“BURKA I BUZKASHI”, Naz Köktentürk & Mustafa Bilge Satkın, BLOK art space, (21 Kasım – 24 Aralık 2015)

Share Button

unnamed
Sergi, Naz Köktentürk ve Mustafa Bilge Satkın’ın birçok kez ziyaret ettikleri Afganistan coğrafyasına ait, burada yaşanan acılar ile yoğrularak son şeklini alan dinsel bir ritüel ve geleneksel bir oyunu inceleyerek, Afganistan halkının günlük yaşamından kesitler sunmaktadır. İslami ideolojiler sonucunda kadın, “çador” ile başlayıp “burka” ile devam eden, belki kefen beziyle de son bulacak olan süreçte örtünmeye, saklanmaya, görülmemeye mahkum edilip “hiç”e dönüştürülmektedir. Unutturulmaya çalışılan kadınların bu fotoğrafları, bize “hiç”liği estetik bir görünüm halinde göstermektedir.

Tarihte, göçebe savaşçıların oynadığı buzkashi ise, verilen mücadele ile Afgan erkeklerinin savaşçı kimliklerini gösterdikleri geleneksel bir oyundur. Son 35 yıldır, savaş ve savaşın etkileri ile hala tankların, dikenli tellerin, canlı bombaların gölgesinde, günü kurtarmaya çalışarak yaşayan yarından ümidi olmayan insanların, kendilerini ifade edebildikleri, başka bir deyişle yaşamsal güç buldukları bir etkinliktir.

“Analyzing a traditional game and a religious ritual formed through the influence of suffering in the Afghanistan geography, the “Burqa – Buzkashi” captures the instances of daily life in Afghanistan visited by the artists multiple times. Starting with the “chador”, continuing with the “burqa”, and perhaps ending with the cerecloth, Islamic ideologies create a process that sentences the woman to be covered, hidden, and unseen; a process that transforms the woman into “nothing”. Photos of women forced into being forgotten showcase an aesthetic imagery of the “nothingness”.

In history, buzkashi is a traditional game played by nomadic warriors where Afghan men display their warrior identities through the struggle. With no hope for tomorrow, and with the only intention of salvaging the day, for people living with war and its effects alongside tanks, barbwires, and suicide bombers for the last 35 years, this game is an activity of self-expression in which they find their life force.”

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.