
Şevval Başalan, Gorebilmenin Hazzı-kil üzerine akrilik, 2020
Aristoteles’in tragedyaya dair kullandığı bir kavram “Katarsis”. İzleyicinin oyuncuyla kurduğu özdeşleşme sonunda yaşadığı ruhsal arınmayı tanımlıyor genel anlamda. Hazır tiyatrodan söz açmışken Brecht, bu kavrama karşı çıkar. O, izleyicinin arınmasını değil, izlemesini ister. Bu yüzden sık sık sahnedekinin bir oyun olduğunu hatırlatır.
Küratörlüğünü Bedri Baykam’ın yaptığı, Şevval Başalan’ın Piramid Sanat’ta devam eden “Katarsis” sergisi, katarsisin içinden geçtiğiniz değil onun yanında durduğunuz bir deneyim. Bedende dolaşan, duyarlılıkları sorgulayan, arınmayla yüzleşmeyi bir araya getiren bir sergileme biçimi.
Henüz sergi alanına girmeden sesler karşılıyor izleyiciyi. Uzaktan inlemeyi çağrıştıran, bazen birbirine karışan sesler. Göreceklerinize dair bir prova.
Canın Tözü ya da Kargalara Saygı
Kişisel deneyimlerden ve insani duyarlılıklardan yola çıkılmış bir sergi “Katarsis”. Beden parçaları, hayvan temsilleri ve sürrealist imgelerin birbiri içine geçtiği gravürler, varlığın kendilendiliğine dair hatırlatmalar olarak çıkıyor karşımıza. Başalan’ın kargaları iyileştirme deneyimlerini öğrendikten sonra gravürlerde bedenin içini ve dışını apaçık eden kargalar, bir yandan insanileşirken bir yandan canın tözüne dönüşüyorlar.
Uzun bir yaşayışın, koruyuculuğun, salt kendine ait olmanın ileticileri olarak kargalar, bir bakıma yaşam hakkına, salt canın varlığına saygıyı ifade ediyorlar. Nitekim, gravürlerin sergilemede yer aldıkları alan hem içerik bakımından hem bütüncül görsel algı bağlamında sergiyi toplayan sonra genişleten merkezlerden biri olma sorumluluğunu yükleniyorlar.

Beden Algısı ya da Parçalanmalar
Başalan’ın çalışmalarında beden algısı yüzeyde dolaşmıyor. Aksine fiziksel ve zihinsel anlamda olabildiğince derine iniyor. Beden dendiğinde çoğumuzun aklına gelen deri, ten imgesi yok bu çalışmalarda. Yüzeye çıkan iç organlar ve bizimle konuşan uzuvlar var.
Bedenin her bir parçası izleyeni izliyor, kendine dair olanı anlatıyor. Beden, tüm iç organlarımız ve uzuvlarımızla varlığın, ruhun, toplumsal yargıların bileşeninde parçalanıyor, kişileşiyor. Dil, gözyaşının tadına bakıyor, kalp ümitsizce gözlüyor, beyin, beynin algısı, parçalanan zihin birbirinin içinden geçerek sergi alanındaki seslere karışıyor.
Bedene Müdahale, Kadınlığın Yazgısı ve Öfkesi
Çeyizden alıntılanmış parçalar, içinden parmak çıkan vajina, kerpetenle kesilmiş penis, böcekleri ezen topuklu ayakkabılar ve tuvale yapıştırılmış nesneler…
Bütün bunları toplumsal cinsiyet ve tabular bağlamından okumayacağım. Çünkü zaten hepsi bir araya geldiğinde belirlenmiş değerlere, önyargılara, saldırının hedefi olan kadın bedenine, ruhuna dair içsel bir öfkenin temsilleri olarak karşımıza çıkıyor.
En sade haliyle genç bir sanatçı kadın olmaya giden süreçte hepimizin karşılaştığı, tanık olduğu yargıları, yargılanmaları, örselenmeleri ve bütün bunların yarattığı sonucu dışa vuruyor.
Çeyizden çıkan parçalar da böcekleri ezen topuklu ayakkabılar da bedenin bir parçası, bedene müdahalenin göstergeleri. Tıpkı kutulara yerleştirilip hapsedilen organ parçaları gibi.
Öte yandan hastalığa ve bedenin iyileşme sürecinde bedene yapılan zorunlu müdahaleye dair gönderme de yer alıyor sergide. Başalan, astım hastalığından dolayı kullanmak zorunda olduğu ilaçları da sanatsal bir dönüşüme uğratıyor. Çizimleri ile süreci aktarıyor. Tıpkı diğer gösterimlerde olduğu gibi yazgımıza yazgılı olmadığımızı hatırlatıyor.

Şevval Başalan.-Bana son hediyen
Malzemenin Estetiği
Nam June Paik, bir gün katot ışınlarının boya ve fırçanın yerini alacağını söylemişti. Kehanetinde haklı çıkmadı. Katot ışınları, boya ve fırçanın yanına yerleşti. Aslında bu, sanatçının özgürleşmesi anlamına da geliyor.
Gravür, yerleştirme, hazır nesne, seramik, kolaj, tuval, boya, kâğıt, kalem, ses kaydı… Başalan, uzun bir mirası devralan yüzyılımızın anlatım olanaklarını kullanmış bu sergide. Bazen profesyonel üretimin başındaki birçok genç sanatçının yazgısını paylaşarak olanaksızlıktan (edindiği değil) bulduğu malzemelerle yaratmış eserlerini bazen de anlatımının, duyumunun gerektirdiği malzemeleri almış ele.
Sonuçta geldiği noktada izleyiciyle girdiği etkileşimde sanat ve yaşam üzerinden aktarmak istediğini dolaysız aktarmış izleyiciye.
Bir Sergiyi Göstermek ve Katartik Yüzleşme
Bedri Baykam, sergi düzenlemesini bir sanat eseri gibi ele almış. Başta da belirttiğim gibi seslerin çağrısı çarpıcı bir görüntüyle karşılıyor izleyiciyi. Başlangıç bizi sanatsal deneyime hazırlıyor.
Gravürler bir merkezi oluştururken ilerleyen alanda Başalan’ın daha önce yaptığı işlere dair gösterim sanatçının yaratımda ilerleyişini algılamak açısından başka bir merkeze dönüşüyor. Giderek küçük adacıklara bölünen, birbiri içinde bağımsızlaşarak birbirini destekleyen işlerle tıpkı eserlerdeki yükselip alçalan bir ritim ile izlenebiliyor sergi.
Başalan’ın dilini, fırçasını sakınmayan dışavurumcu tarzı, salt gözün ve kulağın duyusuna değil bedenin hissedişine dönüşüyor.
Bu bağlamda sergi, evet, sahiden katartik!
Bununla birlikte sonsuz bir arınma vadetmiyor. Sergiyi geride bıraktığınızda ruhunuzun göz yaşları dışarı taşmayacak. Aksine genç bir sanatçının cesurca ortaya koydukları, kendini, deneyimlerini, etkilenimlerini, duyarlılıklarını olduğu gibi paylaşımı hem kendinizle hem cesaretle yeniden yüzleşmenizi getirecek.
Çoğu zaman bir yazı sadece aktarıcıdır. Yapılan üzerine tekrar söz söyleyen, not düşen bir aktarıcı. Bununla birlikte yazının deneyimi ile üretimin deneyimi her zaman farklıdır.
Şevval Başalan’ın Bedri Baykam küratörlüğünde Piramid Sanat’ta yer alan “Katarsis” sergisi 1 Aralık’a kadar devam ediyor. İzleyin.
