Hakan Erol: Semaver

Share Button

Sait Faik Abasıyanık, Semaver, İş Bankası Yayınları

 

1906 yılında Adapazarı’nda dünyaya gelmiştir Sait Faik Abasıyanık. Aldığı disiplin cezaları nedeniyle liseyi farklı şehirlerde tamamlamak zorunda kalmıştır. Üniversite okumak için yurtdışına giden Faik, önce İsviçre’ye, sonra da Fransa’ya geçmiştir.

Türkiye’de öykücülük denilince akla ilk gelen isimdir hiç şüphesiz. Oktay Akbal ve Melih Cevdet Anday, Sait Faik’ten esinlenmiştir. Bu üç isim Türk öykücülüğünü her daim ileri taşıyıp, geride eşsiz yapıtlar bırakmışlardır. 1953 yılında “Modern edebiyata katkısından dolayı” Faik, Amerika’daki Mark Twain Derneği’ne onur üyesi seçilmiştir.

Faik’in, öykü, roman, şiir, röportaj ve çeviri türlerinde olmak üzere sayısız eseri bulunur. Faik, tüm bu türlerde kendine özgü dil ve yöntem kullanmıştır. Hikayelerine yer yer anlık heyecanlarını da yansıtmıştır. Alemdağ’da Var Bir Yılan, Semaver, Son Kuşlar en önemli öykü kitapları arasındadır. Şiir konusunda ise tek bir kitabı bulunur: Şimdi Sevişme Vakti

Sait Faik Abasıyanık

Faik, “züğürt yazar” , “gözlemci balıkçı” gibi sıfatlarla da anılmıştır. Yazdıklarını paraya dönüştüremediği ve muazzam gözlem yeteneğini, hikâyelerinde de betimlediği balıklarla, bütünleştirdiği için bu sıfatları almıştır.

Faik’in eserlerinde  betimlenen kişi, okuyucunun zihninde en canlı hâliyle hayat bulur. Anlatılan yeri ise, okuyucu, gözünde çok rahat canlandırabilir, en ince ayrıntıların gözden kaçmadığı eşsiz betimlemeleriyle okuyucuyu derinden etkiler Faik…

Tren durmuş; Geyve İstasyonu toz, bulut ve akşam pembeliği içinde bir sarı Çin şehri gibi kaynaşıyor; yalınayak çocuklar, saçları perişan arabacılar ve bir kasket yağmuru istasyonu dolduruyordu. Bu kasketlerin altında insanlar; buğdaylarını, tahta traversleri, üzüm ekmek ve bir vagon pencerisinden kendilerine bakan bir hayali düşünüyorlar. Zaman, akşamın toz pembesine karışmış iptidai bir zaman, bu insanları ta Kayserilere götüren hain ve dehşetli homurtuya; yani şimendiferin yağlı manivelası ve yarısı kızıl tekerlekli makinesine bakıyordu.’’

Faik, Semaver’de 21 öyküye yer vermiştir. Yazılarını doğa ve insan sevgisiyle yazan Faik’in tüm kitaplarında ortak yön balıktan, martıdan, yosundan, denizden bahsedilmesidir. Neredeyse her öyküsünde bu temalar yer alır:

antika-semaver-fotografi-kadinlar-arasinda

 

“Kış adanın sahillerine lodoslarla beraber gelirdi. Kocayemiş ağaçlarının çamlarla birleştiği adanın lodos tarafında, hiçbir ev yoktur. Orada kocaman vahşi kayalar, tuhaf kuşlar ve derin uçurumlar vardır. Kalpazanlar Kayası’nın üstünden lodos aştığı zaman, adanın poyraz tarafındaki evlerinde sessiz bir hayat başlardı. Göçler gitmiş olurdu. Banyolar sökülmüş; köşkler küskün ve hayatsız dururdu. Küçük sandallar yer yer karaya çekilmiş bulunurdu. İşte balık zamanı bu zamandı. Kocaman gırgır kayıkları sahile başvururlar, torik ve palamut adanın etrafında bütün gün döner dolaşırdı. Kocaman kayıklar, kocaman bir şehre durmadan balık götürür, adaya para pul, bir iki çuval un, birkaç kilo et getirirlerdi. O sene kış ne kadar fazla olmuşsa balık da o nispette az çıkmıştı. Balığın az, kışın çok olması günah çıkartan papazı bile düşündürürdü.”

