IŞIL SAVAŞER, FERNANDO BOTERO (1932- )

Share Button
Fernando Botero

Sanatçıya grotesk gelenekselci figüratif sanatın klasiği de denilmektedir. Sanatçı renkli tuvallerinde folklorik lezzet ve kitsch, İtalyan Rönesansı ve sömürge Barok’u ile bir arada bulunmaktadır.

Fernando Botero, 21. yüzyılın en çok ilgi uyandıran sanatçılarından birisidir. Çağdaş sanatın yaşayan, en önemli heykel ve resim sanatçıları arasında olduğu kabul edilen Botero, insanları ve toplumsal yaşamı kendine özgü üslubu ile yorumlaması ile dikkatleri çekmiştir. Aynı zamanda kendi kültürünün toplumsal yapısını yansıtarak toplumun karakteristik figürlerini de canlandırmaktadır. Fernando Botero’nun çalışmaları her zaman şişirilmiş, abartılı biçimlerdir. Genellikle hiciv görüntüsü vermektedir. Botero’nun figürleri arasında iktidar şahsiyetleri, başkanlar, askerler, rahipler, kardinaller yer almaktadır. Botero, çıplak kadın figürlerinde özellikle agresif ve canlı bir şekilde hacimli formlar üretmiştir. Sanatçı, “Sanatta yaratabildiğimiz ve düşünebildiğimiz sürece doğayı çarpıtmak zorunda kalıyoruz, sanat, her zaman bir çarpıtmadır.” ifadelerini kullanmıştır. Kolombiyalı modern sanat ressamı ve heykeltraşı farklılığı ile dünya çapında tanınmış, aynı zamanda çağdaş resmin en önemli sanatçılarından birisidir ve onun resimlerinin kimliğini her biri ayrı bir ruh yüklenmiş tombul sevimli figürleri oluşturmaktadır.  Boyalarını resim üzerine ince uygulamaları ile biçim sadeliği özellikleri göstermektedir. Sanatçının kendi ülkesi ile bütünleşmesi ve kendi kültürü ile ilgili yansımalar taşıması göze çarpmaktadır. Latin Amerika’yı ve halkını resmederken, neşeli görünen resimlerin anlam içeriğine baktığımızda yalnızlık duygusu barındırdıkları gözlemlenmektedir. Botero, eserlerinde sirk yaşamını gözler önüne sermiştir. Sanatçı, sirklerin zamandan arınmış bir konu olduğunu ifade etmiştir. Çalışmış olduğu sirk resimlerinde de ilk bakışta yüzümüzde tebessüm duygusu uyandırmış olsa da, yine aslında her birinin derin anlamlar yüklü olduğu, renkli sirk görüntülerinin ardında gerçekte yaşamın acısı ve tatlısıyla bir metaforu yansıttığı ifade edilmektedir.

Fernando Botero, Mona Lisa

Şişman insanın sempatik olduğunu düşündüğünü ifade eden sanatçının, bu söylemlerinin ötesinde, eserlerinde söze dökülmeyen bir bozulma, genleşme, neşenin arkasında gizlenen hüzün ve burukluk vardır. Güzellik, form ve biçimin izinde plastik sanatın kaygılarını taşımayan Botero’nun şişmanları, bu kaygısızlığın sempatisini yansıtmaktadır. Botero,'”Her şeye hacim veriyorum.” diyerek bir insan figürüne, hayvana, bir manzaraya hacim vererek eserlerini üretmiştir. Sanatçı için bolluk cömertlik ile şehvet arasında sıkı bir bağlantı bulunmaktadır. Çok anlamlılık Botero’nun sanatının karakteristiği olmuştur. Sanatçı, bilinçli olarak bu şekilde çalışmıştır. Yüzler ve başlar gibi ana formlar ile birlikte ağızlar, gözler, burunlar gibi detaylandırmalar arasındaki boyutlandırmalar ve orantılar ile yapmış olduğu oyunlar örnek verilebilmektedir. Çoğu zaman fizyolojik unsurları (göz, ağız, burun gibi) şişirilmiş yüzlerin boyutlarına oranla, aşırı derecede küçülterek uygulamaktadır.

