Genç W.’nin Yeni Acıları (Die neuen Leiden des jungen W.),Ulrich Plenzdorf(1) tarafından 1969 yılında yazılmıştır.
“Werther kendi kandırmalarına yenildiğinden, bilerek intihar eder. Plenzdorf ise, Edgar’ını tesadüf sonucu öldürmeyi yeğler, onun ölümünün, ümitsiz aşkının hayal kırıklığıyla hiç ilgisi yoktur. Bu da günümüzde Goethe’nin elden geldiği ölçüde düzeltilmesidir.”
Wolfram Schütte, Frankfurther Rundschau
Ulrich Plenzdorf, Genç W.’nin Yeni Acıları eserini Alman dergisi olan Sinn und Form’da yayımlamıştır. Eser ilk olarak bir film senaryosu hâlinde yazılmış ancak; bazı sorunlar sorunlar yüzünden senaryo filme alınmamıştır. Dergide yayımlandıktan ve Halle şehrinde tiyatro sahnesine alındıktan sonra büyük bir ilgi uyandırmıştır.
Plenzdorf’u bu eseri yazmaya iten şey ise Doğu Alman gençliğini, sorunları ve çelişkileriyle ortaya koymak olmuştur ve eserin yazılma sürecinde Plenzdorf’u etkileyen iki eser vardır: Gönülçelen ve Robinson Crusoe. Ayrıca, bu iki kitap ve Genç W.’nin Yeni Acıları ortak özelliğe sahiptirler.
Bireyin kendini gerçekleştirme sorunu, kendi iç dünyasındaki çatışma, içinde bulunduğu toplum ile olan sorunlu ilişkisi, toplumun bireyi soyutlaması ve dolayısıyla bireyin kendini toplumdan soyutlamasıdır. (Nuran Özyer, önsöz, ix)
Roman, iki farklı yönden ilerler. Birincisi, babasının ilgililere olan soruları; ikincisi ise Edgar’ın verilen cevaplara yahut sorulan sorulara atlayarak konuşmaya dâhil olmasıdır.
Eserde ana kahraman olarak Edgar Wibeau’yu, sonra annesi Else Wibeau’yu, Edgar 5 yaşındayken onları terk eden babasını, arkadaşı Willi’yi, sevdiği kadın olan Charlie’yi ve Edgar’ın bahsettiği birçok karakteri görürüz.
Edgar Wibeau, on yedi yaşında, annesiyle birlikte Miltenberg’de yaşayan, meslek okulunda öğrenim gören bir gençtir. Eserde, okul hayatındaki iletişimsizliğini, sürekli sorun çıkaran biri olduğunu görürüz. Hocası Flemming’le yaşadığı sorunlar da buna verilecek örneklerdendir. Kendisini değeri bilinmeyen bir dahi olarak gören Edgar kendini kanıtlamak adına Berlin’e kaçar. Tek arkadaşı olan Willi’nin ailesine ait eski bir kulübede yaşar. Daha sonra Willi, Miltenberg’e geri döner ve Edgar için Berlin’de yaşam mücadelesi başlamıştır. Buna özgürlük der, her gün eğlenir, dans eder, resim yapar. Bir gün, tuvalette tuvalet kâğıdının olmadığını fark eder ve gözüne çarpan kitabın kapağı ve ilk sayfasıyla işini görür. Yazarını bilmediği kitabın karakteri olan Werther’i okumaya başlar. İlk başlarda Werther’in intiharını gülünç bulan Edgar, sonrasında kendini Werther’in yerine koymaya başlar ve eserde hoşuna giden bölümleri kasede alarak arkadaşı Willi’ye gönderir.
“Tamam / Wilhelm / nişanlısı geldi – şükürler olsun onun karşılanışında yanlarında yoktum – yoksa kalbim paramparça olurdu – son.
Bu süre zarfında, kaldığı kulübenin yanındaki kreşte çalışan Charlie’yle tanışır ve ona aşık olur. Charlie ise askerden yeni dönmüş olan Dieter’le nişanlıdır. Edgar para kazanmak için iş aramaya koyulur. Bir inşaat şirketinde iş bulur.
“Para kazanmak istediğim doğruydu! İnsan artık kaset bile satın alamıyorsa, para kazanmak zorundadır. Bu durumda nereye gidilir? İnşaata.”
