Belgin Balanoğlu Alagöz, Toplumsal Gelişim ve Sanat 2

Share Button

Türk Kültürü ve sanatın gelişim sürecini Türklerin Anadolu’ya yerleşme sürecinden başlayarak inceleyecek olursak  Batı’da Endüstri Çağına gelene kadar yaşanan sürece paralel olarak Türkiye’deki gelişim nasıl oldu?

Bu duruma tarihsel dönem içinde göz atacak olursak Türkiye’nin Osmanlı Döneminde de Batı hareketlerini izlemeye çalıştığını görürüz. Daha önceki çağlardan edinilen bilgilerden söz etmek gerekirse Türklerin XII. yy’da

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Belgin Balanoğlu Alagöz ,Toplumsal Gelişim ve Sanat 1

Share Button

Tüm dünya toplumları XX. yy.’ın ilk yarısında Endüstri Çağı gelişim süreci içine girmiştir. Türkiye’nin ise çağdaş yeniliklere açılma başlangıcı Osmanlı saltanatının yıkılıp, Atatürk’ün Cumhuriyet ve Laik Devlet anlayışını kurması ile devamlılık kazanmıştır. 

Devamlılıkta vurgulamak istediğim Osmanlı’da bazı padişahların batılılaşma hareketleri içinde (Fatih Sultan Mehmet gibi) bulunması ve ancak bağnaz çevrelerin girişimleri

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Belgin Balanoğlu Alagöz: KULAKLARINI TIKA ÇAĞDAŞ İNSAN

Share Button

Modernliğin, insanlığı evrensel boyuta ulaştırdığını savunan düşüncelerle ve gerek Modernliğin ülkeler, halklar içine yayıldığı savından yola çıkan düşünce sistemi oluşturarak  bu konuda yeni teoriler üretenler, gerekse Modernizmin, Postmodernizme devşirildiğini savunan düşüncelerin olduğu bir çağda, yaşamaktayız. Aydınlanma çağının batıya bakışımızdaki iyimserliği ve ‘Batıcılık’ kavramının başlamasına temel oluşturması

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Belgin Balanoğlu Alagöz: Yansıtmacı Sanattan Kavramsal Sanata Geçiş

Share Button

Romantizmin aşırı duygusallığına tepki olarak doğan Realizm (Gerçekçilik) Fransa’da doğmuş olsa da Fransa dışında rağbet görmüştür. Sanatta Gerçekçilik tohumunu eken XIX. Yüzyıl yazarları sonrasında Zola, Balzac, Dostoyevski bu olguyu doruğa eriştirmiştir. 1857 yılında Gustave Flaubert’in ”Madame Bovary” adlı romanıyla, realizmin, romantizm karşısında üstünlük sağladığı kabul edilmektedir.

Ancak çok kısa zaman sonra Endüstri Çağının bilinçlenen toplumu, Sanatta Yansıtıcılığın gereksizliğini kavrayacak ve gerçeğe yön verici bir tavır içine gireceklerdir. Yeni bir çağa girerken yeni bir düşünce anlayışı gelişmektedir. Toplumsal sorunları yönlendirici, düşüncede oluşturulan kavramsal sanatın yaşama karışan ve onu biçimlendiren yapısını benimseyecektir.

Endüstri Çağında Evrensel İnsanlık anlayışının, Hümanizmanın, Toplumsal Yaşam Hakkının geliştirildiği bir dönem başlatılmıştır. Bu çağ insanının kavuştuğu tüm haklar ve yaratılan yeni kültür anlayışına paralel gelişen düşünce yapısı, Rönesans’tan bu çağa kadar süren değerler dünyasını altüst etmiştir.

Bireyin düşüncelerini uygulayabildiği toplumsal düzende, birey yine topluma karşı duyduğu sorumluluk duygusunu toplumdan alır. Düşünce oluşturucu ve yapıcı boyutunun gelişimi ile bu çağ insanının düş gücü, yaratıcılığı, olası dünyalar tasarlayıp bunları gerçekleştirmesini de sağlamıştır. Hayal gücü ve yeni oluşumlar yaratma etkinliği düşüncede geliştirdiği uyguladığı iki önemli kıstas olmuştur.

Endüstri Çağında gelişen teknik oluşum, insanın doğadan kopmasını da beraberinde getirir. Bununla birlikte artık insan, bireyselden toplumsala dönüşen, dünyasal bir yaşam oluşumunu tasarlayan, biçimlendiren, düşünen, konuşan, haklarının bilincine varmış bir anlayışla hareket eder. Burada en önemli edim, sanatçıların sanat anlayışlarını dönüştürmeleri ile olmuştur.

Artık XIX. yüzyılın başına buyruk sanatçısının yerini, toplumsal sorunlara çözüm getirmek, çözüm üretmek için sanatsal dili harekete geçiren kolektif bir yaratıcılık almıştır. Çünkü Endüstri Çağı, yalnızca bölge tarihini değil insanlık tarihinin yeni bir başlangıcı olmuştur. Bu durum ise sanatsal bir devrim özelliği taşır.

1919 yılında Almanya’da Bauhaus’un kurulması sanatta yeni bir eğitim sürecini başlatır. Okulun kurucu W. Gropius’un gerçekleştirmek istediği ideal, büyük yapı (Der Grosse Bau) diye tanımladığı geleceğin Endüstri Çağı çekirdeğini oluşturmaktır. Bu okulda her meslekten insanın kolektif çalışma içine girerek ortak bir yapı oluşturması söz konusudur. Ancak, kolektivizm bireyi yok etmeyi değil,

DEVAMINI OKUYUN

Share Button