Sanatçı üslubunun temelini oluşturan yöntemini 1956 yılında Mexico’da bir natürmort için objelerin aranjmanını  yaparken gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. Bu etkilenme ile son derece bilinçli olarak icra ettiği, kendine has ve karakteristik üslubunu ve estetiğini geliştirmiştir. Özellikle kadın figürlerinde yüzlerin biçimlendirilmesinde, geniş oranda minimalize edilmiş gözlere ve burunlara yer vermiştir. Çoğunlukla da yarı gelişmiş bir şekle sahip minicik ağız bölümlerini tercih etmiştir. Sanatçının bu şekilde çalışmasının amacı son derece hacimli şekilde yuvarlatmış olduğu baş ve yüz biçimlerinin küçük tutulan unsurlara oranla daha aşırı ölçüde küremsi ve cüsseli görünümlerini sağlamak adına olmuştur. Kolombiyalı sanatçı ve heykeltıraş Botero, resimlerinde ve heykellerinde, insanları ve hayvanları son derece yuvarlak şekillerde tasvir etmesi ile tanınmaktadır. Botero ‘nun çalışmalarındaki sıradan eşyalar, yiyecekler de çok büyük abartılı boyutlardadır. Sanatçı, figürlerini bilinçli olarak orantısız bir şekilde abartılı, büyük kıvrımlı formlarla yapmakta, insanların duygularını formlar ve hacimlerle etkilemeye çalışmaktadır. Sanatçının resimlerine benzersiz kişisel tarzları nedeniyle ‘Boteros’ denilmektedir. Fernando Botero, büyük formlara olan eğilimini gizlememekte ve her şeyi insanları, atları, köpekleri, ağaçları, elmaları hatta mobilyaları bu şekilde kullanmaktadır. Sanatçıya göre etkileyici görüntüler karmaşıklıktan yoksun değildir ve yerçekimi olmayan ağırlıksız bir alanda yüzüyor gibi görünmektedirler. Sanatçı, sanat tarihinin ünlü yapıtlarını kendi üslubu ile ele alıp resmetmiştir. ‘Mona Lisa’, Manet’in  ‘Kırda Öğle Yemeği’, Jan Van Eyck’in “Arnolfi’nin Düğünü”, Edgar Degas’nın  ‘Balerinler’ i, Velazquez’ in Nedimeler’i gibi…

Fernando Botero, Sirk

Üslubunun merkezinde şişman figürleri yer almaktadır. Ona göre şişman güzeldir, çünkü şişman insanlar diğer insanların yüzünde tebessüm, sempati yaratmaktadırlar. Ölü doğalar Botero için 1960’ların sonlarından itibaren imgesinin kaynağını oluşturmuştur. Sanatçı, sanatını “bir elma ya da portakal çizdiğimde, insanların bu elma ya da portakalın bana özgü olduğunu ve onu benim çizdiğimi fark edeceklerini biliyorum, çünkü benim yapmaya çalıştığım şey, çizilen her öğeye en yalın olana bile, derin bir inançtan kaynaklanan bir kişilik verebilmektir.” sözleriyle ifade etmiştir. Çalışmalarında, 1950’li yılların başlarında İspanya ve İtalya’daki seyahatlerinde onun için önemli referans olan Manet, Dürer, Goya, Rubens, Cezanne, Velasques gibi sanatçıları incelemiş olduğu gözlemlenmiştir. Sanatçı, taklit etmeyerek onların ruhunu kendine has görüşleriyle resmetmiştir.

Fernando Botero

Botero’nun sokak çalgıcılarından, yürüyen insanlara ve boğa güreşçilerine kadar resimlerinin Kolombiya’nın parçalarını yansıttığı gözlemlenmiştir. Bu yerellik, resimlerinde renklerin ve nesnelerin ayrıntılarında görülmektedir. Günümüzde beden olumlama hareketi (body positivism) ile ilgili görsellerde sanatçının resimleri kullanılmaktadır.  Botero, sadece insanları değil, resimlerindeki her canlıyı, nesneyi hacimli çizdiğini ve bunu teknik olarak tercih ettiğini belirtmekte ve klasik güzellik normlarını şişmanlatarak bozmaktadır.Gerçekte Botero’nun şişman formları, bir toplumsal güzellik normunu kırarken kusursuz vücut hatları ve kıvrımları ile kalıpların dışına çok çıkmamaktadır. Sanatçı, amacının şişman insanlar çizmek olmadığını, hatta kendisine göre şişman değil, yalnızca hacimli olduklarını ifade etmiştir. Bu hacimler de sanatçıya renkleri dilediği gibi kullanma özgürlüğü vermektedir.  Botero’nun resimlerinde ve heykellerinde izleyiciyi gülümseten orantısız, taşkın bedenler ve nesnelerdir.

