.

Hülya Küpçüoğlu: Bu Türkiye’ye ilk gelişiniz.

DEVAMINI OKUYUN
Share Button