Nilgün Yüksel küratörlüğünde oluşturulan ‘Sanat Objesi Olarak Sanatçı’ projesinde 56 sanatçı 42 ünlü ressamın resmini canlandırdı. Niko Guido ve Hakan Çağlav’ın çektiği fotoğraflar, Yapı Kredi Private Banking sponsorluğunda gerçekleştirildi. Türk Eğitim Vakfı’na yapılacak olan bağışla edinilebilecek olan fotoğraflarla ilgili küratör Nilgün Yüksel’le konuştuk. Sergi, 14 Şubat’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi’nde görülebilir.
Hülya Küpçüoğlu: Proje nasıl oluştu?
Nilgün Yüksel: Bu proje bir esinlenmenin ürünü aslında. Öncelikle, sanatın farklı alanları birbirine böylesine gönderme yaparken, bu alanlardaki kopukluk rahatsız ediciydi. Bilinen bir gerçek, ne kadar iletişimde kalıp beraber üretim yaparsak o kadar sinerji oluştururuz. Diğer kısmı ise elbette ki eğitim. Bu ülkenin çok büyük bir çoğunluğu zor şartlar altında eğitim görüyor. Bazen olanaksızlıklar birçok şeyin yarım kalmasına neden oluyor. Üstelik sanat, dışarıdan göründüğü gibi değil, emek gerektiren, pahallı bir alan. Editörlük yaptığım yıllar içinde her ne kadar Genç sanatçıya destek söylemleri havada uçuşsa da yapılanlar bu ülkenin potansiyeli içinde o kadar eksik ki. Burada dert hem genç üretime destek olmak hem de sanat eğitimine dikkat çekmekti. Projeyi ilk kez kız kardeşimle paylaştım. Fotoğrafçımız Niko Guido ile beni daha önce o tanıştırmıştı. Sonra Niko’ya beraber yapıp yapamayacağımızı sordum. O da heyecanlandı ve başladık. Niko Guido 28 fotoğraf çekti. Onun yurtdışı seyahatleri yoğunlaşınca, gelemediği zamanlarda Hakan Çağlav imdadımıza yetişti. Uzun bir süre çalıştık beraber.
H. K.: Sanat tarihinin ünlü resimleri bu proje dahilinde neye göre seçildi?
N. Y.: Aslında sanatçılara göre seçildi. Projede yer alan sanatçılarla birçok eseri bir araya getirdim. Öneri sundum. Beraber karar verdik. Dikkate aldığım başka bir konu da çok ikonlaşmış eserler olmaması fikriydi. Leonardo’dan Son Akşam Yemeği ya da Mona Lisa’yı kullanmak yerine St. Anne eskizi kullanmak daha çekiciydi. Sonuçta bu bir karşılaştırmaydı. Bilinirliğin başka bir tarafıyla da uğraşmaktı. Proje sürecinde birçok sanatçıyla görüştüm. Zamanı uygun olanlar çağrıya karşılık verdiler. Sonra da eser seçimi, hazırlıklar ve çekim sürecine başladık.
H. K.: Sanat objesi olarak sanatçıyı açar mısınız?
N. Y.: Bu, özne nesne ilişkisine bir gönderme. Sanatçı, sanatsal eylemin öznesidir. Burada biraz tersinden bakmayı denedik. İronik bir tavırla fotoğraf sanatının objesine dönüştürdük onları. Öte yandan görünüşleri ve kimlikleri ile de orada var olmalarını istedik. Öte yandan bakış açılarına dair bir sorgulamayı da içeriyor bu başlık. Bizler, gündelik yaşamımızda objeleştiriyoruz onları. Bize yansıyan görüntüleriyle kurgu yaşamlar yaratıyoruz. Bütün o görüntünün ardındaki yatan uzun süreci görmezden geliyoruz. Bu biraz da kültürün bütününü oluşturan kişilerle temsili kimliklerle yeniden bir selamlaşmaydı. Oradalar, göründüklerinden daha fazlalar ve daha fazlasını içeriyorlar.
