Belgin Balanoğlu Alagöz, Toplumsal Gelişim Ve Sanat 3

Share Button
Levni

16. yy.’ın en ünlü el yazmaları Nakkaş Osman Atölyesinde basılmıştır. III. Murat Surnamesi, Hünername Minyatürleri ile tanınmışlardır. Bu eserlerdeki temalar, güncel, kronikçi (1) ve gerçekçi bir anlayışla ele alınmıştır. Nakkaş Osman’ın diğer eserleri: sanata ve tarihe çok düşkün olan III. Murat (1574-1595) emriyle hazırlanmış olan Şemailname-i Al-i Osman yazmasında ilk Osmanlı padişahının portreleri sıralanmıştır. Bu eser (1579), Osmanlı padişahlarının özelliklerini anlatan ilk tarihi el yazma kitap olarak kabul görmektedir. Portrelerde karakteristik çehre ve ifade zenginliği gözlenmekte olup, giyim kuşam ve yaşam hakkında bilgiler edinilebilir.  Eserler Topkapı Sarayında TSMK H1563’de kayıtlı bulunmaktadır.

‘’Hazreti Muhammet’in yaşamını, gazalarını, ana baba ceddini ve gelmiş geçmiş peygamberlerin hayatını ilk kez 14. yy.da Mısır Sultanları için hazırlayan Nakkaş Mustafa Darir âmâ olduğu için anlattıklarını bir başka kişi kaleme almıştır.  1380-1388 yılları arasında Siyer-i Nebi’yi yazıp bitirmiş ve Peygamberi (S.A.V)  destansı bir şekilde  ve Türk halk diliyle tasvir ettiği bu kitabı Memlük Sultanı Berkuk’a takdim etmiştir. 

Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde Memlük Sarayı’ndan toplanan bu eser İstanbul’a getirilmiştir. Osmanlı Padişahları tarafından daha değerli tutulmuş, III. Murat zamanında Hazine-i Hümayun için içeriğindeki özgünlük korunarak minyatürlerle bezenmiş ve bir nüsha daha çoğaltılmıştır.  Bu nüsha da sarayın baş nakkaşı Nakkaş Osman ve sarayın şehnamecisi Seyit Lokman ve ekibi tarafından mükemmel bir şekilde hazırlanmıştır.

Nakkaşbaşı Osman, II. Selim ve III. Murat döneminde sanata değer veren padişahlar sayesinde minyatür sanatına yüzlerce eser kazandırmıştır (600’ün üstünde). Nakkaş Osman Firdevsi’nin Şehnamesini Türkçeye çevirmiştir. Şahname-i Selim Han, Şehinşahname, Zafername (Kanuni’nin son dönem savaşlarının tasviri) önemli yapıtlarındandır.  Sultan III. Murat’ın oğlu Şehzade Mehmet’in sünnet düğününü eş zamanlı olarak 250 minyatürle betimlediği Surname çağın en önemli eseri olarak addedilmiştir.

16. yy.’da yazılıp Nakkaş Osman Atölyesinde basılan padişah çocuklarının sünnet düğünlerini konu alan III. Murat Surnamesi, 52 gün süren bir şöleni nakış-resim tekniği ile 400’ü aşkın bir dizi ile eş zamanlı olarak kompoze eden bir örnektir. Burada aynı resim iç ögelerinin değişimi ile defalarca tekrarlanmıştır. Bu eserin isim kaynağının eski Bizans hipodromunun spinası üzerindeki Obeliks kaidesinin “Sünnet Töreni’’ kabartmaları olduğu uzun bir süre sonra anlaşılmıştır.

18. yy.’da Nakkaş Levi’nin III. Ahmet Sürnamesi’nde, konu yine güncel olaylardan alınmıştır. Bu el yazmalarının minyatürleri, geçmiş dönemlerdeki minyatürlerden aşkın bir yapı kazanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğunun tarihi ve güncel olaylarını bir anlamda belgeleyen el yazması/nakış resimler peygamber yaşamlarını mistik anlatımlarla da ele almıştır. Ancak bu resimler, dinsel kitapların dışında görülmez. Yine İslam dünyasının içinde yalnızca Osmanlıda gelişen figürsüz manzara resimleri, Kanuni Sultan Süleyman’ın (16.yy.) sefer yolları menzillerini belgeleyen birer bulgudur. Bunlar, Bağdat ve Belgrat seferlerinde ordu mensubu olan Matrakçı Nasuh tarafından yazılıp resimlenmiştir.

Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğunun Bizans resim sanatından etkilendiği söylenir.  İstanbul’un fethinden sonra, ikon atölyelerinde sürdürülen Post-Bizanten gelenek (*2), Osmanlı resim sanatı ile karmaşık ilintilerin karmaşıklığını gösterir. Aynı zamanda saray nakışhanelerinde minyatür yapan bazı sanatçıların gayrimüslim kişiler olduğu ileri sürülse de  Osmanlıda güçlü bir Türk Müslüman kimliği içinde gelişen ve azınlıkları eritip sentezleyen bir kültür yaratılmıştır.

