Autunlu Honorius’tan ilhamla;
“Sanatçının sürgünü tekrar, vatanı yaratıcılıktır”

“Zevkler ve renkler tartışılmaz!” deyip, sanatseverin sadece beğenmeye yaslanmaması gerekir. Sanatsever olarak sanat eseri diyerek önünüze konulan çalışmaları öncelikle plastik değerler açısından seçme ve elemeye tabi tutmadan sadece beğeniyle satın alarak ona sanat eseri muamelesi yapıp, duvarınıza asarsa; bu resim onun ve ülkesinin sanat düzeyini belgeler! Satın alınan tüm çalışmalar gerçekten sanata hizmet ediyor mu? Bunca kopya ve tekrar resimleri satın alanlar gerçek sanatçılara haksızlık yapmış olmuyorlar mı? Her satın alma sanata destek değil, bazıları özellikle köstektik! Sanatseverlerin satın alma işi yaparken sanatın gerektirdiği seçiciliği göstermesi gerekir.
Tekrar; birçok sanat dalında, özellikle de görsel sanatlarda ön koşuldur. Bu sanat dalında bir eserin yaratılması ve icrası için temel bir gereklilik olarak düşünülebilir, sanatçının her seferinde eserini ve kendisini yeniden yaratılması gerekir. Bu tekrarlardan kastedilen sanatçının kendini aşan yaratıcı tekrarları olup, yıllarca ayni figür ve temayı döne döne tekrar edenler değildir. Tekrarın bu özel koşulu, sanat eserinin “varlık” veya “yokluk” sorunu veya ikilemini de oluşturabilir. Sanatçı önceden belirlenmiş bir kalıbı “sanki ilk gibi”, yeni bir açıklık ve dokunaklılıkla nasıl yeniden yaratabileceğini düşünüp çözebilendir. Tanıdık bir geçmişi temsil eden tekrar ile yeni bir durum ve bir olay arasındaki karşılaşma çelişki yaratır. Birçok sanatçı için tanıdık bir kalıpla veya figürle karşılaşmak, bir yandan önceden var olan malzemeyle, diğer yandan aynı olmayan, yeni anlam taşıyan şeyle bir yüzleşme yaratmanın bir yoludur. Diğer taraftan bir seri tutarlı ve tanınabilir bir çizgiye sahip herhangi bir eser koleksiyonudur. Bu seriler renk ve malzeme gibi basit unsurlardan, çiçek, böcek ve güvercinden toplumsal cinsiyet rolleri veya siyasi gündemler gibi karmaşık konulara kadar değişebilir. Genellikle bir seri; ya görsel birlik (renk, malzeme, boyut, şekil, kompozisyon) ya da entelektüel birlik (görsel olarak çok az benzerlik gösterebilecek temalar, kavramlar ve fikirler) gerektirir. Genellikle en başarılı seriler, hem görsel hem de entelektüel unsurların birleşimidir. Güçlü bir sanatçının kendine özgü tekniği her zaman onu diğerlerinden ayıracak olsa da, bu tekniği bir temaya uygulamak güçlü sonuçlar doğurabilir. Başarılı bir seri için tek şart tutkudur. Seri ve tekrar kavramlarının farklı içeriklere sahip olduğuna özellikle dikkat çekmek gerekir.
Bir sanat eseri serisi; aynı tekniği, konuyu veya renk paletini birden fazla eserde kullanan, birleşik ve tutarlı bir çalışma bütünüdür. Kendi serinizi oluşturmak, becerilerinizi geliştirmenin ve belirli bir temayı veya stili daha ayrıntılı olarak keşfetmenin mükemmel bir yoludur. Adınıza bir veya iki seriye sahip olmak, galerilerde, fuarlarda veya çevrimiçi olarak çalışmalarınızı sergilerken de faydalıdır ve izleyicilere neler yapabileceğinizi gösterir. Ayrıca, ilgili alıcılar için birden fazla versiyonun mevcut olması satışlarınızı artırmak için de harika bir fırsattır.[1] Bir sanatçının resim serisini değerlendirirken tutarlı bir tematik keşif ile ticari kaygılar sonucu piyasa talebiyle yönlendirilen formülsel ve algoritmik bir tekrar arasında ayrım yapmak gerekir. Yüksek kaliteli seriler sanatçının evrim geçirdiği “farklılık içeren tekrar”ı sergilerken, ticari tekrar entelektüel gelişim olmaksızın “aynı veya benzer biçimsel unsurlar” üretir ve genellikle durgun, sıkıcı veya sadece dekoratif eserlerle sonuçlanır.

