Emrah Kazanır: Tolstoy’un Betimlemeleri  5 – KAZAKLAR

Share Button

 

İlya Repin, Kazaklar

İlya Repin, Kazarlar

Köyün girişinin sol tarafında küçük bir dere akıyor ve bu derenin kaynağı girişe gelmeden önceki küçük gölet. Sağ tarafta mezarlık ve mezarlık biter bitmez haneler başlıyor. Hanelerin başladığı yerin tam karşısında bir askeri birlik var. Askeri birliğin komutanı Olenin ve emrinde Lukaşka var. Babasını kaybetmiş olan Lukaşka bu Kazak köyündeki iki odalı mütevazı evinde annesiyle birlikte yaşıyor. Olenin ise Moskova’da köşkü olan, at çiftliğine sahip bir ailenin çocuğu. Köyün çoğunluğu geçimini avcılık ve toplayıcılıkla sağlayan ailelerden oluşsa da köşklerde yaşayan, emrinde çalışanları olan aileler de mevcut.

Çeçenlere karşı savunma alınmış, köyün dört yüksek noktasına nöbetçiler dikilmiş vaziyette. Kuleden köye giriş-çıkış yapan herkes izlenebiliyor, avcılığa çıkan köylü kuleden korunabiliyor. Olenin, köyün zengin ailelerinden birinin kiracısı olarak yaşıyor. Emrinde olan Lukaşka, Maryana’ya aşık ama bir türlü hissettiklerini dile getiremiyor. Lukaşka babası olmadığından ve Maryana köyün en güzel kızı olduğundan hislerini dile getiremiyor ve t Maryana’yı gördüğü yerde put kesiliyor. Olenin, Lukaşka’nın Maryana’ya âşık olduğunu anladığında şunları geçiriyor aklından;

“Sevgi denilen şey niçin gelip birden elimi kolumu bağlamıyor? Dünyada sevgi denilen şey yok ki gelsin… Ama sevilmiştim ben de. Ne olursa olsun o kız her şeye rağmen beni seviyordu. Evet onunla evlenseydim şimdi kirada bile olmayacak, çalışmaya ihtiyaç duymayacak üstelik borcum da olmayacaktı. Oysa şimdi Vasiliyev’e borcum var”

 Bireysel çıkarını gözetip kendi rahatlığından başka bir şey düşünmeyen ya da kendi çıkarı için karşı cinsin duygularını kullanmayı aklından geçiren Olenin bu bayağılığa yenik düştüğünün farkında değildir.

“Evlilik nedir? Evlilik nasıl ortaya çıkmıştır?”

Öncelikle bu soruların yanıtını vermek gerekiyor…

Kazaklar 1

Eşleşmek ve çocuk yetiştirmek insanlığın kendisi kadar eskidir. Yerleşik tarımsal toplumların yükselişi ile birlikte, yaklaşık 10.000 yıl önce evlilik, belli şartlar altında dünyaya gelen çocukları haklı varisler ilan ederek toprak ve mülk haklarının korunması için bir yol hâline gelmiştir. Bu topluluklar büyüdükçe ve karmaşıklaştıkça evlilikler; bireyler ve aileler arası bir mesele olmaktan çıkıp dini ve mülki otoriteler tarafından idare edilen resmi bir kurum hâline gelmiştir. Evlilik kurumu, günümüze dek ulaşan en eski yazılı yasalar olan M.Ö. 2100’e ait Mezopotamyalılar, Ur-Nammu Anayasası’nda evliliği idare eden, cinsellikten tutun da köle çocuklarının yasal statülerine kadar kapsayan birçok yasayı ilan etmeden çok daha önce zaten kurulmuş durumdaydı.

Birçok antik uygarlık, aynı anda birden fazla eşle yapılan evlilik düzenine izin vermekteydi. Bugün bile dünyanın yüzlerce farklı kültürünün çeyreğinden daha azı bunu yasaklıyor. Fakat bir şeye izin veriliyor olması onun her zaman mümkün olduğu anlamına gelmez. Demokratik gerçekler ve aynı zamanda evlilik ile mal varlığı ilişkisi gösteriyor ki Antik Mezopotamya’da, Mısır’da ve Filistin’de yöneticiler ve elit kesim birden fazla cariyeye ve eşe sahip olsa da sıradan insanların gücünün bir veya iki eşe yettiğini ve bu nedenle pratikte tek eşliliğin olduğunu gösteriyor. Diğer yerlerde iş tersine işliyor. Bir kadın birden fazla erkekle evlenebiliyordu.

