Karanlığın Yüreği (The Heart of Darkness), Joseph Conrad(1) tarafından 1902 yılında yayımlanan bir romandır.
Karanlığın Yüreği’nde Marlow’un Kongo’daki yolculuğu Dante’nin Cehennem’de derinlere doğru yaptığı yolculukla karşılaştırılmıştır ve bu doğru bir karşılaştırmadır.”
David Lodge
1857’de Polonyalı bir anne-babanın çocuğu olarak Ukrayna’da doğan Joseph Conrad’ın asıl adı Josef Korzeniowski’dir. Sürgün edilen anne ve babasıyla birlikte Rusya’ya giden,1874 yılında bir Fransız gemisinde denizcilik hayatına başladıktan sonra 1884’de bir İngiliz denizcilik şirketine geçen Conrad İngiliz vatandaşı olmuştur. Denizcilik hayatı 1894’e kadar süren ve bu tarihten itibaren kendini yazmaya veren Conrad hikâye ve romanlarının pek çoğunun konusunu denizcilik hayatından almıştır. 1924 yılında ölen Conrad, Polonya asıllı olmasına ve İngilizce’yi yirmili yaşlarda öğrenmesine rağmen İngiliz Edebiyatı’nın en önemli yazarları arasında yer almayı başarmıştır. Dilindeki belli belirsiz yabancılığı, anlatmayı sevdiği iç dünyaları, çeşitli yorumlara açık çetrefil kişilikleri anlatmakta başarıyla kullanan Conrad’ın en önemli eserleri arasında Nostromo, Nigger of Narcissus, Lord Jim, Victory, Secret Agent, Under Western Eyes ve The Heart of Darkness sayılabilir.
The Heart of Darkness yani Karanlığın Yüreği , Joseph Conrad’ın 1890 yılında Kongo’ya yaptığı yolculuktan esinlenerek 1899 yılında kaleme aldığı ve bu yolculuğun izlerini taşıyan bir eserdir. İletişim Yayınları, bu eseri, yazarın bu eser hakkındaki notlarını ve Kongo seyahati sırasında tuttuğu günlüğü tek bir kitap hâlinde yayımlamıştır. Eserde Conrad, Avrupa emperyalizminin 1800’lü yıllarda Asya ve Afrika kıtalarına olan yaygın sömürüsüne eleştirel bir dille yaklaşmış ve okura bu sömürü hakkındaki gözlemlerini bu konudaki ilk edebȋ çalışma olarak sunmuştur.
Joseph Conrad, öyküyü yazmadan 9 yıl önce Kongo’ya giden bir gemide kaptanlık yapmıştır ve daha sonra gördüğü içler acısı durumdan ötürü işten ayrılmıştır. Kitapta Conrad’ın Kongo seyahatinde izlediği yolun haritası da mevcuttur. Eserde Conrad, isimleri spesifik olarak vermez. Çalıştığı firmadan Şirket diye bahseder, ilişkide olduğu insanlardan Müdür, Muhasebeci diye bahseder. Eserde ismi geçen kendisi Marlow ve gizemine merak saldığı tüccar Kurtz’dur. Marlow’un Kongo seyahati maceralarını ve Kurtz ile olan ilişkisini şöyle kaleme alabiliriz:
Karanlığın Yüreği, Belçika’ya ait sömürgeci bir firmada (kitapta Şirket diye geçiyor) çalışan Marlow adında bir adamın geriye dönük anlattığı öyküden oluşur. Marlow, Kongo Nehri’ni geçerek Şirket’in Kurtz adında bir fildişi tüccarı tarafından yönetilen iç şubesine giden buharlı gemiye kaptanlık eder. Marlow Afrika’ya ulaşır. Şirket tesislerini kötü bir hâlde bulur ve Avrupalıların Afrikalı yerlileri haince sömürdüğünü görür. Bu durumdan ötürü oldukça sarsılan Marlow, yerlilerin birbirinden ayrı yerleşim alanlarının ötesinde büyük bir ormana rastlar. Bu orman hizasında ilerledikçe ruhsal bir yolculuğa girer. Yolculuk ilerledikçe sömürü tuzaklarının azaldığını fark eder ve Marlow, kendisini insan zihninin ilkel ve bilinmeyen yerlerine yolculuk yapıyor gibi görmeye başlar. Tabii, bu esnade Kurtz hakkında bilmediği birçok şey öğrenir, Kurtz’un Afrikalıları medenileştirme niyetindeki tersliği anlar. Kurtz’un Afrika’nın karanlığına ve vahşiliğine olan merakı onun hayatına mâl olur.