Resim sanatçılarının sürekli ayni figür ve tema üzerinden tekrarları eleştirildiğinde Claude Monet’in ömür boyu nilüferleri resmettiği ifade edilir. Oysa Claude Monet, ünlü Nilüferler serisi kapsamında hayatının son 30 yılında yaklaşık 250 yağlı boya tablo yapmıştır. Claude Monet Saman Yığınları serisinde 25-30 adet çalışma yapmıştır. Claude Monet’in diğer seri çalışmaları Rouen Katedrali, Kavak Ağaçları (Poplars), Şehir ve Mimari Serileri; Londra Serileri, Parlamento Binası (Houses of Parliament): Charing Cross Köprüsü, Waterloo Köprüsü, Gare Saint-Lazare, Venedik Serisi, Doğa ve Manzara Serileri; Japon Köprüsü, Étretat Kayalıkları, Seine Nehri Kolları Claude Monet farklı figür ve temalı seri resimler yapmasına rağmen nilüfer serisi resimleri ile tanınmaktadır.
Seri resimleriyle bilinen meşhur ressamların bazıları aşağıdadır.
Vincent Van Gogh, Edvard Munch, Paul Cézanne, Andy Warhol, Edgar Degas, Johannes Vermeerini, Yayoi Kusama, Frida Kahlo

I – Bir Sanatçı Tekrarları Neden Yapar?
Bir ressamın sürekli aynı figür ve temayı işlemesi, hem sanatsal derinleşme hem de dışsal zorunluluklarla ilgili çok katmanlı nedenlere dayanır. Bu durum genellikle şu ana başlıklar altında toplanır:
1. Teknik Arayış ve Uzmanlaşma: Ressamlar bazen bir konuyu tüm boyutunda tamamen “çözmek” için ona defalarca geri döner. Claude Monet’in Saman Balyaları veya Nilüferler serisi bu duruma en iyi örnektir. Sanatçı Işık ve Renk Etüdüyle aynı objeyi günün farklı saatlerinde resmederek ışığın değişen etkilerini anlamaya çalışır. Sanatçı Detaylarda Derinleşme yoluyla tekrar yaparak sanatçının ilk denemede gözden kaçırdığı detayları yakalamasını ve teknik becerisini (fırça vuruşları, doku) rafine etmesini sağlar.
2. Kavramsal ve Felsefi Takıntı: Sanatçı için bazen konu sadece bir araçtır; asıl amaç o konunun barındırdığı fikri keşfetmektir.
Duygusal Boşalım: Ressam, kendi iç dünyasındaki bir travmayı veya bilinçaltındaki bir sorunu çözmek için aynı figürü bir “katarsis” (arınma) aracı olarak kullanabilir.
Süreç Odaklılık: Sanatçı için sonuçtan ziyade, o temayı yeniden üretme süreci bir ritüele dönüşebilir.
3. Üslup Oluşturma: Tutarlı bir figür ve tema kullanımı sanatçının kendine özgü bir görsel dil inşa etmesine yardımcı olur. Tanınırlık: İzleyicinin esere baktığında “Bu falanca ressamın işi” diyebilmesi, o temanın sanatçının kimliğiyle özdeşleşmesiyle mümkün olur. Bütünlük: Sanatçının tüm eserleri arasında bir devamlılık hissi ve estetik bir birlik yaratır.