Fernando Botero, Musicians

Bu, sanatçı için abartılı ve fantastik bir dünya olup, Kolombiya’nın gelenekselinden, Batı uygarlığına uzak bir estetik anlayışı olan bir uygarlıktan oluşmaktadır. Sanatçı, şiddet ve yoksulluk dolu Kolombiya’nın sokaklarında boğa güreşçisi olmak istediğini, ancak arenada boğa ile göz göze geldiğinde vazgeçtiğini ifade etmiştir. Arena çizimlerine daima devam etmiştir. Sanatçı, önceleri doğduğu ülkedeki Diego Riviera, Orozco gibi ressamlardan ve kilise duvar resimlerinden etkilenmiştir. Goya, Picasso ve Velasquez ilham kaynağı olmuştur. Sanatının üslubunda Avrupa deneyimi olgunluk sağlamış olsa da, onun resimlerinde toplumsal konular, dramlar, günlük hayat, eğlenceler, rahipler, kardinaller varlıklarını sürdürmüşlerdir. Botero, günlük yaşamın karmaşık yapısını yalın bir kompozisyonla, özgül bir dil kullanarak anlatmakta, bu şekilde öğelere üç boyutlu, hacimli bir plastik boyut vermektedir. Botero’nun çalışmalarında konunun gerçekliği, tekniğin mükemmelliği ve orantısız biçimlerin varlığı fantastik bir dünya yaratmaktadır. Teknikteki başarısına genç yaşlarda çalıştığı illüstrasyonların da etkili olduğu gözlenmiştir. Botero, boya plastiğine ve hacme dayalı incelikli tekniği ile konunun uzağında durmuş, nesnelere, kişilere ifade vermekten kaçınmıştır. İşkence resimlerinde bile acı çeken insanların duygularını yüzlerine yansıtmamıştır. Botero’nun figürleri çelişik ruh halleri barındırmazlar. Hüzün, sevinç ve neşe gibi duyguları yoktur. Figürler, dile getirilmemiş şeyleri saklamakta ve gizemlidirler. Botero’nun üslubu şişman figürleri ile iki boyutlu yüzeyde başlamış, heykelleri ile özgürlüğüne ulaşan bir süreç içinde gelişmiştir. Sanatçı, çalışmalarında bronz çamur, mermer gibi geleneksel malzemelerle, uzanan kadın figürleri, büyük insan başları, torslar, renkler ve hayvan figürleri gibi konuları ele almıştır. Bu formlar, hacmin abartılı etkisiyle dışbükey formlarla şekillenmiş ve kamusal alanlarda sergilemiştir. Yirminci yüzyılın başlarından itibaren pek çok heykeltıraş, formlarını çalışırken bilinen oyma veya modelleme pratiklerini ve figürü terk etmişlerdir. Ahşap metal, taş gibi sanat malzemelerinden genel anlamda bir kopuş sergileyerek heykelin sınırlarını da genişletmiş ve yeni ufuklar açmışlardır. Ancak, günümüzdeki değişimler heykel sanatına çok disiplinli bir alan açmış hacim sanatı olarak heykelden beklenenleri karşılayacak etkide geleneksel modelleme teknikleri ve malzemelerle üretilen çalışmalara bir özlemi de beraberinde getirmiş bulunmaktadır.

Fernando Botero

Botero, heykellerinin abartılı formlarıyla hacimle ilgili beklentileri karşılayarak günümüzün örnekleri arasında etkili olan sanatçı olmuştur. Sanatçının iki boyutlu yüzeylerde şişman figürleri ile resimde başlayan hacimle bağlantısı, heykel çalışmaları ile birbirini bütünlemiştir. 1952’de Bogota’da ulusal resim yarışmasını kazanan, aldığı ödül ile 1953’e kadar Barcelona, Madrid ve Paris’te yaşayan sanatçı, bu süre içerisinde hacmin etkili gücünü aramış olan Rönesans sanatçılarının eserlerini incelemiş, boşluğun ve hacmin özelliklerini araştırmıştır. Sanatçı, sanatının özelliklerini ve tarzını geliştirme sürecinde Avrupa kültürünün yanında Latin Amerikalı sanatçılardan da etkilenmiştir. Diego Riviera, Enrique Graue, gibi geliştirdiği sanat şekline, Daumier gibi, birey ve toplum bozukluklarını ele almış, uyandırdığı hicvi, hacimli figürlerine ekleyerek sempati kazanmıştır.

