Umut Yalım: Her Gün Kırmızı Bir Pazartesidir ya da Ortak Akıl Akıl Değildir

Share Button

cronica_de_una_muerte_anunciada_by_celestebelen-d7ew4lt

Avamlaşma, çağımızın en başat sorunu. Bu sorun, hayatımızdaki her alan ve süreci etkiliyor. Her ne kadar günümüz düzeni insanı bireyci yapsa da, ortak bir akıl bize dayatılıyor. Bu “ortak akıl” kavramı yüksek bir erdemmiş gibi sunulsa da, ortak akıl, aklı öldüren bir kavram çünkü insanın iradesini ve tek başına karar verme yetisini ortadan kaldırıp, özgün ve özgür düşünebilmesini önlüyor. Avamlaşmanın getirdiği ortak akıl, önceleri küçük yerleşim birimlerimde tezâhür eden bir özellikti. O yerleşimin insanları aynı inançları paylaşır, aynı yemekleri sever; aynı müzikleri sevmez, aynı insan yapısından hoşlanmazdı. Bu yüzden de, küçük yerleşimlerde barınmak bir “dışarlıklı” için zordu. Oralı olmak gerekir ya da öyle davranmak zorunda kalınırdı. Çok seslilik, ora ahâlisi için tehlikeli bir durumdu. Düzeni bozabilirdi. Bu nedenlerden ötürü, kanımca, ötekileştirme kavramı küçük yerleşim birimlerinde başladı. Kente göçle birlikte bu ülke çapına yayılıp, ötekileştirme, memleketin gündelik ruh hâli oldu çıktı. “Ortak akıl”, memleket sathına yayılan ötekileştirmenin ana motoru oldu. Bu da, her günümüzü Kırmızı Bir Pazartesi yaptı.

cronica_de_una_muerte_anunciada_by_celestebelen-d7ewo4e

Peki, Kırmızı Pazartesi nedir? 1981 yılında basılan bir Gabriel Garcia Marquez romanı. Roman, öldürüleceğinin bütün kasabaca bilinmesine karşın Santiago Nasar adlı gencin Vicario Kardeşler tarafından göz göre göre nasıl öldürüldüğünü anlatıyor? Santiago Nasar, bir Karayip Kasabası’na göç eden Arap bir ailenin çocuğudur. Romanda, “Arap” sözcüğü anlatıcı tarafından kullanılsa da, ahali bu göçmen ve dışarlıklı kesime “Türk” diyor. Türk, Latin Amerika kültüründe Osmanlı coğrafyasından göçen herkese deniyor. Santiago Nasar ve ailesinin “Öteki”liği “Türk” olmalarından itibaren başlıyor. Romanda, “Türk” olması bile öldürülmesi için yeterliydi iması sık sık kullanılıyor. Hatta, belediye başkanı cinâyet sonrası kargaşa çıkmaması için bu “Türk” aileleri ziyâret ediyor. Özünde, bu aileler geleli yüz yıl olmasına karşın Hristiyanlaşmış ve kültürel birkaç Arapça sözcük kullanmalarının dışında İspanyolca’yı anadilleri olarak benimsemişler. Buna karşın, kökenleri yörede hâlâ toplumsal ve kültürel bir tehdit olarak duyulabiliyor. Ortak akıl bu davranış kalıbını ahaliye yaşamlarının her görünmez anında dayatıyor. Zaten ötekileştirme yaşamın doğal ve görünmez akışında ortaya çıkar. Kasabamızı bu ötekileştirmeye göre seçmeye, arkadaşlarımızı yine bu kavrama göre edinmeye başlarız. Santiago Nasar da bundan gizliden gizliye etkileniyor roman boyunca. Her cinayet bahsi açıldığında, Nasar’ın ten renginden ve kıvırcık saçlarından söz ediliyor ve bu “Esmer Delikanlı”nın öldürülmeyi içten içten hâk ettiği vurgusu satır aralarında ama kalın harflerle her fırsatta yineleniyor.