4. Ticari ve Toplumsal Beklentiler: Özellikle sanat piyasasının dinamikleri, sanatçıyı “başarılı” bulunan bir formülü tekrarlamaya itebilir. Piyasa Talebi: Belirli bir tarzı veya figürüyle ünlenen sanatçıdan galeriler ve alıcılar benzer işler talep edebilir. Kültürel ve Dini Görevler: Tarihsel süreçte sanatçılar, kilise veya soylular gibi hami kesimlerin istediği belirli dini veya toplumsal mesajları (örneğin Meryem Ana ve Çocuk İsa tasvirleri) defalarca resmetmek durumunda kalmışlardır. Bu tekrarlar, sanatçının konfor alanına hapsolmasına neden olabileceği gibi, bir konuyu “en sade ve en güçlü” haliyle anlatana kadar süren bir olgunlaşma serüveni de olabilir. Yüksek fiyatların veya popülerliğin (yüksek ticari çekiciliğin) her zaman yüksek sanatsal kaliteyle eşdeğer olmadığını anlamak çok önemlidir. Bir eserin değeri, yalnızca popülerliğinden ziyade, algılanan özgünlüğü ve sanatçının kişisel katılımı tarafından da belirlenebilir.
II – Seri Resimlerin Temel Özellikleri:
Bu yazıyla bir resim sanatçısının sürekli ayni figür ve tema üzerinden seri resimler yapmasının temelinde “Nitelikli” veya “Ticari” tekrar ayrımının bulunması ve bu ayrımın analizine dikkat çekilmek istenilmektedir. Sanatçının figür ve konu tekrarı sanatın değerini doğrudan düşürmez; ancak bu tekrarın hangi motivasyonla yapıldığı hem sanatsal, hem de piyasa değerini farklı yönlerde etkiler. Bu durumu iki ana başlıkta inceleyebiliriz.
A-Sanatsal Değeri Artıran “Nitelikli Tekrar: Tekrarlarla hedef ve ortaya çıkan sonuç sanatçının bir fikri derinleştirme veya teknik bir sorunu çözme çabasına yönelikse bu durum eserin değerini artırabilir.

Derinleşme ve Ustalaşma: Giorgio Morandi’nin sürekli aynı şişeleri resmetmesi onu tekrarcı yapmaz; aksine her çalışmadaki ışık ve form arayışı her eseri biricik kılar.
Kavramsal Güç: Andy Warhol çalışmalarında “temellük” ve “yeniden üretim” stratejileri, tüketim toplumunu eleştirmek için bilinçli bir araç olarak kullanılır. Bu tür bir tekrar, esere entelektüel bir derinlik katar.

B- Sanatsal Değeri Tehdit Eden “Ticari Tekrar”
Tekrarın ana motivasyonu sadece popüler olanı çoğaltmak ve piyasa talebini karşılamak olunca, uzun vadede sanatçının değeri zarar görebilir.
Yaratıcılığın Tükenmesi: Sanatçının sadece “satan” işleri taklit etmesi onun yenilikçi yönünü köreltebilir ve “marka” olma çabası sanatsal itibarını zedeleyebilir.
Özgünlük Kaybı: Sanat eserinin en temel şartı olan “özgünlük”, ruhsuz bir tekrarla birleştiğinde eser sadece bir dekoratif objeye dönüşebilir. Sanat eserinin “biricik” olması gereğinden hareketle seri üretim mantığı bu biricikliği ortadan kaldırır.
Tekrarların değerlendirme kriterlerini ortaya koymadan bu tekrarlar sonucunda ortaya çıkan sonucu anlayabilmek mümkün değildir. Gelişim var mı? Her yeni eser konuya yeni bir perspektif getiriyor mu? Çalışmalarda samimiyet belli oluyor mu? Sanatçı hâlâ keşfetme heyecanıyla mı üretiyor, yoksa mekanik bir alışkanlıkla mı? Bu tekrarlar sanatçının genel kariyer çizgisinde koordinasyon sağlıyor mu ve anlamlı bir bütünlük oluşturuyor mu?
Ustalık için yapılan tekrar değer katar, sadece para için yapılan tekrar ise sanatçıyı “zanaatçıya” yaklaştırarak entelektüel değerini düşürebilir.
