Emrah Kazanır: Tolstoy’un Betimlemeleri – 2 – Çocukluğum

Share Button

Dünya yazınına Anna Karenina, Savaş ve Barış, Diriliş gibi yapıtlar kazandırmış olan bu büyük Rus yazarı yazın dünyasına ilk adımı bu yapıtıyla atmıştır.

Tolstoy’un yaşamında, birçok başka yazarın yaşamında olduğu gibi bir başlangıç

Ya da deneyim kazanma dönemi gibi bir şey yoktur. 23 yaşındayken bir yıl çalışarak yazıp çıkardığı bu yapıtı, ruh çözümlemelerinin ve gösterdiği tiplerin gücüyle onu usta bir yazar olarak kabul ettirmiştir.

Romandan çok büyük öykü diyebileceğimiz bu yapıtın yazılıp yayımlanması şöyle olmuştur:

Lev Nikolayeviç Tolstoy, 1851 yılının Nisan ayı sonlarında, ani bir kararla, üç yıldan beri hemen hiç ayrılmadığı Yasnaya Polyana çiftliğini bırakarak, en büyük ağabeyi Nikolay ile birlikte Kafkasya’ya gider. Orada, “Yaşamımın Dört Çağı” adı altında büyük bir roman yazmayı düşünür. Anı defterindeki: ”Yarın büyük bir roman yazmaya başlayacağım.” notundan anlaşılıyor ki ‘’Çocukluğum’’ adlı romanını 3 Temmuz 1851’den sonra yazmaya başlamıştır.

Bir yıl sonra biten bu yapıtı, Tolstoy, Çocukluğumun Tarihçesi adıyla ve L. N. imzasıyla Sovremennik dergisinde basılmak üzere, derginin yöneticisi olan Nekrasov’a gönderir. Nekrasov’dan aldığı olumlu yanıt onu pek çok sevindirmiştir.

Çocukluğum, 1852 yılı Eylülü’nden itibaren Sovremennik dergisinde L. N. imzasıyla ve Çocukluğumun Tarihçesi adıyla yayımlanmaya başlar. Kimin tarafından yazıldığı bilinmeyen bu öyküyü eleştirmenler çok iyi karşılarlar. Bir süre sonra Nekrasov, yapıtın Tolstoy’la ilgili olduğunu öğrenince, onu coşkuyla kutlamış ve çok geçmeden Tolstoy’a, bundan böyle göndereceği yazılar için, o zamanın en büyük yazarlarına verilen telif hakkının ödeneceğini bildirmiştir. Bundan anlaşıldığına göre Tolstoy daha 23 yaşında yazdığı ilk yapıtıyla kendisini tanıtmış ve usta yazarlar arasında yer almıştır.

Çocukluğum, İlk Gençlik ve Gençlik adları altında üç kitabı içine alan bu yapıtın Tolstoy’un çocukluk ve gençliğiyle ne derece ilgisi olduğuna gelince romandaki karakterlerin birçoğunun yaşamdan alındığını söyleyebiliriz.

Tolstoy’un yaşadıkları onu büyük bir edebiyatçı ve kişilik uzmanı yapmıştır. Her sözcüğünde belirttiği anlamların perde arkası insanı her zaman uzun bir yolculuğa çıkarır. Anlayarak okumanın getirisidir onu tanımak. Sovyet Devrimi’nden önce Lenin’in kaleme aldığı ‘’Devrimin Aynası Tolstoy’’ kitabında devrimden önce Rus toplumunun ve edebiyatının üzerinde bıraktığı etki hâlâ devamlılığını sürdürüyor. Bahsettiği şeylerin günümüzde güncelliğini koruyarak kısır döngüye dönüşmesini engellemek için ne yapmamız gerektiğine açıkça karar veriyor. Tolstoy’un Çocukluğum eserinin betimlemesini okumadan önce Lenin’in ‘’Devrimin Aynası Tolstoy’’ kitabını okumak, Tolstoy’u daha anlaşılır hâle getirecektir…

Çocukluk yıllarında örnek aldığı öğretmen onurlu duruşu nedeniyle Tolstoy’u her zaman kendisine hayran bırakıyor. Evet, Karl İvaniç’ten söz ediyorum. Tolstoy’un ailesine yaltaklanmadan eğitim vermeyi başarmış bir öğretmen. Aldığı ücreti Tolstoy ve kardeşlerinin gelişimine harcayan ve sonrasında ise  “Bir elbise ve karnımın doyacağı kadar ekmek ihtiyacımı gidermek yaşamama yetiyor ‘’ sözünü söylemesinden çok bizzat yaşamasıdır asıl önemli olan. Karl İvaniç işten çıkarılacağını öğrendiğinde Tolstoy’un babasına sadece bir liste bırakıyor. Listede Tolstoy ve kardeşlerinin gelecek aydaki ihtiyaçları ve bir de not yazar:

“Size yaltaklanmadığım için işten çıkarılmayı normal karşılıyorum ama çok iyi biliyorum ki yaltaklanılmadığında aç kalınmıyor. Elbette emeğimi pazarlamak zorundayım bu toplum yapısından dolayı ama onurumu hangi şart altında olursa olsun asla pazarlık konusu yapmadım, yapamam. Ben geleceğin toplumunu şekillendirecekleri büyütüyorum. Unutmayınız ki günahların en kötüsü nankörlüktür.”

