Uzun zaman önce Kolaj Art’a “Merkez Olmak Dışarıda Kalmak Merkez Yaratmak” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazı özellikle sanatın merkezi olarak anılan kentlerin dışında merkez yaratabilmenin olanakları üzerineydi.
Merkezileşme fikri, aslında çoğu zaman tekelleşme fikrini de beraberinde getiriyor. Tekel kelimesi her ne kadar nahoş bir anlam içeriyor olsa da bugün düzenlenen büyük sergilere, fuarlara, müzayedeler bakıp sanat ve piyasa kavramını masaya yatırdığınızda o nahoş kelime size oradan göz kırpıyor.

Tunç Gencer
Rekor satış fiyatlarının, reklam bütçelerinin, halkla ilişkilerin havada uçuştuğu büyük sanat organizasyonlarında bazen “sanat” kelime olarak neredeyse cılız kalıyor. Eh, düşünsenize görsel sanatlar alanında en göze çarpan konular müzayedelerin satış rekorları ve de fuarların, organizasyonların top ten listeleri! Pop müzik listelerini, en çok satan albümleri ve en çok kazanan sanatçıları hatırlatmıyor mu bütün bunlar?
Aslında bütün bu baştan çıkarıcı kaosun içinde izleyici, bazen tam da sanatın öz niteliklerinden biri olanı gözden kaçırıyor. Merak ve keşfetme arzusu! Sunumun yaratının önüne geçişi, algının ayarlarını da bozuyor ister istemez. Oysa bize sunulanın dışında keşfedilecek, üstüne düşünülecek çok şey var. Tabi ki bunu biliyoruz değil mi?

Veljko Valjarevic
10 –13 Haziran tarihleri arasında Kadıköy Bahane Kültür Merkezi’nde izlediğim “DaLGA Avangard İnisiyatif sergisi ve animasyon seçkisi” beni bunları bir kez daha düşünmeye yöneltti.
DaLGa avant garde inisiyatifi, kendini avant garde sanat üzerine uluslararası bir sanatçı işbirliği olarak tanımlıyor. DaLGa sanatçıları resim, illüstrasyon, animasyon ve sinema alanlarında çalışmalar gerçekleştiriyorlar. Serginin düzenleyicisi Tunç Gençer, bu etkinlik için açık çağrı yapmak yerine tek tek sanatçılara mail atmış ve çağrıya cevap verenlerle etkinlik ortaya çıkmış.

Tunç Gencer
Uluslararası bir işbirliği ve kolektif olmayı hedefleyen İnisiyatif bu eylemiyle hedefine ulaşmış görünüyor üstelik. Farklı coğrafyalardan sanatçıların farklı disiplinleri barındıran işleriyle yüz yüze gelmek, birçok inisiyatif gibi ezber bozan söylemleri görmek, sanatın uçarılığına, zamansız ve mekânsızlığına dair bir hatırlatma niteliğindeydi. Etkinliğe dâhil olan Duygu Demir ve Kaan Bıyıkoğlu’nun video ve animasyonlar eşliğinde viyolonsel ve piyano ile yaptıkları deneysel müzik, ses ve görüntünün birlikteliğinde tam da “sanatsal deneyim” tanımlamasının karşılığını veriyordu.

Kristina Pirkoviç
Bu arada etkinlik mekânını da hatırlatmak gerek. Bahane Kültür Merkezi Kadıköy’de bir bar. İçeride sanat, edebiyat dergilerinin olduğu sürpriz mekânlardan biri. Ayrıca mekân, zaman zaman tasarım işlerine de yer veriyor. Öylesine dinlenmek için girip tasarımcıların çalışmalarıyla karşılaşabiliyorsunuz.
İnisiyatifler çoğu zaman bizi hazırlıksız yakaladıkları, her an her şeyin olabileceğini hatırlattıkları için önemli ve değerliler.

Tunç Gencer
Hazır önümüzde bienal ve fuar varken şehre gelenler belki gözlerini başka yerlere de çevirmeyi denerler.
Bu arada bienalin konsepti “İyi Bir Komşu”…
Ana eksenlerin dışında başka yaşamlar var.
Bir kez daha hatırlatmak istedim.
Etkinlikte yer alan sanatçılar: EMİN ALPER, SÜLEYMAN ÇAĞLAYAN, GÜLER AŞIK, ALEX BOYA, ONUR ÇAKALOZ, SERKAN ÇATAR, MUSTAFA DELİOĞLU, TAN TOLGA DEMİRCİ, JANEANN DILL, NEZAKET EKİCİ, LEVENT ELPEN, DAMON ANDREW EMBRY, İLHAMI TUNÇ GENCER, GİZEM GÜVENDAĞ, MURAT KILIÇ, YİĞİT KÜÇÜKKİBAR, BRUCE LABRUCE, SUSU LAROCHE, NICK LEDONNE, RIK LINA, KRISTINA PIRKOVIC, RODRİGO PLA, MITCHELL PLUTO, MUTLU POLAT, STAS SANTİMOV, BELKIZ SERİM, MELTEM ŞAHİN, SARAH TOUSSAINT, EKİN URCAN, ENGİN ÜMER, VELJKO VALJAREVIC, SONER YURTSEVEN.
