Sanatçı Fatih Balcı, 10. Çanakkale Bienali’ne paralel olarak tasarladığı “Pür Pilav” adlı güncel sanat performansıyla geleneksel hayır pilavı dağıtımını çağdaş sanatın kurumsal yapısını sorgulayan eleştirel bir eyleme dönüştürdü. Marcel Duchamp’a göndermede bulunan çalışma, sanatın sınırlarını, bienallerin meşruiyetini ve sanat dünyasındaki güç ilişkilerini tartışmaya açmayı amaçlıyor.
10 Ekim 2026 tarihinde başlayan ve 20 Kasım’a kadar devam edecek olan 10. Çanakkale Bienali, “Metcezir / Ebb & Flow” temasıyla sanat, doğa, kültürel bellek ve dönüşüm kavramlarını gündeme taşırken sanatçı Fatih Balcı, bienalin kurumsal yapısına yönelik eleştirel bir karşı duruş geliştirdi. Çanakkale Eğitim Fakültesi girişinde gerçekleştirilmek üzere duyurulan “Marcel Duchamp Ruhuna Hayır Pilavı” başlıklı performans, kentin kültürel belleğinde önemli bir yere sahip olan hayır geleneğini kavramsal sanatın diliyle yeniden yorumladı.
Balcı’nın “Pür Pilav” adını verdiği çalışmanın çıkış noktasını, daha önce mizahi bir yaklaşımla gerçekleştirilen lokma dağıtımı etkinliği oluşturuyor. Sanatçı, bu tür eylemlerde eksik kaldığını düşündüğü eleştirel boyutu geliştirerek geleneksel bir paylaşım ritüelini sanat kurumlarına yöneltilmiş ironik bir sorgulamaya dönüştürmeyi hedefliyor.
Performansın Marcel Duchamp’a ithaf edilmesi ise rastlantısal bir tercih değil. Duchamp’ın 1917 yılında ortaya koyduğu Çeşme (Fountain) adlı hazır nesne çalışması, sanat yapıtının niteliğini, sanatçının konumunu ve sanat kurumlarının belirleyici otoritesini tartışmaya açmıştı. Balcı’nın hayır pilavı eylemi de benzer biçimde sıradan bir toplumsal pratiği sanat bağlamına taşıyarak sanatın ne olduğu, kimin tarafından tanımlandığı ve hangi kurumsal ilişkiler içerisinde değer kazandığı sorularını yeniden gündeme getiriyor.
Çanakkale’nin toplumsal yaşamında yas, anma, dayanışma ve paylaşmayla ilişkilendirilen hayır pilavı, bu kez sanat tarihinin en radikal figürlerinden birinin anısına sunulan ironik bir ritüele dönüşüyor. Böylece Duchamp’ın sanat nesnesine yönelik müdahalesi, Balcı’nın performansında gündelik yaşamın doğrudan katılıma açık bir eylemi üzerinden yeniden düşünülüyor. Pilav kazanı, yalnızca bir paylaşım aracı olmaktan çıkarak sanatın kurumsallaşmasını ve bienallerin çevresinde oluşan kültürel sermaye ilişkilerini sorgulayan simgesel bir nesne niteliği kazanıyor.
Sanatçının eleştirisinin merkezinde, çağdaş sanat bienallerinin zaman içerisinde kazandığı ekonomik, politik ve kurumsal güç bulunuyor. Balcı, sanatın özgürleştirici ve sorgulayıcı niteliğinin kimi zaman sponsorluk ilişkileri, kültürel iktidar mekanizmaları ve kurumsal hiyerarşiler içerisinde sınırlandırıldığını ileri sürüyor. Bu yaklaşım, bienallerin yalnızca sanat eserlerinin sergilendiği organizasyonlar olarak değil, aynı zamanda sanatın dolaşımını ve meşruiyetini belirleyen yapılar olarak da değerlendirilmesini gerektiriyor.
“Marcel Duchamp Ruhuna Hayır Pilavı”, bu bağlamda mizahı, ironiyi ve toplumsal belleği bir araya getiren bir sanat önerisi olarak öne çıkıyor. Geleneksel bir hayır etkinliğinin çağdaş sanatın eleştirel söylemiyle buluşturulması, sanatın müze ve galeri mekânlarının dışına taşınarak kamusal alanda yeniden tartışılmasına olanak tanıyor.
Fatih Balcı’nın performansı, Duchamp’ın bir yüzyılı aşan sanatsal mirasına güncel bir gönderme yaparken sanat kurumlarının otoritesini, sanatçının bağımsızlığını ve izleyicinin sanatla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor. Böylece hayır pilavı, yalnızca kültürel bir geleneğin yeniden yorumlanması değil, çağdaş sanat sistemine yöneltilmiş kavramsal bir soru olarak anlam kazanıyor.

