Serkan Azeri: Adnan Çoker Estetiğinde “Minimal Denge”

Share Button

Adnan Çoker

Soyut resim, oluşumu bakımından bütünüyle zihinsel bir olaydır. Nesnel olmayan salt biçimler dünyasıdır. Doğayla bağlantılarını tamamen koparmış salt soyuta ulaşma yolunda, kübistlerden arta kalmış hacimselliği tamamen yok edip adeta natüralizmi silindir gibi ezip geçen “ Beyaz Üzerine Siyah Karesiyle” Süprematizm’in manifestosunu veren Kasimir Malevich’le birlikte, tuval üzerine konumlandırdığı, saf renklerle oluşturduğu kare ve dikdörtgenlerini dikey ve yatay çizgiler içerisinde asimetrik olarak düzenleyen Piet Mondrian, sanat anlayışlarını ifade ederlerken, ürettikleri biçimlere realitenin ötesinde anlamlar yükleyerek felsefi temellere dayandırmak istiyorlardı. Malevich ve Mondrian’ın resimlerindeki geometrik öğelerin arkasındaki beyaz fonun yarattığı boşluk hissinden etkilenen minimalistler, resim yüzeyinin dışına çıkarak gerçek mekan içerisinde veya daha farklı bir ifadeyle gerçek espasın içinde olarak daha çok endüstriyel malzemelerden faydalanıp “algılanabilecek en basit şekillerde” sanat üretimine girişmişlerdi.

Adnan Coker

Adnan Çoker resmi görünüşte biçimsel olarak geometrik soyut ve minimalist bir sentez olarak algılansa da içeriği itibariyle yaşadığı kentin mimari dokusundan beslenen, simetriyi mimari öğeler üzerinden yola çıkarak yakalayan bir sanatçı tavrını da ortaya koymaktadır.

Bir İstanbul sevdalısıdır sanatçı. Adım adım dolaşır “yeditepeli uygarlıklar başkentinin”  sokaklarını. Bizans ve Osmanlı dönemlerine tarihlenen yapıları titiz bir araştırmacı bilinciyle inceler. Ayasofya ve Süleymaniye’de benzer olarak merkezi kubbenin ağırlığının doğudan ve batıdan iki yarım kubbeyle desteklenip, alt yapıya geçişte eksedraların kullanıldığı örtü sisteminin kuş bakışı görüntüsünü minimalize ederek kendi estetiğinde bir imge olarak kullanır. Klasik dönem Osmanlı camilerindeki dikdörtgen pencereler ile üzerindeki yarım daire biçimindeki alınlıklar, kubbelerin ağırlıklarını büyük payelere aktaran pandantifler de yapıtlarında yer bulur. Sanatçı için İstanbul’un kültürel değerleri kadar doğal güzellikleri de alıp dönüştürebileceği görüntüler yaratır. Tarihi yarımada üzerinden ağır ağır batan güneşi ve çevrede yarattığı ışık farklılaşmalarını da zihnine kaydederek hayranlıkla seyreder.

images

Adnan Çoker resimlerinde, geometrik – minimalist biçimleri bir araya getirirken daima simetri ve dengeye bağlı kalmıştır. Bu iki kavram, onun resimlerinin vazgeçilmezidir. Mor, pembe veya eflatun biçimlerini siyah bir arka fon üzerinde konumlandırırken, siyah fon, belirli aralıklarla yan yana yerleştirilen, yapay ışıkla belirli noktalardan aydınlatılmış biçimlerdeki ışık vurgusunun kavranmasının yanı sıra, sonsuz bir boşluk hissini de uyandırır. Minimalize edilmiş iki simetrik mimari öğe veya bir mimari öğeyi oluşturan elemanlar düzenleri ve konumları bakımından belirgin bir espas şekillenişini de gözler önüne serer. Simetrik ve dikey olarak konumlanmış iki geometrik biçimi incelediğimizde köşelerden derinliğe doğru çekilen ve sanki bir noktada birleşiyormuş izlenimi veren, ahenkle belirli bölümleri aydınlatılmış çizgilerde fark ediyoruz bazı resimlerinde. Çizgisel perspektif ile birlikte üçüncü boyutu ve resim unsurlarının muazzam geometrisini de ortaya koymaktadır bu oluşum. Derinliğin çizgisel olarak yansıtılmadığı resimlerinde ise, yine geometrik yerleşim, doğal olarak merkezdeki derinlik noktasıyla görsel olarak bağlantıyı kurduruyor. Son dönem işlerinde sıkça uyguladığı, çoklu kombinasyonlar da yıllardır ürettiği biçimlerin dinamik bir görüntüde bütünsel olarak izlenmesi açısından özgün örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gerek akademideki uzun yıllar eğitimcilik döneminde geleneksel kalıpların dışına çıkan yenilikçi yapısı, gerekse soyut resmimizde, bitmek tükenmek bilmeyen yaratıcı enerjisi ile bir ekol haline gelen Adnan Çoker, aynı zamanda sanatını hayatıyla bütünleştiren entelektüel kişiliğiyle de Çağdaş Türk Resmi’nin geleceğine yön verecek genç sanatçılarımıza canlı bir örnek olmaya devam etmektedir.

Not : Bu metin rh+ artmagazine’de 2010 yılında yayımlanmıştır.

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.