IŞIL SAVAŞER: TÜRK RESİM SANATINDA SOYUTLUK ALGISI

Share Button

Türkiye’de 1950’den itibaren yaşanan gelişmelere bakacak olursak, II. Dünya Savaşı’nın sona erdiği, çok partili dönemin başladığı ve çeşitli toplumsal, siyasal değişimlerin yaşandığı 1950’ler Türkiye’sinde toplumsal gerçekçilik anlayışını benimseyen ve soyut resimler yapan ressamların varlığı görülmektedir. 1950’li yıllar, soyut resmin Türkiye’ye girdiği yıllardır. 1930’lardan 1955’e kadar yapılan çalışmalarda renkten çok biçim bozmaları

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Işıl Savaşer, Sanatta Cinsiyet ve Feminist Eleştiri

Share Button

Sanat alanında kadın cinsiyetinin erkek egemen bir sanat anlayışına ve üstünlüğüne karşı vermiş olduğu mücadele ve bu bağlamda yapılan çeşitli sanat hareketleri önemli yer tutmuştur. Erkek egemen bakış açısıyla sanat eserlerinde kadın bedeninin bir arzu nesnesine indirgenmesine karşı çıkan feminist akım, sanat üretiminde ve kullanılan ölçütlerde kadının sadece eş ya da anne gibi toplumsal rollerde yüceltildiğini ortaya koyarak, kadını ve kadına bakışı

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Işıl Savaşer: AVANGARD SANAT HAREKETLERİ VE DADAİZM…

Share Button
Avangard sanat hareketleri üzerine geniş araştırmaları ile bilinen Peter Bürger, ünlü kitabı ‘Avangard Kuram’ da açıkladığı üzere, avangard askeri bir terim olup, ordunun öncü kolu anlamına gelmektedir. 1830-1840’ların ütopyalar döneminde siyaset diline girmiştir ve köklü dönüşümlerin önderleri anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Avangard sanatçılar da öncü olmalı ve gelişmeyi teşvik etmeliydiler. Dolayısıyla avangard nosyonu, modern sanat tarihinin önemli bir parçası olup daima ileriye yönelik hareket olmuştur. ‘Avangard’ terimi sanata verilen öncü rolü ifade etmek için ilk defa Saint-Simon tarafından kullanılmıştır. Peter Bürger’e göre avangard sanatın kurumlaşmasına karşı bir tavırdır. Yirminci yüzyıla girerken Batı Avrupa’daki genç sanatçı ve yazarlar yeni yüzyılın gelişini büyük heyecanla karşılamışlardır. Teknolojide ve demokraside ilerlemenin insan hayatında ekonomik ve sosyal gelişmenin de kaynağı olacağı yeni bir çağ başlamıştır (modernizm). Birbiri ardı sıra gelen yeni üslupların ve teknik icatların zenginliği sanatı ve sanat ortamını kökten değiştirmiş ve ifade özgürlüğü sağlamıştır. Avangard, 1848 öncesinde romantizmin isyanı ile başlamıştır. Sanat, sanat erbabı tarafından yüceltilerek bir kült haline dönüşmüştür. Bu durum 1848’de Paris’teki şiddet olaylarının ardından sona ermiştir ki bu kırılmanın ardından yükselen sanatın özerkleşmesine koşut olarak modernist bir içerik almıştır. Avangard, modernizm ile ortak bir evrime girmiş ve onunla özdeşleşmiştir. Avangard ve modernizm, sanatçının kendine ve topluma yabancılaşmasıyla burjuva zihniyeti karşısında tavır almışlardır, aynı ruhu ve bilinci taşıdıklarından dolayı aralarında temel olarak bir ayrım bulunmamaktadır. Modernizm gelişerek avangard’a evrilir ve avangard modernizmin en son, en aykırı ifadesi, tarzı olarak anlaşılagelmiştir. Peter Bürger, ‘avangard’ kuramda modernizm ile avangardın birliğini bozmuştur, dolayısıyla bu terimlere ilişkin muğlaklığa son vermiştir. Bürger’in düşüncesine göre, avangard, modernizmin öngördüğü özerkleşmeye, kurumlaşma çizgisine karşı çıkmaktadır. Avangardın ömrü, iki dünya savaşı arası dönemle sınırlanmıştır. Sonunda avangard hedeflerini gerçekleştirmeyi başaramamıştır, mücadele ettiği kurumlara yenik düşmüştür. Avangard sanatçıların çalışmaları müzelerde, sergilerde onların istemedikleri bir şekilde piyasaya sürülmüştür.  Özgürlük peşindeki çalışmalar sanat yönetimlerinin emrine girmiştir. Bürger’in Dada ve Sürrealizm ile sınırladığı ‘tarihsel avangard’, çok daha etkin olarak 1940’lı yılların sonunda Amerikan sanatında ele alınmıştır. New York, 1940’lardan itibaren sadece modernizmi değil, Hitler ve Stalin’in Avrupa’dan kovmuş olduğu avangardı da tarihine almıştır. Amerikan soyut ekspresyonizmi, Greenberg modernizmi, 1960’larda ortaya çıkan Pop-Art ve Post-Modernizm avangard işlevi görmüştür.

DADAİZM:

DEVAMINI OKUYUN
Share Button