İSMAİL TETİKCİ KİŞİSEL RESİM SERGİSİ
Gül ve Balta
Yazı nasıl kelimeleri mekana hapsediyorsa, resim de boyayı hapsediyor mekana.
Ya da şöyle mi demek daha doğru olurdu? Kelimeler nasıl can buluyorsa yazıda, boyalar da öyle cana geliyor resimde.
Veya yazıyla sayfalarda anlatılan hikayelerin boyayla tablolarda yansılandığını söylesek daha mı doğru söylemiş olurduk?
Yoksa ne söylersek söyleyelim, her defasında sadece şu gerçeği mi dile getirmiş olacaktık?
Yazıyla da olsa, resimle de olsa, kelime ve boyayla, sayfa ve tabloyla da olsa, anlatılan, canlandırılıp yansılanan hep insana dair hikayeler, hayata dair haykırışlar, insanın hayat içindeki çırpınışlarıdır…
Öyle ya, sanat insanın hayatla tecrübesini, hayatla sınanmışlığını mimler, hayat-insan ilişkisindeki kontrastları, dahası çatışmayı yansıtır.
Sanata dair bu tanımlamanın somutlanmış haline Ressam İsmail Tetikçi’nin resimlerinde kolayca tanık olunabilir. Zira resimlerde bir yanda hayat, öte yanda insan objesinin “karşı-karşıyalığı” doğrudan çarpar alımlayıcının yüzüne.
Kocaman bir hayat vardır, küçücük de bir insan!
Ya da kaoslarla örülü bir doğa, sinmiş ve silikleşmiş bir insan!
Cioran’ın Shakespeare’i anlatırken ki metaforu akla gelir hemen: “Gül ve balta”.
…
Gül ve baltanın yan yana gelmesi ressam Tetikçi’nin tablolarında insanın hayatla yan yana gelmesi gibidir. Kontrast da, çatışma da bu ikilinin sadece yan yana getirilmesiyle verilir. Yeterlidir bu.
Bir diğer çatışık durum ise tablolarda genellikle tek bir insan objesinin kulllanılmış olmasıdır. Buna “insansızlık” da denebilir. Zira insansızlık, insanın tek başınalığı, insanlardan kaçar oluşu, daha doğrusu insanın insanlardan ayrışıp kendisine sığınış halidir.
Bir “başına oluş”tur yani. Bir başınalığa mahkum oluş…
Tercihen veya cebren!
Başka bir ifadeyle, Sartre’ın “cehennem başkalarıdır” deyişinin resmedilmiş hali…
Ve kuşkusuz, insanın bir başınalığı “kimliksizlik”e atıf olarak da okunabilir. Ki hangi kimliğin ne tür bir önemi olabilir ki “bir başına”lıkta?
Tetikçi’nin resimlerine dair yapmış olduğumuz böylesi tematik yakıştırmalara, “insanın bekleme halindeki devinimi”ni de ekleyebiliriz. Tabloların çoğunda insan beklemektedir, ancak bu bekleme statik, dural değil, güçlü bir devinimi içinde barındıran bir bekleme halidir. Yani bu bekleme aslında, “küçücük bir insanın görkemli bir doğayla olan sürtünmesi” hikayesidir de aynı zamanda.
…
Resimlere her bakıldığında okunulacak olanca şey var.
Renkler, çizgiler, imgeler… Koca koca hayatlar, koca koca hikayeler… Kendimize dair, hayata ve insana dair yaşanmışlıklar.
Emeğine sağlık.
Yrd.Doç.Dr. Bünyamin AYDEMİR

