Necmi Karkın: Mitolojide Estetik Bilinç

Share Button

1280px-Sandro_Botticelli_-_La_nascita_di_Venere_-_Google_Art_Project_-_edited

Sonuçta bedenin tekil yalnızlığına enjekte edilmiş silikon, hangi estetik yücenin nesnesidir?

Sanat/söylence ikiliği, sanatın söylenceyi(mitoloji) yansıtma/taşıma ve sanatın içinde yaratılan mitleştirme sonuç süreçleriyle gerçekleşmiştir. Bu bağlamda Karl Marx’ın belirttiği gibi “Mitoloji, antik sanatın çalışma alanı ve atölyesi” olmuş ve tarihin en eski çağlarından bu yana sanatçılar, düş güçleriyle, söylenceleri sanatta yaşatma alanları yaratmışlardır. Sanatçı aynı zamanda söylencelerin yapısı içinde bulunan olay ve olgular örgüsünü estetik kaygılarla birlikte belirlediği bir formülasyon oluşturmuştur. Kuşkusuz sanatçı, yaşadığı çağın estetik kurallarını belirleyen ve onun üzerinde teoriler geliştiren filozofların da etkisi altında kalmıştır. Dolayısıyla sanatçının yaratma alanlarını belirlediği olgular, dönemin estetik düşünce biçimlerine göre değişim göstermiştir.

İlk bakışta John Zerzan’ın ifadesi “İnsanların düşünceli varlıklar olarak, ilk bir milyon yıl boyunca herhangi bir sanat yaratmadığı” gibi anlaşılsa da Platondan beri süregelen estetiksel olgular sanat felsefesini oluşturmuş, sanat yoluyla gösterime giren tüm olay ve kavramlar bu felsefe yoluyla biçimlendirilmiştir denilebilir. Mitolojik olay ve olgular da yaratılma süreçlerinde ve sonrasında, kendi döneminin sanatçısına konu olmuştur. Aslında sanatçısının kendi yaratım alanında olmayan mitolojik konular sanatçısı tarafından estetik bir bilinçle yansıtılmıştır sonuçta. Çünkü mitolojik olayların toplumun ortak bilinciyle oluşturulmuş hali sanatçısının tekil ürünü değildir. Burada mitolojilerde geçen simgesel ve imgesel öğeleri, sanatçı kendi yaratıcı gücüyle tanımlama görevi üstlenmiştir. Dolaysıyla bireyci bir estetik tavır olarak sanat, öznel olarak yansıtılmış nesnel bir gerçekliği ortaya koyar.

Aynı süreçte sanatçı, doğada ve kozmosta aradığı güzelliği, -söylencelerde gördüğü gibi- söylencelerin taşıdığı sembolleri, estetik düşüncesiyle birlikte oluşan bilinçsel kaygılarla yansıtma eğiliminde olmuştur. Sanat ve mitolojinin kozmosun ifade kodları oluşu, estetik düşüncede oluşan duyusal, düşünsel ve simgesel yönelimlerin sonucudur.

Cnidus_Aphrodite_Altemps_Inv8619_n2

Başlangıçta logos/söz anlamına gelen söylencelerde ortaya konan kozmos anlayışı, tarihsel süreç içerisinde aşamalı olarak mitolojik rasyonel anlayışla birlikte felsefî kozmolojilerin örneklerini oluşturmuştur. Homeros ve Hesiodos’la birlikte başlayan söylenceden yazılı kaynaklara dönüşüm bu rasyonel kozmos düşüncesine ilk yaklaşımlardır denilebilir. Yine de bu süreçte Antik Çağ’da felsefe’nin mitolojik düşünceden hiçbir zaman ayrılmadığı görülmektedir. Antik Çağ’ın mitsel kozmolojilerine yansıyan estetik anlayış, objektivist bir görünüşe sahip olmuş, estetik ifade tarzlarının sembolik biçimlerinde doğa bir bütün olarak kavranmıştır. Buradaki ritüelistik yaklaşımlarda, kozmik düzenin taklidini ya da izdüşümünü yaratmak değil, insanın doğanın döngüsüyle arasındaki yaratmak istediği uyum natüralist ve simgesel bir estetik anlayışın açılımıdır.

Orta Çağ’daki yaratılış mitolojileriyle ilgili tinsel değerler yine bu dönemin güzellik anlayışıyla bütünleşmiştir. Antik Yunan döneminin ruhsal güzellik algısı, söylencelerin anlatım tarzlarıyla birlikte sanata yansıtılmıştır. Mitolojik olaylar Rönesans sanatında, düşsel bir kullanımla canlılığını ortaya koymaktadır. Rönesans felsefesinin merkezinde yer alan insan gerçeği bu dönemdeki yönelişleri ağırlıklı olarak plastik estetik ve gerçeklik algısına dayalı insan figürü üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bu sürecin, Antik Dönem sanatının önemseyen tavrı, estetik değerler içeren figürler olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle insanın resminde yansıtmak istediği fizik ve ruhsal güzellik algısı bu figürlerde sembolize edilmiştir. Buradaki mutlak güzellik algısı, doğal güzelden farklı algılanmış, insan bedeninin güzelliği estetik yüce duygusuyla örtüştürülmüştür Aphrodite heykellerinde olduğu gibi. Bunu Sandro Botticelli‘nin Venüs’ündeki lirizm, melankoli ve hüznün en derin yansımalarında görmek olasıdır. Sanatçının sezgisel ve düşsel dünyasının başka bedende yarattığı estetik kaygı, Jacgues Lacan’ın “bir imleyenin kendisiyle aynı paradigmatik düzeyde başka imleyenle temsil edilmesi” olarak dile getirilmiştir.

Rönesans resim sanatındaki güzelliğin belirlenim yasaları içerisindeki yüce duygusu, sonuçta bu dönemin önemli estetik fenomenlerinden birini oluşturmaktadır. Bu dönemde mitolojik konulara duyulan ilginin yanı sıra Rönesans’la belirlenen tüm güzellik semptomlarıyla, dönemin tradisyonel toplum anlayışının da estetik beğeni noktaları yaratılmıştır. Rönesans’tan günümüze kadar olan süreçte sanatla mitolojinin karşılıklı etkileşimleri devam etmektedir.

Ancak Post-modern sanat estetiği, sanatçının kendi bilinç gerçekliğinin belirleyicisinde tekil oluşu, mitolojik güzellik anlayışının toplumsal ortak bilinç estetiğiyle ayrışmaktadır. Günümüz modern dünyasında arkaik davranışın kalıntısı olmayan mitsel düşünce, sanatın da düşünce kaynaklarından olan güzeli aramayla aynı amacı gütmektedirler. Sonuçta bedenin tekil yalnızlığına enjekte edilmiş silikon, hangi estetik yücenin nesnesidir?

Ernst Fuchs’un dediği gibi “Sanki ölümü yenme çabası içindeymişçesine sonsuz güzelliği arıyorum. İstidadımın kölesiyim”

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.