Gün geçmiyor, sanatı “manipulé” edenler adına bir kavga çıkmaya görsün; bilinçli olarak, büyük kapitalist (magnat) lobisinin bir provokasyonu. Sanatı ve kültürü saptırmak adına büyük paralar harcayarak, Fransa gibi bir ülkenin Kültür Bakanını bile oyun dışı bırakan, istedikleri mekâna babasının malı gibi giren, bir beyin yıkama sektörü oluşturulmuş! Sürekli açılan modern müzeler, zengin “fondation” lar, “Grand Palais” vs. önemli salonlar yetmiyormuş gibi, tarihi saraylara, ulusal müzelere, kutsal mekanlara “provacation”u daha iyi yapabilecekleri alanlara dadandılar. Son olarak Versailles Sarayı’nda Anish Kapoor’un performansı büyük gürültü kopardı; amaç; bu tarihi mekânda yaşamış bir kraliçeye “Marie Antoinette”e gönderi; ama aptal ve zavallı bir “installation”. Övgü beklerken tepki alınca iş büyüdü, Dirty Corner’ın girişine önce boya, sonrada “anti-sémit grafiti” ve sloganlar işi politik bir boyuta getirdi.
“Kraliçenin Döl Yolu” , “Le Vagin de la Reine” – terbiyeli söylendiğinde- öbür yandan fransızca popüler bir küfür, “sale con”, nedense sözlüklerde bile bir sansür vardır; geçiştirilir bu sözcükler, örneğin burada sanatçının bir “am-salak” olduğunu yazmak ayıptır. Anish Kapoor’un “Dirty Corner” olarak adlandırdığı bu anıt; Versailles Sarayı’nın önünde; metal, 60 metre uzunlukta, 8 metre yükseklikte devasa, acayip ve çirkin, büyük kayalarla ve toprakla örtülü uzantı bir tünel görünümünde. Saldırıya uğrayıncaya kadar, Versailles’ın geleneksel “güncel sergileri” gibi ünlü birkaç düşünürün tepkisini aldı; ama kim dinler, proje yüksek yerden geliyor, kulaklar tıkanmıştı. Bu ilk tepki, anıtın sarı bir boyayla kirletilmesi ( çok ilginç, eserin adına bir gönderi gibi geldi bana ama) daha çok esere “sperm”le müdahale edilmiş görüntüsünde, daha gerçekçi.
İkinci kez Anish Kapoor’un kişiliğe bir tag olarak, büyük bir tepki aldı. Kapoor’un annesi Irak asıllı bir yahudi, babası da hindu ve de İngiliz vatandaşı. Uzun bir süredir Versailles’ın bu gibi sirklere açık olmasını kınayan sağcı “royalist” lerin, sonuçta bu “şamataya” bir son vermek amacının dışında, ileriye dönük projeleri de durdurmak; ama kim dinler! Bu kez ‘contemporary’ye de politik bir virüsün bulaşmasının, güncel sanat lobilerine dokunabileceği korkusuyla işi kapatmaya çalışıyor hükümet. Olay anti-semit bir boyuta girdiğinde de, ilgi alanı başka bir yöne, politikaya sapıyor; sanattan çıkıp etnik bir hesaplaşma kaosu yaratıyor. Dördüncü kez yapılan tag; “Respect Art as U trust God”, ” Nasıl Tanrı’ya inanıyorsan, Sanata da öyle saygın ol.” Anish Kapoor da yanıt olarak, “..kendimi ırzına geçilmiş ve gidip kenarda giyinmeye çalışan bir kız gibi görüyorum” diyordu ama savunmasında ” İnfame- utanılacak içeriği de sanatımın bir parçasıdır”, yani bilinçlidir, dedi. Bence bu savunma entelektüel seviyede değil; tarihe bakış açısı ve de mekâna müdahale bir bilgi sonucu olması gerekirken, Versailles’da daha önce yapılanları gördüğümüzde tüm güncel sanat oyunlarının ne kadar zavallı ve naif olduklarını da unutmayalım. Kapoor’un kendi stüdyo ekibi bu grafitileri altın varakla kaplama kararı aldı. Şu anda Moskova “Yahudi Müzesi’nde” başka bir performans yapıyor sanatçı! Ülkemizde Sapancı Müzesi’nde Kapoor’un devasa taşları sergilendiğinde ve de müzenin ya da bunu gerçekleştiren magnat’nın sergiye ve sanatçıya ödediği paranın ne olduğunu kimse düşünmemiştir. Sergiyi izleyenler anımsar; yine konu, tünelimsi deliklerdi. Galiba bir saplantı, bir idea-fixe kişide.