Bir ressam için üslup ile kendini tekrar etmek arasındaki o ince çizgi; “keşif” bittiğinde ve “ezber” başladığında netleşir. Bu ayrımı şu üç noktada gözlemleyebiliriz:
Dürtü ve Beklenti: Ressam içsel bir merakla yeni bir görsel problem çözmeye çalışıyorsa bu bir stildir. Eğer “insanlar bunu benden bekliyor” veya “bu tarzım çok satıyor” diyerek konfor alanına çekiliyorsa bu tekrara yönelik yönelimdir.
Gelişim ve Kopyalama: Stil yaşayan bir organizma gibidir; sanatçının fırça darbesi aynı kalsa da bakış açısı derinleşir. Kendini tekrar eden sanatçı ise kendi başarılı işlerinin “karikatürünü” yapmaya başlar; formlar gelişmez, sadece kopyalanır.
Risk ve Güven: İmza stili sanatçının uzun denemeler sonucu bulduğu kendine has dilidir. Ancak bu dil yeni bir şey söylemek için değil de sadece “hata yapmamak” için kullanılıyorsa, sanatçı kendi tarzının hapishanesine düşmüş demektir.
Üslup bir yol olup, kendini tekrar etmekse o yolda durmaktır. Yolda olan menzile ulaşmak için bulunduğu nokta etrafında dönüp dolaşmak yerine ileri doğru giderek sürekli mesafe kaydetmeye çalışır. Bir sanatçının tarzını değiştirmesi; sadakatsizlik ve cesaret arasında zorunlu bir tercih yapması sonucunda değil sanatçı olmanın zorunlu ve gerekli unsurlarından olan değişim ve yaratıcılıktan kaynaklanır.
Nitelikli Tekrar: Sanatsal Derinleşme: Sanatçı, konuyu her seferinde farklı bir plastik sorunla (ışık, doku, kompozisyon veya form bozumu) ele alıyorsa bu bir gelişimdir.
Arayış: Aynı figür üzerinde her denemede yeni bir anlatım dili inşa edilir. Örneğin Monet’nin Saman Balyaları serisi konunun tekrarı değil, ışığın değişiminin bilimsel ve sanatsal bir etüdüdür.
Katmanlaşma: Konu, sanatçının zihninde olgunlaşır; gereksiz detaylardan arınır veya daha karmaşık bir felsefi zemine oturur.
Ticari Tekrar: Güvenli Alan ve Üretim Bandı. Eğer tekrarın temel motivasyonu “tutan” bir formülü sürdürmekse bu durum sanatsal değeri tehdit eder. Sanatçı sanatın finansmanından daha çok kendisinin finansmanına odaklanırsa tekrarlar doğal olarak artar.
Üslupsal Donma: Sanatçı, alıcısı hazır olan görsel dili hiç değiştirmeden kopyalamaya başlar. Burada teknik bir beceri olsa da, entelektüel bir risk veya yeni bir soru yoktur.
Yüzeyselleşme: İlk eserlerdeki duygu yoğunluğu yerini mekanik bir el alışkanlığına bırakır. Figür artık bir “özne” değil, dekoratif bir “nesne” haline gelir.
III – Seri Resimlerde Gelişim Analizi Nasıl Yapılır?
Sanatçının bu tekrarlarında gelişim olup olmadığını anlamak için kronolojik karşılaştırma yapılmalıdır:
Teknik Evrilme: Malzeme kullanımı ve fırça hâkimiyeti daha rafine hale mi geliyor, yoksa özensizleşiyor mu?
Anlamsal Değişim: Figür zamanla yeni bir anlam kazanıyor mu? (Örn: Bir portrenin yıllar içinde daha soyut ve içsel bir hale gelmesi).
Risk Faktörü: Sanatçı, konuyu bozmaya veya kendi başarısını sabote edecek kadar radikal değişiklikler yapmaya cesaret ediyor mu?
Eğer her yeni tekrar izleyiciye konu hakkında daha önce söylenmemiş bir şey söylüyorsa orada sanatsal değer, sadece “tanınırlık” üzerinden benzer işler üretiliyorsa orada ticari kaygı ağır basıyor demektir.
Sanatçının figür ve konu tekrarını incelerken; çalışmalarının sanatsal değerini artıran nitelikli ve sanatsal değerini tehdit eden ticari tekrar ayırımının analizini yapmak önemlidir. Sanatçının bu tekrarlarında belirgin gelişim var mı?