Kapıdağlı Konstantin, III.Selim Portresi

Osmanlı İmparatorluğunun mimarisini biçimleyen Mimar Sinan (Koca Sinan, 16. yy), tek başına Bizans’ın İstanbul üzerinde yarattığı üslubu değiştirmiştir. Bizans silüetini silmiş, bugünkü Osmanlı-Türk panoramasını, unutulmazlığını tüm zarafeti ile yapılandırmıştır. Mimar Sinan’ın uzun ömrü, birçok padişah dönemini de etkilemiştir: II. Beyazıt (1476-1512), Yavuz Sultan Selim (1512-1520), Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566), III. Selim (1566-1574)ve III. Murat (1574-1595). Özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde “Dünya İmparatorluğu’’ hâline gelen Osmanlının sınırları; Bağdat’a, Kafkaslara, Kırım, Polonya, Viyana üzerinden Balkanlar ve Sırbistan’a, güneyde Arabistan Yarımadası’ndan Afrika içlerine Sudan ve bütün Afrika kıyılarını içlerine alarak Atlas Okyanusu’na kadar uzanmıştır. Bu geniş topraklarda var olan tüm kültürler Osmanlı tarafından ezilmeden yaşatılmıştır. Bu ülkelerde dinsel ve yapısal baskılar kurulmamış olsa da kuvvetli bir yönetim kurulmuştur. Bu süreçte azınlıkların çocukları alınarak, İstanbul ve Edirne saraylarında eğitime tabii tutulmuşlardır. Askeri ve sanat alanında yetişen gençlere Osmanlı kültürü yapısı olan Türkçe okuma-yazma, İslamiyet ve din bilgileri, Türk örf, adet ve gelenekleri konusunda bilgiler verilmiştir. Eğitim alan azınlık çocuklarına ‘devşirme oğlanları’; Enderun’dan mezun olanlara ise ‘Kapudan Çıkma’ denilmiştir.

Mimar Sinan’ın da 1520’de Enderun’dan çıktığı anlaşılmıştır. Bu dönemlerde saraylarda çağın önemli filozofları, ozanları, bilginler, nakış-ressamları, hattatları da yaşıyordu. Seçkin çocuklarının yetiştirilip yönetim içine alınması bir strateji olarak uygulanmaktaydı.  Bu strateji, Osmanlı devletinin uzun yıllar boyu ayakta kalmasını sağlamıştır.

18. yy.-19. yy.da ecnebi ve levantenlerin (yakın doğuda yerleşmiş, evlenerek soyu karışmış kişiler), gayrimüslimlerin Osmanlı’ya uyumlu yaşadığı göz ardı edilmemiş  (bilinçli bir programla), önemli görevlere getirilmişlerdir. Neo-klasik Ulusal Mimari örneklere ulaşmada özellikle Ermeni vatandaşlar rol oynamış ve alafranga-alaturka ikileminin ortaya çıkışı, kültür sanatta ve sosyal yaşamda hareketlilik sağlayan özellikler göstermeleri ile de bu sentezde önemli roller üstlenmişlerdir. Klasik Osmanlı Mimarisinin son eserleri olan Sultan Ahmet Camii (1605-1616) Mimar Mehmet Ağa; Yeni Camii (1597-1663) ise Davut Ağa tarafından icra edilmiştir. 

Bu dönem sonrası (1718) Lale Devri’nde,  kasırlar, köşkler, özellikle Kâğıthane Kasrı Patrona Halil isyanı sırasında yakılarak yok edilmiş ve önemli sivil mimarilerin örneklerinden bugünlere bir şey kalmamıştır. Bu dönemden sonra ulusal kimlikten çok Batı hayranlığı başlamış ve yapılan tüm eserler alıntılarla özellikle Fransa – Barok etkisiyle ithal bir görünüm içine girmiştir. Artık mimaride ciddi, ağırbaşlı, ritmik unsurlar düzeni kullanılmaz olmuştur. Bunun yerini ampir usulü Rokoko bozması süslemeler ve farklı birçok etkinin aynı eserde kullanıldığı geleneksel mimariyi yadsıyan yapılar alır. Ortaköy, Dolmabahçe Camii ve Dolmabahçe Sarayı azınlıkların mimari anlayışı ile oluşturulmuştur.  18. ve 19. yüzyıllarda ülkemize macera amaçlı birçok ressam gelmiştir. Bu sanatçıların Doğu ilgisini, bir anlamda Avrupa’nın dünya ekonomi ve kültürüne egemen olma isteği ile açıklamak mümkündür. Hatta Ortadoğu’ya gelmeyen ressamların bile hayali, gerçeği yansıtmayan Oryantal resim çalışmaları olmuştur. Bunlardan en önemlisi Fragonard’dır.

19. yy. da Türk milliyetçiliğinin benimsenmesi, 1789 Fransız İhtilali’ne denk düşmesi bir esinlenme olgusu olarak geçer tarihi metinlerde. Ama Türk aydınlarının bilinçli programları, bu olgunun Batı düşmanlığına dönüşmesini önlediği gibi Batı’nın uzmanlık ve deneyimlerinden yararlanma gerekliliğini de kavratmıştır.

*1- Olayların birbiri ardınca sıra ile yazıldığı tarih, vakayiname.

*2- İkona sanatı: Bizans üslubu, Bizans’a ait, Bizans’a mensup anlamındadır. Bizans Sanatının esin kaynağı olan Hristiyan dini,  resim sanatın ‘’Görsel Teoloji’’ olarak kabul edilen dinsel resim sanatı olarak tanımlanır. Politeist bir dünyadan Monoteizmin yürürlüğe gireceği bir dünyaya giriştir ve insan düşünce sistemini harekete geçiren, kafasını değiştiren bir devrim sayılır.  Fresk, mozaik, minyatür ve taşınabilir ikonlarla kendini ortaya koymuştur. Osmanlının İstanbul’u fethinden sonra uygulamalar sekteye uğramış olsa da Tanzimat ve Islahat Fermanları ile özellikle İstanbul’daki kiliselerde yenilenme çalışmaları başlatılmıştır. 

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.