Önemli Fransız entelektüel ve düşünürleri genellikle bu polemiğe bulaşmıyorlar, sahibini ısıran köpek azdır ne yazık; bir tek düşünür Luc Ferry bu kavgaya acımasız girdi, bu güncel sanat “..kendini beğenmiş enayiler için katkısız bir boktur, işte bu gerçeği de kimse cüret edip söyleyemez” diyordu. Son yazısında “..aynı şeyi Vermeer ya da Manet için katiyen yapamazsınız, eğer Kapoor’a yapılmışsa, kendisinde Fransa’yı eleştirme cüretini buluyor. Bir avuç aptalın bu enayiliklerini yutup, bu paslanmış artık demirlere hayran olanlar, ona bu sarayların kapılarını açanlar, ona bu onuru verenler. Evet kim bunlar? Yalnız Fransa’yı değil dünyada tüm bu güncel sirki yönetenler: ” Formol içine yatırılmış köpek balığına 12 milyon euro ödeyen Magnat, bu “dalgayı-geçen” Damien Hirst’i çağımızın en önemli sanatçısı yaparken, mafyanın yardımıyla sanat piyasasını yönetip, eleştirmenleri kafa-kol’a alıyor. Bu zavallılıkların yanında Duchamp’ın “”urinoir”ı hiç olmazsa bir “provokasyona değer! Sonuçta bir soru kalıyor: bu en değersiz, “nul” sanat eserleri niçin piyasada en yüksek değerlere ulaşıyor? Estetikle tüm ilişkisini koparmış bu sanat piyasasının amacı ne? Açıkça ileriye dönük bir yatırım ve sanat “hiçbir şey”e yöneldiğinde ona somut karşıtlık olamayacak; tek yanıt: “demek sanattan anlamıyorsunuz! Vargas Llosa’nın “Gösteri Medeniyeti” kitabı bu sapmaların analizini yapıyor ama okuduklarını sanmıyorum. Milyarder François Pinault bu sirki yönetirken onun sağ kolu daha önce Fransa Kültür Bakanı, Georges Pompidou Müzesi direktörü ve de Versailles Sarayı’nın eski yöneticisi Jean Jacques Aillagon’u unutmamak gerekli. Bu sinik adam, her gölge oyununda olduğu gibi bu içeriğin tek yöneticisi. Tüm eski kültür bakanları ve de tüm modern müze yöneticilerinin gelecekleri çok garantili, sanat bir matah olduğu sürece.
Daha önce Jeff Koons’ da Marie Antoinette’e bir kaniş köpeği gönderisinde bulundu!
Giuseppe Penone’nun kim olduğunu ve de ona bu kapıyı açanın amacını da anlayamadık!
Bilmiyorum ama “kitche’in” altın yılları, François Pinault’nun en sevdiği sanatçı!
Bu Tampax’lardan(tamponlardan) yapılmış avizeyi, sanatçı Marie Antoinette’in yatak odasına asmak istediğinde, müze yöneticisi Catherine Pégart’la tartışma çıktı ve önlendi!
Sanatçının bunu bana açıklamasını isterdim, ne yapmak istemiş?
Bir Fransız sanatçı da mecburen bir performans yapmak zorunda!
ÖNERİ
Anish Kapoor’dan sonra sarayın programında kim var bilmiyorum ama benim önerim bir Türk güncel sanatçısı; Hale Tenger