Bir sanatçının aynı figür veya konuyu tekrar etmesi, projenin mutfağında “üslup arayışı” ile “piyasa konforu” arasındaki ince çizgide durur. Bu ayrımı analiz ederken şu kriterler gelişimin yönünü tayin eder:
IV – Sanatta Kölelik:
Sanatçının aynı figür ve temayı yıllarca işlemesi, madalyonun hangi yüzüne baktığınıza bağlı olarak “yaratıcı bir disiplin” ya da “zihinsel bir hapishane” olarak tanımlanabilir. Bu durumun bir köleliğe dönüşüp dönüşmediğini şu üç temel ayrım belirler:
1. Piyasa Köleliği: Sanatçı yeni bir şey denemek istiyor ama “bu tarzım çok satıyor, değiştirirsem aç kalırım” korkusuyla hareket ediyorsa, evet, bu bir köleliktir. Sanatçı burada kendi yarattığı markanın veya galeri beklentilerinin işçisi haline gelmiştir. Bu durum, sanatsal üretimi bir “yaratım”dan çıkarıp “imalat”a dönüştürür. Bu piyasa köleliğinin en büyük organizatörü öncelikle galerilerdir.
2. Tutkuya Kölelik: Bazı sanatçılar için aynı figür bir takıntıdır. Örneğin Giorgio Morandi hayatı boyunca neredeyse sadece aynı şişeleri boyamıştır. Ancak her resminde ışığın ve mekânın matematiğini yeniden keşfetmiştir. Burada sanatçı konunun kölesi değil, o konunun içindeki sonsuz ihtimallerin kâşifidir. Eğer sanatçı her seferinde yeni bir heyecan duyuyorsa, bu kölelik değil, derinleşmedir.
3. Üslup Konforuna Kölelik: Bazen sanatçı, dış dünyadan bir baskı görmediği halde kendi geliştirdiği teknik ve temanın dışına çıkmaya cesaret edemez. Bu entelektüel bir tembelliktir. Kendini tekrar etmek, risk almayı bırakmak ve “Nasılsa yapabiliyorum.” demek sanatçının gelişimini durdurur. Sanatçı kendi geçmiş başarılarının kölesi haline gelir. Eğer aynı tema her seferinde sanatçıya yeni bir soru sorduruyorsa, bu bir ustalık yolculuğudur, ancak aynı tema sadece bilinen bir cevabı tekrarlatıyorsa, bu bir rutin ve köleliktir. Sanatçının bu süreçte “kendini mi kopyaladığı” yoksa “kendini mi rafine ettiği” sorusu eserin niteliğini belirleyen temel ölçüttür.
Bir sanatçının aynı figür ve temaya hapsolması dışarıdan bakıldığında bir “yaratıcılık prangası” gibi görünse de, özgürlük kavramı sanatın odağında çok daha öznel bir zeminde tartışılır. Bu durumu iki farklı perspektifle analiz edebiliriz:
1. Özgürlüğün Kaybedildiği Nokta: Mekanik Tekrar – Sanatçı aşağıdaki nedenlerle aynı temayı sürdürüyorsa özgürlüğünü gerçekten kaybetmiş sayılabilir:
Dışsal Baskı: Galeri, koleksiyoner veya piyasa beklentisi sanatçının fırçasına yön veriyorsa, sanatçı artık bir “yaratıcı” değil, talep karşılayan bir “üretici” konumuna düşer.
Korku: “Farklı bir şey yaparsam beğenilmez miyim?” veya “Üslubumun dışına çıkarsam kimliğimi mi yitiririm?” kaygısı, sanatçının önündeki en büyük parmaklıktır. Bu sanatçının kendi başarısının mahkûmu olmasıdır.
2. Özgürlüğün Yeniden Tanımlandığı Nokta: Kısıtlılık İçindeki Sonsuzluk-: Bazı sanatçılar için özgürlük, “Her şeyi yapabilmek” değil, “Bir şeyi en derinden kavrayabilmek”tir.