İnşaat şirketinde de tıpkı meslek okulunda olduğu gibi, iş arkadaşlarıyla ve şefiyle anlaşamaz. Bir boya tabancası yapıp bu alanda ünlü olmak ister; ancak ilk denemesinde elektrik çarpmasıyla hayatını kaybeder. Edgar’ın babası, onun ölümünden sonra ailesinin yaşadığı şehre, Miltenberg’e gelir. Oğlunun ölümü hakkında bilgi toplamak adına, annesine, Willi’ye, Charlie’ye ve işteki şefi Addi’ye sorular sorar. Edgar’ın romana birden dâhil oluşu, Plenzdorf’un onu konuşturmasıyla gerçekleşir, Edgar adeta öbür dünyadan konuşmaktadır. Bu durumun anlaşılır kılınması için metinde yaşayanların konuşması tırnak içinde verilmiştir.
***
Eser, Edgar’ın ölüm ilanıyla başlar. Karakterinin ölümünü, gazete küpürü ve ölüm ilanlarıyla okura duyuran Plenzdorf, böylelikle okurun dikkatini ve merakını Edgar Wibeau üzerinde toplamayı başarır.
26 Aralık tarihli “Berlin” gazetesinden, not:
Genç Edgar W. 24 Aralık akşamı Lichtenberg semtinde Paradies II kolonisindeki, eski bir kulübede ağır yaralı olarak bulunmuştur. Polise göre, uzun süredir harabe hâlinde olan kulübede izinsiz kalan Edgar W., anlamadığı hâlde elektrik ile uğraşırken, cereyana kapılarak ölmüştür.
Plenzdorf, ilanlar aracılığıyla Wibeau hakkında bilgi vererek okurun, karakterin ölümüne merakla yaklaşmasını sağlar ve karakterin neyle uğraştığına, nasıl biri olduğuna kurnazca dikkatleri toplar. Romanın girişine zemin hazırlayanlar da bu tip sorunlar olmuştur.
Eserin kahramanı Edgar Wibeau olmasına karşın, kitabın adında “W.” olarak gösterilmiştir. Bu durum da okurun kafasında Goethe’nin Werther’ine bir gönderme olup olmadığı sorusunu doğurmuştur; ancak eserde Werther’e olan göndermeler yalnızca bununla sınırlı kalmamıştır. Wibeau’nun, aşık olduğu kadın Charlie ile olan ilişkisinin anlatımında ve arkadaşı Willi’ye gönderdiği Charlie’den bahseden kasetlerde bile Werther’den alıntılara yer verilmiştir.
Edgar, daha öncede bahsettiğimiz gibi, toplumla uyuşamayan, kendi özgürlüklerinin peşinde, kural tanımayan bir gençtir. Kadınlarla olan ilişkileri, ailesi tarafından önemsenmezken Edgar, bu duruma “Durun, durun bakalım! Hepsi de saçma. Pekâlâ da kızlarla ilişkim oldu. İlk olarak on dört yaşımda.” sözleriyle açıklık getirmeye çalışır. Peki, Charlie’ye olan aşkı gerçek bir aşk mıdır, yoksa kendisini Werther gibi görmeye başlamasıyla daha da kuvvetlenen bir aşk mı?
Bu duruma örnek olarak, kendi dışında insanların giyimiyle alay eden bir Edgar görürüz. Blucine olan bağlılığı ve sahte blucin giyenleri dışlaması da örnek dâhilindedir. Hatta, blucin için bir şarkı bile yazmıştır:
“Oh, Blucin
Beyaz blucin? –Hayır
Siyah blucin? –Hayır
Mavi blucin? –Oh
Oh, Blucin, yeah”
Edgar, okuduğu kitaptaki karakter Werther’in intihar etmesiyle bile alay etmiştir. “Sahip olmak istediği kadını elde edemediği için kafasında bir delik açmış ve çok acı çekmiş. Bu kadar salak olmasaydı…” gibi sözleri buna örnek olarak gösterilebilir.
Esere dili açısından bakıldığında, Edgar’ın kaba ve alaycı konuşması ilgi çekicidir. Kendini toplumdan dışlamış bir genç olarak, ona uygulanan, onun düşündüğü şekliyle baskıcı bir tutumun, bir bireyi ukala ve alaycı yapmasından başka bir şey de beklenemezdi. Meslek okulunda başarılı bir gençken, öğreniminin birden kötüye gitmesi, Berlin’e kaçması ve elim bir kazayla sonuçlanan hayatı anlatılırken söze karışan Edgar’ın kibar bir şekilde kendini ifade etmesi de, onun gözündeki Werther’in intiharı kadar gülünç olurdu.
Eserde, kullanılan cümleler, basit ve herkesin anlayabileceği şekildedir, ayrıca sık sık tekrarlamalara yer verilmiştir:
“Sakin ol Charlie. Hiçbir şey söylemedim ben. Tek kelime bile.”