Botero, 1958 yılında Bogota’daki   National de Columbia Üniversitesi’nde çalışmaya başlamış, daha sonra 1960 yılında New York’a gitmiştir. Sanatçı için Avrupa Kolombiya ve Amerika arasında yoğun bir sergileme dönemi başlamıştır. O dönemde New York sanat ortamına soyut sanat hâkimdir. Sanatçı, eserlerini sergileyecek galeri bulmakta zorlanmıştır. Alman Dietrich Mahlow isimli müze müdürü, 1968-1970 yıllarında eserlerini Almanya’da beş ayrı müzede sergilenmesinin yolunu açmıştır. Bu sergilerden sonra, Paris’teki Maolborough galeriden davet almış ve dünyanın önde gelen sanat tacirleri eserleri ile ilgilenmeye başlamıştır. Botero, uluslararası izleyiciye ulaşmasından sonra, 1970’lerin başlarında özellikle bronz ve mermer malzemelerle üç boyutlu çalışmalar yapmış, aynı zamanda da generaller, kardinaller, rahipler gibi farklı kişilere ait figürleri de resmetmeye devam etmiştir. 1975 – 1977 yılları arasında resim çalışmalarına ara  vererek tamamen heykele yönelmiştir. Paris Sanat Fuarı’nda yirmi beş metal heykelden oluşan çalışmalarını sergilemiştir.

Fernando Botero

Botero’nun heykel anlayışına göre önemli olan şey, formla oynamaktır. Resimde gerçeğin illüzyonu yaratılmakta, ancak heykelde gerçeğe dokunulabilmektedir. Heykel formların saf, evrensel görünüşünü sunmaktadır. Heykel sanatının en belirgin özelliklerinden biri, farklı şekil ve boyuttan oluşmuş dolu formların ilişkisinden meydana gelmesidir. Bu dolu elemanlar, heykelin ana hacimleridir. Heykelin yarattığı etki, bu ana hacimlerin orantısal ilişkilerine, karakterine, mekansal düzenine ve bir araya gelme şekline dayanır. Botero’nun  anonim gövdelerle şişirilmiş gibi kurduğu  ana hacimler, yuvarlak, dışbükey, yumuşak formları ile dikkati diğer özelliklere dağıtmadan, doluluğun farkına varmamızı ve hacmi bütün olarak algılamamızı sağlamaktadır. Tabii ki dokunmaya da davet eden etkisi ile sanatçının heykelleri ile izleyici arasında iletişim kurulmaktadır.

Latin Amerika sanatının günümüzdeki önemli temsilcilerinden olan Botero, figürlerinde bronz, mermer, çamur gibi katı geleneksel malzemeleri yumuşak ve abartılı formlara dönüştürmektedir. Hacmi en uç noktada hissettirmeyi hedefleyen anonim iri gövdeler, sanatçının heykellerinde özgürlüğüne kavuştuğunu göstermektedir. Heykellerinde iri, abartılı, dışbükey formlar ile yakaladığı hacim etkisi ile beynimizde yaptığımız derinlik ayarlaması etkilerini somutlaştırarak fark edilir hale getirmiştir. Botero, günümüzde sanat eserlerinin içine girmekte zorlanan izleyici açısından herkesin katılabileceği, dokunmaya davet eden evrensel bir form dili yaratmıştır. Sanatçı hayal gücünün etkisini dünyanın her yanındaki kamusal alanlara, meydanlara, parklara taşıyarak izleyicinin kolaylıkla bu heykellerle iletişim kurmasını sağlamıştır.

Fernando Botero derinliğin, yani hacmin hareketli ve duygusal olduğuna inandığını, bu nedenle derinliğin çizimlerin en önemli unsuru olduğunu ifade etmiştir. Şişman figürleri ile klasik sanatın göz ardı edilen gerçekliğini ironi ile ileri taşımış, dolgun figürleri ile Neo figüratif kompozisyonları karakteristiği olmuştur. Abartılı oranlara sahip figürleri izleyiciye mizahi şekilde yansıtmaktadır. Botero, kompozisyonlarında Latin günlük yaşamını oburluk ironisi üzerinden tüketim alışkanlıkları olarak resmetmektedir. Botero, ürettiklerinin olağanüstü bir devrim olduğunu, ilgi çekici şekiller ve derinlikleri, heyecanı yansıtmaya çalıştığını ifade etmektedir.

Kaynakça

https:/www.cnnturk.com

https:/ www.peramuzesi.org.tr

https:/ publicdelivery. com

https:/ euronews. com

https:/ artsandculture. google.com

https:/ solotripsandtips. com

https:/ www.moma.org.works

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.