Sınırların Gücü: Tıpkı bir şairin bir şiire dünyaları sığdırması gibi, ressam da aynı figürü kullanarak tüm enerjisini konu aramaya değil; renge, dokuya ve ışığa verir. Bu durumda figür, sanatçının üzerinde deney yaptığı bir laboratuvar nesnesine dönüşür.
İçsel Yolculuk: Sanatçı dış dünyadaki çeşitliliği reddedip tek bir noktaya odaklandığında, aslında kendi iç dünyasındaki en küçük değişimleri bile tuvale yansıtma özgürlüğüne kavuşur. Burada özgürlük, nicelikte (çeşitlilikte) değil, nitelikte (derinlikte) aranır.
Sanatçı aynı temayı boyarken her sabah tuvalin başına “Bugün neyi keşfedeceğim?” diyerek geçiyorsa özgürdür. Ancak “Bugün hangisinden bir tane daha yapmalıyım?” diyorsa, kendi elleriyle ördüğü bir hapishanededir. Sanatçının özgürlüğünü koruyup korumadığını anlamak için, eserlerindeki duygusal gerilimin zamanla azalıp azalmadığına bakmak gerekir.
Takip ettiğiniz aynı figürü sürekli kullanan sanatçının eserlerinde yıllar içinde teknik bir kolaycılık mı yoksa konuyu zorlayan bir arayış mı görüyorsunuz?
V- Tekrarlarda Kullanılan Yöntemler:
Aynı temayı yıllarca işleyen bir ressam için bu süreç, sıradan bir tekrardan ziyade duyguların katmanlaşarak derinleştiği ritüelistik bir yolculuğa dönüşebilir. Ressam, bu yöntemi kullanarak şu yollarla duygu birikimi sağlar:
1. Katmanlı Duygu İnşası: Ressam, her yeni çalışmada konuya değil, o konunun uyandırdığı duyguya odaklanır.
İçsel Kazı: Her tekrar, bir öncekinden daha derine inmeyi sağlar. İlk resim yüzeydeki duyguyu verirken, yüzüncü resim o duygunun en saf, en çıplak halini (özünü) yakalayabilir.
Zamanın Etkisi: Sanatçının hayatındaki değişimler aynı figüre yansır. Gençken yaptığı aynı figür “tutku”yu simgelerken, yaşlandığında “huzur”u veya “kayıp” hissini temsil edebilir.
2. Meditatif Akış ve Katarsis: Sürekli aynı temayla çalışmak, sanatçıyı “ne boyayacağım?” kaygısından kurtararak “akış” haline sokar.
Ritüelistik Rahatlama: Aynı hareketlerin ve formların tekrarı, meditatif bir etki yaratarak bastırılmış duyguların (travma, özlem, korku) tuvale kontrollü bir şekilde akmasını sağlar.
Duygusal Arınma (Katarsis): Yayoi Kusama’nın takıntılarını noktalarla işlemesi gibi, tekrar bir boşalım ve iyileşme aracı haline gelir.
Görsel Ritim ve Yoğunlaşma: Tekrar, izleyici ve sanatçı üzerinde hipnotik bir güç kurar.
Duygusal Odaklanma: Değişmeyen bir konu, dikkatin dağılmasını engeller ve tüm enerjiyi tek bir duygu durumunda toplar.
Nüansların Gücü: Çok küçük fırça darbesi değişimleri veya ışık oyunları (örneğin Monet’nin saman balyalarında yaptığı gibi), aynı temanın içinde devasa duygusal farklılıklar yaratır.
Sembolik Kimlik Oluşturma: Zamanla o figür veya tema, sanatçının kendisiyle özdeşleşen bir sembol haline gelir.

Görsel Yankı: Tekrarlanan motifler (Marc Chagall’ın keçileri veya kemanları gibi), bir hafıza yankısı oluşturarak eserler arasında duygusal bir süreklilik ve dil birliği sağlar. Bu süreçte sanatçı bir köle değil; tek bir notadan binlerce farklı melodi çıkaran bir besteci gibidir. Duygu birikimi, konunun dışsal çeşitliliğinden değil, içsel derinliğinden doğar.