Plenzdorf, cümlelerini seçerken onları gençlerin anlayacağı düzeye indirmiş ve tıpkı onların ağzından çıkıyormuş hissi vermeyi başarmıştır. Özellikle Edgar’ın duygularını dile getirirken Werther’den alıntılar yapması, çağ gençliğinin iletişimsizliğine, bilhassa Edgar’ın iletişimsizliğine odak noktası olmasını sağlamıştır. “Beni biriniz anlıyor mu?” gibi cümlelerle, anlaşılmadığı hissine kapılan bir gencin anlaşılma çabalarını resmetmiştir.
Çoğu eleştirmen tarafından, iki farklı dönemde ele alınan gençlikte, sorunların hâlâ değişmediği vurgulanmaya çalışılmıştır. Kendisinden 200 yıl önce, yaşadığı yerden başka bir yere taşınarak, nişanlı bir kadına aşık olan ve kendini öldüren Werther ile eğitiminden, ailesinden kaçarak Berlin’e yerleşen, yine nişanlı bir kadına aşık olan ve kaza sonucu ölen Wibeau’u ayrı tutmak mümkün değildir.
Üstelik inanıyorum ki, gençleri ve gençliği anlamayan, onlara hak vermeyen insanın Edgar’ı, dolayısıyla kitabı anlaması daha da güçleşecektir.
Nuran Özyer
***
Eser, Goethe’nin Genç Werther’in Acıları eseriyle karşılaştırmalı incelendiğinde, Goethe’nin eserinde mektupların kronolojik bir sırayla verildiğini görürüz, ancak Plenzdorf zaman konusunda aynısını yapmamıştır. Geriye dönük hâlde romanını işlemiştir. Ayrıca Goethe’nin dili oldukça süslü ve ince sözlerle bezenmiştir, ancak Plenzdorf dil olarak sadelikten yana olmuştur.
Goethe’nin eserinde “yayıncının okura notları” bölümünü, Edgar’ın öbür dünyadan söze karışmasıyla bir tutabiliriz.
Karakterlerin benzerliği de dikkati çekmektedir. Werther’in arkadaşı Wilhelm, Wibeau’nun arkadaşı Willi; Werther’in sevdiği kadın Charlotte, Wibeau’nun sevdiği kadın Charlie’dir. Ayrıca, Charlotte’nin nişanlısı vardır, Charlie’nin de.
Her iki eserde de karakterlerin sorunları aynıdır. Dönem olarak farklılık taşısalar da, aynı kültürden geldikleri için Werther’i de Wibeau’u da aynı görmek gerekir. Yalnızca Wibeau’da toplumdan kendini soyutlama fazladır. Werther, daha çok kendi acizliğinden yakınmıştır.
Werther, Goethe’nin eserinde apaçık intihar eder, ancak Wibeau’un ölümü kaza sonucu olarak gösterilmiştir. Kendini Werther gibi gören karakter, gerçekten intihar edip kaza süsü mü vermiştir? Yoksa Werther’in intiharıyla alay ettiği için mi… Daha farklı bir bakışla, Plenzdorf, Werther döneminde insanların çok fazla etkilenip Werther gibi giyinerek intihar etmeleri sonucu, yine böyle üzücü olaylardan mı çekinmiştir?
Sonuç olarak, her iki eserde de verilmek istenen, bireyselliğin yok olmasına karşı koyan kahramanların acı sonlarıdır. Bu eserlerde tek bir birey değil, bütün insanlık eleştirilmiştir.
“Bu oyunda kimse suçlu değil. Biz bu oyunu, kendilerini ilgilendiren herkese bir uyarı olsun diye oynamak istedik, tıpkı Edgar ve onun gibilere.”
Ulrich Plenzdorf
Dipnotlar:
1-1934 yılında Berlin’de doğdu. Bir süre felsefe öğrenimi gördükten sonra Filmcilik Yüksekokulu’nu bitirdi. 1972 yılında Sinn und Form adlı Doğu Alman dergisinde Genç W.’nin Yeni Acıları yayımlanana kadar Batı Almanya’da tanınmayan yazar, kitabı basıldıktan sonra yoğun tartışmaların odak noktasında yer aldı. Genç W.’nin Yeni Acıları yayınlandıktan sonra otuzdan fazla yabancı dile çevrildi. 2007 yılında, uzun süren rahatsızlıktan sonra vefat eden Plenzdorf, 1973 yılında “Heinrich Mann”, 1978 yılında “Ingeborg Bachmann” ve 1995 yılında “Adolf Grime” edebiyat ödüllerini almıştır.