Aynı temayı bir başka hikâyesinde de görebiliyoruz:

“…İspari balıklarının sazlıklarda yaşadıklarını, barbunyaların oltaya gelmediklerini, balıkçılar şahının dokuz kat oltayla on iki kiloluk balık çıkardığını biliyorum. Karşı boş ve sarp kayalı adanın kıyılarında balıkçıların ağlarını parçalayan, dalyanları bozan, ihtiyar balıkçıları kapan bir ejderhanın hikâyesini yanakları şiş, kara gözlü, tombul, su buharı gibi ılık ve temiz, tombulluğu nisbetinde saf ve saflığı kadar hassas, derisi tuzlu bir balıkçı çocuk bana anlattı.”

Her hikâyesinde muazzam betimleme yeteneğini kullanarak, okuyucuyu adeta büyüleyen Sait Faik, “yazmasam çıldıracaktım!” der. Bu ondaki “yazma” tutkusunun tezahürünü anlatan en iyi sözdür. Çoğu zaman yaşadıklarını kaleme dökmüştür Faik. Olabildiğince içten, samimi ve sıcak bir üslupla okuyucuyu selamlamıştır.

Doğa ve insan sevgisini anlattığı hikâyelerinde okuruna uyarıda bulunmayı da ihmal etmez. Doğa ve insan sevgisinin yok olacağından, tüm bu güzelliklerden, gelecek kuşakların mahrum kalacağından söz eder:

“Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı… Dünya değişiyor dostlarım.Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak.”

soganli-ikinci-bahar

 

Yalnız bir hayat süren Sait Faik, yazdıklarının karşılığını maddi olarak hiçbir zaman görememiştir. Annesinin varlıklı olması, Faik’in yazmasına olanak sağlamıştır. Parasız ve yalnız gitmiştir bu dünyadan… Faik, yalnızlığın tanımını -başka bir kitabındaki- hikâyesinde şöyledir:

“Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.”

Faik’in, kitapla aynı isme sahip, Semaver öyküsü, kitabın ilk öyküsüdür. Her biri ayrı ayrı değere sahip olan öykülerden, beni en derinden etkileyeni “Odanın içini kızarmış bir ekmek kokusu doldurmuştu. Semaver ne güzel kaynardı.” cümlelerinin yer aldığı bu öykü olmuştur:

Yalnızlığına rağmen Faik, insandan umudunu hiçbir zaman kesmez. Hikâyelerine bunu tüm açıklığıyla yansıtır:

“Bir yaylı hatırlıyorum. Hayvan, yol ve yulaf kokan keçelerin üzerinde çocukluğumun sevgilisini, yumuşak ve tombul avuçlarıyla, yolun iki tarafında uçan kuşları alkışlar görüyorum. Sonra yine çocukluğumun sevgilisini, bir deniz kenarında lacivert ve sıkı robonun içinde dolaşır seyrediyorum. Korku, yol boylarınca etrafımı sarıyor, önümde uzuyor. Sevmekten korkuyorum. Başka arzular, ihtiraslarla atıldığım yolda beni avare ve çırılçıplak, başı her manada boş bırakacak yalnız bir şey olduğunu biliyorum ve ondan karanlıktan, riyadan, zulümden, hürriyetsizlikten korkar gibi ürküyorum.

Her şeyi, herkesi, ilmi, felsefeyi bir ortaoyununa çıkaran, yumuşak ve nefesleri yediklerinin değil, güzelliklerinin buharlarını çıkaran insanlar olacağını çocukluktan biliyorum.”

Ölmeden önce kitaplarının tüm gelirini Darüşşafaka Cemiyeti’ne bırakan Sait Faik’in  eserleri İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkmaktadır. Semaver’de bunlardan birisi. Kitap 138 sayfadan oluşuyor. Faik’i okurken, yanınıza alacağınız en önemli şey sıcak bir kahve olmalı. Kahveyle beraber, Faik okumanın da tadının damağınızda kalacağından eminim.

1955 yılında, yani Faik’in ölümünden 1 yıl sonra annesi tarafından başlatılan “Sait Faik Hikaye Armağanı”, Türk edebiyatının “en uzun soluklu öykü yarışması” ünvanını elinde bulunduruyor.

Sait Faik Hikaye Armağanı

Son sözü, Haldun Taner’in, Faik hakkındaki görüşlerine bırakalım: “Sait Faik, bir konuya değil, yaşamın bir parçasını işliyordu. Bir tez savunmuyor, bir yaşantıyı yansıtıyordu. İnsan sevgisi dolu, doğa sevgisi dolu bir yüreği vardı. Neye baksa bu sevgi ile ısınıyor, ışıklanıyordu. Biz ancak o el attıktan sonradır ki, en önemsiz görünen insanların ve şeylerin zevkine eriştik.”

Share Button

Yorumlar kapatıldı.