Erva Art Gallery de 26 Nisan Cumartesi Günü açılacak olan Ekizler Sergisin açılış kokteyline tüm Ekiz dostları, Sanatseverleri bekliyoruz
2011 YILINDA AYDINLIK GAZETESİNDE KAYA ÖZSEZGİN’İN EKİZLER İÇİN YAZDIĞI KÖŞE YAZISI
Aile Boyu Bir Sanat Soy Kütüğü
Ailece sanatçı olmak, sanatın doğuştan gelen yeteneklerini bütün aile bireylerinin paylaşması anlamına gelir ki, yalnız bizde değil başka ülkelerde de örneklerine pek rastlamıyoruz. Sanatçı babadan ya da anneden sanatçı evlat çıkmamış değildir, ancak öyle durumlarda bile babanın ya da annenin egemen konumu çoğu zaman oğulun ya da kızın ününü bastırmış, gölgede bırakmıştır.
Aile boyu sanatçılıkta ise paylaşımın dozu, bir aile mensubundan ötekine değişir; biri öne çıkarken diğerleri arka planda kalabilir. Ancak sonuna kadar direnme halinde, bu olasılığın belli ölçülerde aşıldığı da olmuştur.
Ekizler bu bağlamda bir “prototip” ailedir ve bu aile sosyolojik açıdan başlıbaşına inceleme konusu olabilecek bir soy kütüğü yansıtır. Sanatçı bir anne ve tümü sanatçı 3 oğul. Karadenizli ve tamı tamına “dağlı” bir aile profili.
Anne Esma Ekiz, Karadeniz’in dağlık yörelerinden Aluçralı; kökenleri İç Asya Horasan’dan gelme. Yaş sıralamasına göre Metin, Rafet, Rahim, küçük yaşlarından başlayarak sanata gönül vermişler. Tütün işçiliğinden emekli olan Esma Ekiz, ileri bir yaşında bütün çocuklarının – kızlar hariç- resim ve heykelle meşgul olmalarında gizli bir anlam bulunduğunu varsayımından hareketle kendisinin de hep ertelenmiş bir yetenekle dolu olduğunun farkına varır ve o da resim yapmaya başlar. Bütün naiflerin ortak özellikleri onda da açığa çıkacaktır.
Kardeşlerden biri (Rahim) 1987 ‘de, öteki (Rafet) 2003’te kaza sonucu yaşama veda ederler. Rahim, Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’nü bitirdiğinde asıl ilgisinin heykel sanatına yönelik olduğunu görünce Mimar Sinan Üniversitesi Heykel Bölümü’ne kaydını yaptırır. Bir yandan orada okurken, Bir yandan da Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü’nü yeni bitirmiş olan Ağabeyi Rafet Ekiz’le birlikte atölye kurarak çalışmalarını sürdürürler.
Ben bu sanatçı aileden Rafet’i yakından tanıma olanağı buldum. Giyimi, davranışları, konuşmalarıyla benzeri olmayan tam bir dağlı (mujik) idi Rafet.
Ayağında potur pantolonuyla ve kaba içten tebessümüyle hiçbir sahtekarlığa prim tanımayan kimliğiyle canlanıyor şimdi gözümde. Birkaç yıl önce İstanbul AKM’de eldeki bütün çalışmalarını kapsayan sergisini gördüğümde herkes, Rafet’in çoğu zaman teslim edilmemiş sanatçı gücü hakkında ortak bir kanıya varmışlardı. Doğrusu ben de o kişiler arasındaydım. Rafet, gerçek bir sanatçı olduğu halde bir iddiada bulunmaktan ısrarla kaçınmıştı yaşamı boyunca. Şaşırtıcı ve inanılması güç bir kaza sonucu öldüğünü duyduğumuzda , sanki böyle bir ölümü seçmiş olabileceği kanısını paylaşanlar gibi ben de bu trajik olayın ayrıntılarını öğrenmeyi bile gereksiz saymış, hatta bu ölümü neredeyse onun kimliğiyle örtüşen bir olay biçiminde yorumlamıştım. Rafet de aynı yazgıyı paylaşan, yaşamın acımasız ve de değerbilmez rüzgârında öğütülen nice sanatçı gibi savrulup gitmişti işte. Anısını yaşatmak için sorumlu çevrelerden hiçbir sinyal gelmediği gibi, yapıtlarını toparlayıp koruma altına alacak kişilere de bugüne kadar rastlanmadı.
Şimdi bir olmazın daha üstesinden geliniyor, Ekiz kardeşlerin en küçüğü, oyun yazarı ve tiyatro-sinema oyuncusu Turgut Ekiz, kimsenin ses getirmediği bu değerbilmez ortamda, yeni bir girişimde bulunuyor ve ailenin üyelerini bir sergi çatısı altında buluşturuyor; daha da önemlisi Esma; Metin, Rafet ve Rahim Ekiz’in yapıtlarını bir kez daha kapsamlı ve titiz basımlı bir kitapta topluyor.
Sanat Eğitiminden geçmiş ama bu eğitimin bağlayıcı kurallarının dışında kalmayı başarmış 3 oğul ve tütün işçisi bir annenin ortak selamı da diyebilirsiniz buna, sessiz bir çığlığı da…

