Süleyman Biçer: Anadolu Korku Öyküleri

Share Button

anadolu-korku-oykuleri-2

Uzun zamandır beklediğim ve yayımlanmasını yakından takip ettiğim Anadolu Korku Öyküleri’nin ikinci kitabı geçtiğimiz aylarda raflardaki yerini aldı. Giovanni Scognamillo kitap için şöyle diyor:

“Büyük kent korkuları başka, kırsal alan korkuları başkadır. Kırsal alana özgü korku; doğayla, doğanın gücüyle, batıl inançlarla iç içedir ve çarpıcılığını da inandırıcılığını da onlardan alır.

Anadolu Korku Öyküleri /2’deki anlatılanların tümü, özgünlüklerinden bir şey yitirmeksizin, anlattıkları ortamların –köyler, ormanlar, tepeler, mağaralar- özelliklerini koruyarak dayandıkları düşşel malzemelerin –batıl inançlar, hayaletler, büyüler, büyücüler- yerinde kullanılışı ile gerçekten kimi Anadolu korkularını, okurları etkileyecek ve düşündürecek şekilde canlandırıyor. Kaldı ki ücra köylerin, geleneklere bürünmüş kasabaların, kuytu ormanların, bir görünen bir kaybolan mağaraların, dipsiz kuyuların gizleri ve yaşattıkları heyecanlar, korkular, kabuslar bunlarla bitmiyor ola ki başlıyor.”

Unutulmuş bir köyün, viran bir misafir evinde başlıyor yaşanacak olaylara olan dilsiz tanıklığımız. Gecenin karanlığını bıçak gibi bölen bir çığlıkla ürperiyoruz ilk önce, sonra bir pusun ardından gelen, kulakları tırmalayan, tüylerimizi diken diken eden korkunç bir sesle, kalp atışlarımızın duyulmasından endişe ederek, “Karaneme”nin şerrini üzerimize çekmemeye çalışarak, çocukluğumuzda bizi uslandırmak için anlatılan cinler, periler, “sandıklılar”, “kabaklılar” yüreğimize doluşarak, arada bir de odanın camını kontrol ederek, nabzımızı kulaklarımızda hissederek usulca oradan uzaklaşıp, “Konuşmayanlar”ın sessizliğine sığınıyoruz.

“Konuşmayanlar”ın sessizliği, gecenin ıssızlığı ve karanlığı ile daha da ağırlaşırken, kem gözlerin altında ezildiğimizi hissediyoruz. Kapıların ve pencerelerin ardında biraz sonra olacak olayları bilmelerine rağmen dilleri yokmuşçasına susan ve az önce yaşadığımız korkuyu, kendilerinin korkudan açılmış gözlerine rağmen görmezden gelen ve bizi gecenin ıssızlığına terk eden insanlardan umudumuzu kesip satırlarda ilerlerken bir ormanın kuytusunda gördüklerimiz çığlığımızın boğazımızda kalmasına neden oluyor.

Nabzımız kulaklarımızda, çığlığımız boğazımızda sayfalarda ilerlerken şirin bir Trakya düğünüyle karşılaşıyoruz. Tam rahatlayıp, bir nefes alacağımız vakit beyazlar içindeki gelinin, kalbimizi avuçlayıp sıkıyormuş gibi bizi ezen bakışlarına yakalanıyoruz. Bu melun bakışların sebebini daha sonra, çeşme başında soluklanırken anlıyoruz. Yaydığı kötülük ile umulmadık yerden gelen iyiliğin savaşını izliyoruz gri bulutlarla kaplı bir göğün altında.

Daha sonrasında “Mezardan Gelen”i geri gönderebilmek için “Fırtınalar Takvimi”nin belirsizliğinde, “Gece Işığı” altında bilmediğimiz bir “Oba”da dolanarak çareler arıyoruz.

Rahatça nefes alabilmek ise kitabı bitirip, kapağını kapadıktan sonra mümkün. Aksi hâlde “Karaneme”yi peşinizde hissediyorsunuz.

Kısa ama yüksek tempolu öykülerden oluşan Anadolu Korku Öyküleri/2 birkaç yıldır çok satan kitapların ilk sıralarında yer alan vampirli, kurtadamlı, asi ve uysal melekli kitapların aksine tamamen bize has, özellikle çocukluğumuzda bize anlatılan, mezarlıklarda gezen, kendisine kötülük edenlerden intikam almak için mezarını terk edenlerle, kara büyüye uğramış, iblislere kurban edilmiş masumlarla,  cinlerle, perilerle, gulyabanilerle dolu bir kitap.

Anadolu Korku Öyküleri/2 kitabını bir paragrafla anlatmak gerekseydi şöyle yazardım:

Zifir Karanın Mavisi ile Gece Işığına, Fırtınalar Takvimi’nin Şer Karışan Vakitlerinde, Mezardan Gelen, Konuşmayanlar varmış Obanın birinde. Bu obanın yurdunda, şerrin kol gezmesine, bilenlerin dilsiz, görenlerin kör, duyanların sağır olmasına rağmen unutulmuşları unutmayan, söylenmeyenleri söyleyen; vampirlerle kurtadamların, iyi ve kötü meleklerin kol gezdiği bir dünyada hortlakları, cinleri kara büyücüleri ve gulyabanileri takip edip onların şerlerini anlatan yedi arkadaş varmış”

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.