“Açık denizi kara bir bulut kümesi kaplamıştı ve dünyanın en son noktalarına giden dingin su yolu kasvetli göğün altında koyu koyu akıyor – sanki uçsuz bucaksız bir karanlığın yüreğine akıyordu.”
Conrad, bu eserin oluşumundan sonra, hiçbir işi olmayan adamların burunlarını soktukları yerlerden iyi bir ganimetle çıktıklarını ve kendisinin de bu adamlardan biri olduğunu ve Karanlığın Yüreği kitabının bu ganimetlerden biri olduğunu dile getirmiştir. Bu kitap hakkında yaşantı sözcüğünü kullanmış ve bu karanlık temanın kendisinde oluşturduğu buhranın ancak bu şekilde dile getirilebileceğinden dem vurmuştur.
Conrad’ın hayatına baktığımızda denizcilikle ilgilendiğini görürüz. Ve kitabı okumadan önce “O yolculukta ne olmuş da Conrad işten ayrılmış?” sorusunu sormamız mümkündür. Ancak Conrad, eserini öyle bir dille yazmıştır ki, okurun hem kafasındaki bu soru işaretini silmiş hem yeni soru işaretlerine meydan hazırlamıştır.
Karanlık temasına Kurtz karakteri önderlik eder. Kurtz, sömürgeciliğin bir insanın moralini alt üst etmesinde ve insan ruhunda kalıcı kâbuslar yaratmasının merkezinde bir karakterdir. Conrad’ın kitapta bahsini ettiği korkular, T. S. Elliot’un şiirlerinde bir yankı bulur. Özellikle de The Hollow Men şiiri buna örnek olarak verilebilir. T. S. Elliot, bu şiirinde “Bizler içleri boş adamlarız” der. Bu da Conrad’ın bahsettiği konuya kanıt olarak verilebilir. Şiirin orijinal hâli “Mistah Kurtz – he dead” diye başlar. Bahsi geçen Kurtz, direkt olarak Conrad’ın eserindeki Kurtz’dur.
Conrad, eseriyle birlikte yayımladığı günlüğünde korkularından ve geçirdiği kötü günlerden sıkça bahseder. Bunlara örnek olarak ayın 29’u Salı günü yazdığı bir günlükten parça verilebilir:
“Bugün yolda bir direğe bağlı bir iskeletin önünden geçtik. Ayrıca bir beyaz adamın mezarı – İsim yok. Haç biçiminde bir taş yığını. Sağlığım şimdi iyi”
Eserde fark edilecek bir diğer husus, İngiliz edebiyatında gelişen bir yazı tarzı olan “stream of consciousness”tır. Bu, bilinç akışı diye nitelendirilen yazı tarzında, yazar karakterin “o an ne hissettiğini, bilincinden nelerin geçtiğini” kaleme alır. Conrad da aynını yapmış ve Marlow karakterinin gelgitlerini, sorgulamalarını, korkularını, yükselişlerini ve alçalışlarını öyküden koparak yahut kopmayarak okura sunmuştur.
Bu eser hakkında son söz olarak, bu tarzın eserde kullanım yerine açık bir örnek verilebilir:
“Ruhunun bu dünyada geçirdiği serüvenleri yargılamış olan o olağandışı adamın yanına dönemedim artık. Ses gitmişti. Başka ne vardı ki zaten? Hacıların ertesi gün çamurlu bir deliğe bir şey gömdüklerini fark ettim. Sonra neredeyse beni de gömeceklerdi. Ama, gördüğünüz gibi hemen gitmedim Kurtz’un yanına. Hayır.”