childhood-english-trans-by-leo-tolstoy-translated-by-c-j-hogarth

Tabii ki bu not Tolstoy’un babasının suratına tokat gibi iniyor. Karl’ı işten çıkarmaktan vazgeçiyor. Kadın ve kumardan başını kaldırmayan bir insanın bu önemli noktaları göremeyecek körlükte olduğunun farkına varması iyi bir gelişme ancak bu gelişmenin devamında yaşamını buna göre düzenleyip düzenlemeyeceği merak konusu…

Sovyet Devrimi’nden önceki karanlık Rus toplumunun onayladıklarını onaylayan bir adamdan ne beklenir ya da ne beklenilmez diye düşünmek çok olası…

Eğitimi için belirli bir süre sonra Moskova’ya gitmek zorunda kalan Tolstoy’un annesinden ayrılışı çok hazin olsa da bakılmayana bakmayı çok iyi başarmıştır. Veda sırasında veda edilen insanın yüzüne bakmama ya da veda esnasında veda edilen insanın yüzünün aldığı hâli hatırlamamanın nedenlerini psikolojik açıdan değerlendirerek açığa çıkarıyor. Moskova’ya gitmek için annesine veda etmek zorunda kalan Tolstoy’un, annesine dair hatırlamadığı tek şey veda sırasında annesinin yüzünün aldığı hâldir. Neden veda ettiğimiz sırada karşımızdaki insanın yüzüne bakmayız?

Belirli bir süre sonra annesi ölür ve Tolstoy ailesiyle birlikte büyükannesinin evinde (Moskova’da) yaşamaya başlar…

Moskova’da öğretmeni Karl’ın şiir yazdığını görür ve şiir yazmaya özenir. Büyükannesinin isim günü kutlamasına hediye olarak ilk şiirini yazar:

“( …)

Çalışacağız seni mutlu etmeye

    Ve kendi annemiz gibi sevmeye

Şiirin en önemli bölümü burası. Büyük bir acı ve ümit besleyen bu iki dize her şeyi gözler önüne seriyor. Kendini tanımlayamamış bir bireyken bu sözleri yazması, geleceğin Rusya’sının SSCB olmasında büyük bir önem taşıyor. Toplumsal açıdan ve içsel olarak okumak, değerlendirme açısından da ikiye ayırmak gerekiyor bu dizeleri…

Tolstoy büyük bir anne özlemi içerisinde…

Büyükannesinin isim günü kutlamasına gelen arkadaşlarıyla oyunlar oynarken çocukluğundaki bir lekeden söz ediyor.

İlenka!

İlenka, fakir bir ailenin çocuğu olduğundan elbiseleri yamalı ve bu yamaları komik buluyor arkadaşlarıyla birlikte. İlenka’yı amuda kaldırarak zalimce bir yerlerine vuruyorlar. Ve İlenka basıyor isyanı. Tolstoy o anı şöyle açıklıyor:

“İlenka’nın isyanı yüreğimde bir çığlık gibi büyüyor hala. Neden engel olmadım, kalbim nerdeydi? Bu acımasız davranışımı kendime açıklayabilmiş değilim. Çocukluk hatıralarımdaki ilk kara lekenin sebebidir.

Aktüel Elma Dersem Çık Armut Dersemde Çık Çocukluğum-

Diğer bir örnekse yolculuk esnasında Katya ile yaptığı sohbettir. Katya’nın Tolstoy’la birlikte yaşayamama nedeni fakirliğe bağlanarak Manastıra kapanma zorunluluğunun değişmeyişi olarak öne sürüşüdür. Tolstoy zenginliğinden utanır bu çaresizlik karşısında…

Ve Karl İvaniç’ten ayrılma zamanı…

“Büyükannem bizi biz olduğumuz için değil kızının çocukları olduğumuz ve kendisine annemi (kızını) hatırlattığımız için sahip çıkıyordu. Bu yüzden eğitimimize müdahalede bulunup Karl İvaniç’i işten çıkarıp St. Jerome isminde bir Fransız züppesini öğretmen diye karşımıza dikiyordu.”

Gözyaşları içinde yazdığı bu sözlerin öncesinde gizlice öğretmeni Karl İvaniç’in odasına girip şiir defterini karıştırır. Şiir defterinde Karl’ın en sevdiğim şiir olarak tanımladığı şiiri çalar.

Madame I. Petrovska’ya – 3 Haziran 1828

Hatırlayın beni uzaklarda

Yakındayken beni hatırlayın

Hatırlayın beni

Bugün ve sonsuza kadar

Kabrime dek hatırlayın

Benim vefalı aşkımı

                               Karl Mauer

Ve öğretmenine veda ettikten iki gün sonra kısa bir yazı yazar:

Yalnızca derinden sevebilen insanlar derin acı duyabilirler fakat bu insanların sevme ihtiyacı acıya tepki oluşturarak dindirir. Acı hiçbir zaman öldürmez.

Kâinatta benden başka hiç kimsenin olmadığına, nesnelerin gerçek olmadığına, yalnızca dikkatimi üzerlerine çevirdiğim zaman ortaya çıkan imgeler olduklarına ve onları düşünmeyi bırakır bırakmaz yok olduğuna inanmaya başlıyorum…

cocuklugum-7081-47319

 

 

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.