Himalaya Dağları’nda olduğu gibi, bir ailedeki tüm erkek kardeşler aynı kadın ile evlenerek az miktardaki verimli toprağın sürekli yeni kurulacak aileler arasında bölünmesini engelliyor.

tol

Evlilikler sadece dâhil olan insan sayısına göre değil, insan tiplerine göre de değişiklik gösterebiliyor. Eşcinsel evliliğin tarihsel gelişimi Antik Mezopotamya’ya kadar dayanır. Bu tip uygulamalar için isimler ve yasalar farklılık göstermiş olsa da toplumca kabul görmüş aynı cinsiyet arası evlilikler, eşleşmeler tarih boyunca çeşitli uygarlıklarda ortaya çıkmıştır. Mezopotamya duaları bu çiftler için kutsamalar içermektedir. Amerikan yerlilerinin çift ruhlu bireyleri her iki cinsle de ilişki kurmuşlardır. Bu uygulamaların yani eşcinseller arasındaki ilişkilerin “ evlilik ” olarak adlandırılan ilk örnekleri Antik Roma’da ortaya çıkmıştır. İmparator Nero ve İmparator Elagabalus halka açık seremoniler ile erkeklerle evlenmişlerdir. Bu uygulamalar M.S. 342 tarihinde açıkça yasaklanmıştır. Ancak benzer gelenekler Hıristiyanlık döneminde de sürmüştür, Adelphopoiesis gibi ya da Ortodoks kiliselerindeki “ kardeşlik yapma ” gibi. Hatta 1601 yılında İspanya’da küçük bir şapelde iki erkek arasında yapılan gerçek bir evliliğin kaydı tutulmuştur.

Modern evlilik fikri, aşk ve hayat arkadaşlığı fikri, son birkaç yüzyılda ortaya çıkmıştır. Sanayileşme, şehirleşme ve orta sınıfın büyümesi ile birlikte insanlar kendi aile ocaklarını kurabilir hâle geldi. Aydınlanmanın getirdiği yeni fikirlerden cesaret alarak insanlar, ailevi görevler ve statü yerine kişisel mutluluklara ve hedeflere odaklanmaya başladılar… Bu kişisel mutluluğa odaklanma kısa zamanda diğer değişimlere yol açtı,  boşanma önündeki engellerin azalması ve giderek daha çok insanın geç yaşta evlenmesi gibi…

Ortada bir sorun vardı. Kazaklar, özgürlüğüne düşkün, keyfe, soygunlara ve savaşa âşık bir yaşayan bir halk. Bir Kazak için Rus köylüsü yabani, kaba ve adi bir varlıktır. Yani Olenin bu Kazak köyünde herhangi birine âşık olduğunda kesinlikle hiç şansı yok. Sonu hüsran olacak. Olenin, Kazakların kadına baktığı gibi bakmıyor. Kazaklar kadını kendi rahatını sağlayan bir varlık olarak görüyor, gençliğinden yaşlılığına kadar keyfi için çalıştırıyor, tıpkı Doğu ülkelerinin erkekleri gibi kadının söz dinlemesini isteyip ondan sürekli çalışma bekliyor. Olenin ise bir toplumun yaşadığı toprak parçasının özgürleşmesinin kadına bağlı olduğuna inanıyor ve kadın irade sahibi olmadığı sürece aydın bir geleceğin beklenilmemesi gerektiğini düşünüyordu.

 

988135_620x410

Lukaşka’nın Maryana’ya âşık olmasına rağmen Maryana’yı istemeye gitmeye çekinmesinin nedeni hem özel mülkiyet sahipliği yönünden zayıf olması hem de babasını kaybetmiş olmasıdır. Bir insanın sevdiği ile bir gelecek kurmasını bırak hayal kurmasının dahi mülkiyete bağlı olması ne kadar da acı. Kusurları sevme değil de özel mülkiyetin fazlalığı kapatıyor!

Özgür bir sevdanın yaşanması için gerekli olan, toplumun mülkiyete göre bakış açısının şekillenmesini ortadan kaldırmaktır. Bunu başarabilmekse mülkiyetin ortadan kaldırılması gerekliliğine dayanıyor. Eğer bu gereklilik gerçekleşmezse hayaller tuz-buz olmakla kalmayıp negatif resimlerden başka bir sonuç doğurmayacak.

Lukaşka’nın Giray Han’la birlikte at çalmaya gittiği sırada Olenin’in zenginliğinden dolayı Lukaşka’yı bir seçeneğe indirgeyen Maryana, Lukaşka’yla yaşaması gerekenleri Olenin’le yaşıyor. Kardeşinin öğretilerinin etkisinde kalan Maryana’nın sadece Olenin’in zengin olması nedeniyle Olenin’le yaşadıkları, Lukaşka’nın sevgisine yapılan haksızlıktan başka bir şey değildir. Mülkiyet, insani olan her şeyi etkilemekle kalmayor sevdayı kirletip onu bataklığına çekerek yutuyor…

Ya bu haksızlık silsilesini durdurmak için mülkiyet ortadan kaldırılmalı ya da bu tür pusulara karşı uyanık kalınarak mülkiyeti ortadan kaldırmak için mücadele edilmeli.

Mülkiyetin egemen olduğu yaşam şekli asla kabul edilmemeli ki toplumlar tarihinde gerçekleşen rejim değişikliklerinin özü budur.

Bireye en yakın olan aile kurumunun ikiyüzlülüğe düşerek gayrimeşruluğa teslim edilmesine göz yummak yerine mülkiyeti ortadan kaldırmayı tercih etmeli toplumlar…

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.