Sanat tarihi detaylı olarak incelenirse bazı sanatçıların seçtikleri tek bir konuyu veya figürü bir laboratuvar titizliğiyle inceleyerek kendi sanatsal imzalarını oluşturmuşlardır. Öncelikle bu sanatçıların tekrarları ticari bir kopyalamadan ziyade teknik bir derinleşme ve felsefi bir arayış olarak kabul edilirken, bunları yıllardır boyadıkları güvercin, çiçek, böcek vb. figürler temeline yerleştirdikleri tekrarcılardan ayırmak gerekir. Bu tarz resim yapanların büyük kısmı sınanmamışlığın kibrine esir olmuştur. Bu tekrarcılar; henüz yaşamadığı ve bilemediği büyük hayal kırıklığı, yaratıcılık krizi ve eleştirilerle tecrübe edilmediği zorluklar için peşinen geliştirdiği, her zaman resmine yapılan eleştirileri yok saydığı ve sadece kendi gerekçelerine dayanan savunma durumunu da aşan üstünlük duyma hissine sahiptir. Tekrarcıların çok zorda kalanı tekrarcılıklarına duygusal pornografi[2] ekleyince satışları kolaylaşmaktadır.
Özgürlük ile ölüm hep karşı karşıya gelmişlerdir. Özgürlük isteyen ölümü göze almıştır. Vermeyen ölmüştür. İsteyen ölmüştür.[3] İyi, önemli, farklı, özgün, değişik ve yaratıcı bir değer koyabilmek için öncelikle özgür olmak esastır. Sanatçı yaratıcı olduğu kadar özgür olmak zorundadır. Özgürlüğünü galericinin ticari hırslarına ve estetik değer eksikliği çeken alıcıların beğenilerini sadece tatmin etmek için resim yapmasına odaklamış ressamların özgünlük, özgürlük ve yaratıcılıktan bahsetmesi büyük çelişkidir. Sürekli keşfederek ve icat ederek sanat yapılır. Tekrar ederek değil! Bu tekrarların ticari tekrar değil, nitelikli ve sanat değeri yüksek estetik değerleri içeren tekrarlar olması beklenir. Neyin sanat eseri olup olmadığını anlamak için sanat tarihine bakmak yeterlidir. Sanatçılar hayatı boyunca yaptıkları, söylemleri ve paylaşımlarıyla sanatta iz bırakır. Sanat tarihi; sanatta olumlu/olumsuz bıraktığınız parmak izlerini takip eder, değerlendirir, yorumlar, önemli ve değerliyse gelecek için kayıt altına alır ve istifler. Görülmediğinizi sanmayın! Görülüyorsunuz, değerlendiriliyorsunuz. Sadece değerli ve farklı olanlar hakkında yazılıyor. Zamanı gelince birileri sanat tarihinin istiflediği bu bilgileri mutlaka detaylı okur, yorumlar ve o tarihten tekrar bakarak değerlendirir. Sanatçı olma iddiasında olanların sanat tarihinde parmak izi olur! Sizin sanat tarihinde parmak iziniz var mı?
Hayatın ve başarının bir kısmı tedbir iken, diğer kısmı da risk alabilmektir. Risk almak ve kumarbazlık çok farklı kavramlar olup, eylemlerinizin tek tek ve toplamında küçük kazanır, büyük kaybeder hale gelmişseniz kumarbaz psikolojisine girmişsiniz. Allah ıslah etsin!
Bu işi sanatçı cephesinden düşünürsek;
* Zaman içinde özdeşleşilen ve imza niteliğine ulaşan figüre sıkı sıkı bağlı kalmak ve onu sürekli çalışmak mı,
* Yoksa dönemsel olarak farklı resimler yapabilmek mi, kişiyi sanatçı ve yapılanı da sanat sayar?
Doğmak ve ölmek dâhil aradaki yaşam da bir risk içerir. Okul, iş ve eş seçmek, yeni kişilerle dostluklar kurmak da kendi çapında riskler ve yeni yollar sunabilir. Sanatçının eserlerinde değişebilmesi ve yatırım için risk almayı benzer risk kapsamında değerlendirmemek gerekir. Sanatçıda yaratıcılık esastır. Sanat hayatının önemli kısmında bir figür merkezinde dönüp durarak resim yapan çok sayıda ressam sayılabiliriz. Hiç kimsenin bu ressamlara doğru/yanlış deme hakkı yok. Herkes istediğini resimler ve figürün resimlerini yapabilir. Konuya bu defa yaratıcılık cephesinden bakmak istedim.