H. K.: Siz projeyi daha çok postproduksiyon kavramı ile örtüştürüyorsunuz. Bu yeni öneride neler var?
N. Y.: Postprodüksiyon kavramı, projenin sadece bir kısmı. Nicolas Bourriaud, Postprodüksiyonu görsel ve sessel formları yeniden dönüştürüp ideolojik ve tarihsel kodları yeniden kurgulamak olarak tanımladı. Aslında bu, sanatçıların uzun süredir üzerine kafa yorup pratiğe döktükleri bir yaratım biçimi üzerine saptamaydı. Uzun zamandır sorduğumuz bir soru var, işlenmedik yeni bir şey var mı? Elbette ki biz, geçtiğimiz yüzyıldaki çığır açıcı deneyimleri yaşamıyoruz şu anda. Bu, aynı zamanda böylesi bir görsel bombardıman altında kanıksanmışlık durumuna da işaret ediyor. Bu anlamda projeyi alıntı ve yorumlama olarak da tanımlayabiliriz. Bununla birlikte alıntı, sanatçı kavramı üzerinden gitti. Aynı zamanda aslına gönderme de eksilterek yapıldı, çünkü dert, sanatçıyı görünür kılmaktı. Bu, bilinirlik ve üretim üzerine bir sorgulamaydı. Bir başka açıdan günümüz sanatının anlaşılmaz dünyasına göndermeydi. Bugün bienalleri, sergileri gezerken pek çok yapıta yakınlaşabilmek için metinleri okuyoruz, yapılan üretimde metin-görüntü birlikteliğini yadsımamıza olanak yok. Bununla birlikte metin ve görüntü hala ayrı olgular. Bazen safça sadece görüntünün anlatısını dinlemek, onu alımlandıktan sonra yoruma dönmek bize görüntünün gücünü bir kez daha hatırlatır. Bütün kavramların ve yorumların dışında öneri belki de burada yatıyor. Safdilli, içten, oyunsu bir gösterme…
H. K.: Projenin en zorlayıcı kısmı neydi?
N. Y.: Burada kocaman bir kahkaha atacağım sanırım. Kendisi başlı başına zorlayıcı ama bir o kadar keyifli bir projeydi. Bir kere sürece yayılmak zorundaydı çünkü sanatçılara ve fotoğrafçımız Niko’ya ve ekibe göre plan yapılması gerekiyordu. Bunun yanında birçok ayrıntıyla a uğraşmak gerekti. Bütün hazırlıklar bittikten sonra çekim için az zaman ayırmamız gerekiyordu ve en küçücük bir eksiklik zorlayıcı oluyordu. Onunla birlikte her çekim öylesine keyifliydi ki, tüm yorgunluğa değdi. Belki bu soruyu şöyle çevirmem gerek. En rahat kısmı neydi? Yapı Kredi Private Banking, projeyi sevdi, sahiplendi, ondan sonra her şey çok hızlı ve rahat ilerledi. Bir kurumla ve profesyonel bir ekiple çalışmanın güzelliğini yaşattılar bana.
H. K.: Çekimler sırasında yaşanan ilginç anekdotlar var mı?
N. Y.: Olmaz mı? O kadar çok ki. İlk aklıma gelen Seda Akman ve Bedri Baykam ile yaptığımız çalışma. O gün malzemeleri unutmuşuz. Seda Akman daha erken geldi çekime. Bir ara eyvah paleti unuttuk, dedik. Sonra pipo. İlginç olan Seda Hanım da ikisi de varmış ve evi çok yakınmış. Gidip getirdi. Onun içtenliği öylesine destekleyiciydi ki. Unutkanlığımız üzerine yaptığımız espriler yanımıza kar kaldı. Tabi bir de Oral Ünlü ile hafta sonu bir tek malzeme için dere tepe gezişimiz var. Patlayan bankamatikler, uzun bir aksilikler silsilesi sonucunda malzemeyi bulduk. Zamanımız çok az olduğu için Maide Bulak’ın Galata’daki atölyesine bıraktık. Çekim günü yeniden gidip aldık. Çocuklar gibi eğlendik ama bir anlığına üç kişilik gizli sanatsal örgüt kurmuştuk.

H. K.: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
N. Y.: Bu projeyi hazırlarken önemli bir amacımız vardı. Sanat öğrencileri için bir burs fonu oluşturmak. Ve elbette ki, bu konuda çalışma yapan vakıfların, kurumların varlığına dikkat çekmek. Bu yüzden bu eserlerin TEV’e yapılacak burs karşılığında sahiplenilmesi önemli. Ve elbette ki sponsorumuz yapı Kredi Private Banking’e de dikkat çekmek istiyorum. Çünkü böylesi projeleri desteklendiğini görmek hepimiz adına yeni üretimler için yeni bir güç kaynağı.