cronica_de_una_muerte_anunciada_by_celestebelen-d7ew4mc

Nasar’ın öldürülmeyi  hak etmesinin nedeni nedir? Nasar, Angela Vicario adlı genç kızın bekâretini bozduğu gerekçesiyle, kızın ikiz ağabeyleri Pedro ve Pablo Vicario tarafından hunhârca öldürülür. Angela Vicario gerdek gecesi bâkire olmadığı anlaşılınca, bunun müsebbibinin Santiago Nasar olduğunu söyler. Ancak romanın sonunda anlarız ki, Angela suçu Nasar’ın üstüne atmıştır; çünkü Nasar harcanması en kolay kişisidir o kasabanın. Kasabanın müzmin ve körelmiş ortak aklı da buna cevaz verircesine, bir türlü Vicario kardeşleri engellemeye kalkışmaz; çünkü Vicario kardeşler, kasabanın bilinçaltındaki o dışarlıklı düşmanlığını okşamakta ve bu öldürüm o dürtüyü tatmin etmektedir. Kasabanın ortak aklından kurtulmuş tek kişisi olan meyhane sahibesi, kasabalıyı gencinden yaşlısına; polisinden belediye başkanına uyarsa da, çabaları bu ortak aklın ve avamlaşmanın kurbanı olacaktır.

cronica_de_una_muerte_anunciada_by_celestebelen-d7ew4mq

Bu tür öldürümlerden sonra, ahaliye bir “genel ahlak” nüzul olur. Burada, iki sorun vardır. İlki, ortak akıl gibi ortak ya da genel ahlak da çok tehlikelidir. Akıl gibi ahlak da bireysel olmalıdır; çünkü toplumsal ahlak kitlelerin bireysel düşünmesini engelleyeceği için bir olaya ahlaki ya da vicdani yönden  eğilmelerini sağlamak  yerine içlerindeki örfi duyguları harekete geçirir. Bir olaya örfi yaklaşmak insanı kendinden öncekilerin davranış kalıplarıyla sınırladığından, o olay karşısındaki insanın özgür iradesini devreye sokmasını engeller. Bu da, tarih boyunca gerçekleşen  her türlü “toplu” olaya sebebiyet vermiştir: toplu kıyım, toplu göç vs. İkincisi nüzul olma kavramı. Bu kavram, İslâmî bir dilden gelir. Türkçesi, inme ya da indirilmedir. İslâmî dilde ayetlerin inmesini temsil eder. Genel ahlakın nüzûl olması da tam da burada devreye girer; çünkü ahlâk eğer ayetler gibi bize tepeden indiriliyorsa, ahlakın indirildiği o topluluk yozlaşmıştır artık. Romanda da, genel ahlakın nüzul olduğu ahali Nasar’ın öldürümü karşısında veremediği sınavı, öldürüm sonrasında da veremez. Öldürümün göz göre göre gelmesini ahali bâsiret bağlanmasına yorar. Onlara göre, Nasar’ın Vicario Kardeşlerce öldürülmesi düşünülmeyecek bir olaydır. Ancak, hunharca öldürülür. Olağan bir cinayet değildir bu. Herkeslerin gözü ve Nasar, evinin önünde  ve herkesin gözü önünde defalarca bıçaklanarak öldürülür ve kimse gık diyemez. Örfi duygular ve genel ahlak yüzünden herkes susmuştur. Roman anlatıcısı, cinayet sonrası ahaliyle konuşur. Ahali büyük ama sözde bir üzüntü içerisindedir. Yine genel ahlakın yozlaştırdığı ve avamlaştırdığı toplulukların ortak ve yapay duygusudur bu. Bunun nedeni de, vicdan azabıdır. Bu vicdan azabı yüzünden yozlaşan öbek bir üzüntü yarışına girer ve ölen kişiyi övmeye başlar. Romanda da, bunu görüyoruz. Bütün kasaba halkı Nasar’ı övmeye başlar ve öldürülmesinden dolayı tek tek üzüntülerini belirtirler. Kitap da, bu minvalde biter. Ancak sonu çok ilginçtir. Kapısının önünde defalarca bıçaklanan Nasar, ölümünü tamamlamak için, iç organları elinde, mutfağına kadar yürür ve yere yığılarak ölür. Burada ilginç olan da şudur; iç organları elinde olan Nasar, yanında geçen yaşlı kadına “Ben öldüm”, der o sırada hâlâ yaşadığı hâlde. Böyle der çünkü Nasar, o kasabada yaşadığı sürece ölüdür zaten. Bu son öldürüm sadece mâlûmun ilâmıdır. Tıpkı, bugün coğrafyamızda da yaşadığımız gibi.

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.