Bir figür merkezli resim yapan ressamların önemli kısmı ustalık dönemiyle birlikte çok satılmaya başlanan resimlerindeki figürler etrafında çok küçük değişiklikle aynı resmi yapmaya başlarlar. Küçük küçük değişiklikler yaparak etrafında dolaşıp durmakta değişim değil, bizzat donuklaşmadır.
Sanatla uğraşan yaşı ilerlemiş kişi; aynı konu, figür ve üslupla yaptığı çalışmaları çok kolay satılıyorsa, bu aşamadan sonra değişmesi ve bilinenlerden farklı çalışmalar yapabilmesi çok zordur. Zamanla para, şöhret ve bunların yarattığı konfor artmaya başlayınca sanatçının yönü bir sanatçıda bulunması gereken yaratıcılıktan uzaklaşarak hızla değişememeye doğru kaymaya başlar. Tekrar; kişiyi tecrübe sahibi kılar ve zamanla ustalaştırır. Bu aşamadan sonra bu kişilerin çalışmalarda sanatçılıktan daha çok ustalık egemen olmaya başlar. Kişi çok kolay bir şekilde ve hatasız olarak kendini tekrar etmeye başlar ve bu aşamada kendi kendini yavaş yavaş öldürdüğünü bile fark edemez hale gelir.
Benim için sanatçı; ömür boyu değişimini sürdürebilen ve buradan da yaratıcılığını uygulamaya koyan kişidir. Sanat sadece ustalık işi olmayıp, bunu yaratıcılıkla harmanlamayı ve bunun için de değişmeyi zorunlu kılar. Değişmek için risk almak, yıllar sonra yakaladığı para ve şöhretten vaz geçebilmek gerekir. Risk almayan yaratıcı olamaz.
Yaratıcılığı sanatın önemli bir unsur kabul etmişseniz Türkiye’nin çok satan, ama değişmeyen sanatçılarına bakınca bu kişilerdeki “Değişmemek ile Sanatçı Olmak” çelişkisi ile karşı karşıya kalırsınız.
Sanatın temeli yaratıcılık olup, sanattaki yaratıcılık sürekli ve bir ömre yayılmıştır. Yaratıcılığı yapabilmek değişimle ve bu değişim için risk almayla başlar. Değişimi zamanında yapamayanı statüko esir alır. Tekrarlar hafızayı ve beceriyi artırır, ama kişiyi donuklaştırır ve rehavete iter.
Netice olarak; herkes istediği figür olan resmi yapabilir, isteyen de para verip satın alabilir. Zaman her şeyi olduğu gibi değerlendirerek bunu da olması gereken düzeye koyar. Sanat, sıradanlığın daha az endişe verici olduğu bir zihinsel durum yaratabilir. Estetik teorisinde bu zihin durumunu “kendini aşma” olarak adlandırır. Sanat deneyiminin, genel olarak kişinin benlik duygusunun önemini azaltan bir benlik aşma zihinsel durumunu ortaya çıkarır. Bunu yaparken, benlik aşma durumu, kişinin kendi arzularına odaklanmasını azaltır ve dikkati benlikten uzaklaştırır, bu da başkalarının kendisi hakkındaki görüşlerine ve parasal kazanç arzusuna olan ilginin azalmasına yol açar.
Sanatçıların yaratıcılık sonucu sanat deneyiminin ortaya çıkardığı kendini aşma çabası; onun öznel sanatsal ve zihinsel durumunu açıkladıktan sonra statü arayışı güdüsünü engeller. Sanatçının kendini aşma çabası, onu sanatı sadece tüketim nesnesi olarak görenlerin dışında bir düzeye eriştirir.
[1] https://blog.artweb.com/how-to/art-series/
[2] https://www.mecmuaistanbul.com/sanatta-duygusal-pornografi/
[3] Ceylan, Yasin, Felsefeci
