
Biliyorum sevenleri var ama yazıyorum: Bugün Yıldız Savaşları’yla ilgili bir yazı okudum, katılmadığım öyle çok nokta vardı ki bu yazıyı yazmak zorunda kaldım. Bir kere, filmde derin felsefi ve edebi anlamlar arayanlar ya da bulanların çoğunun ne felsefe ne edebiyat okuduklarını görüyorum. O zaman yapıtı neye dayanarak değerlendireceksiniz? Yazıda, “Yıldız Savaşları neden başarılı?” tarzı sorular ve hazır cevaplar var. Başarı ölçütü, gişe hasılatı oluyor herhalde burada. Benim ölçüm basit: Pazarlama bütçesi. Bu bütçe ne kadar büyük olursa, gişe başarısının filmin özelliklerinden mi yoksa pazarlamadan mı kaynaklandığını anlamak o kadar zor oluyor. Düşünün ki, öyle bir ‘gerilla pazarlama’ ki bu (bu arada, bu terimi bir siyasi toplantıda kullanmıştım, anlamını bilmeyenler tarafından azarlanmıştım: Pazarlamacıların uydurduğu böyle bir terim var, akla hayale gelmedik yerlerde dağınık pazarlama anlamında kullanıyorlar), filmin reklamı BİM’de bile yapılıyor! Yıldız Savaşları izlekli aksesuarlar vb. satarak. Şimdi soru şu: Bu film, BİM’de pazarlanmasaydı başarılı olabilir miydi? Yanıt vermek zor.

Evet, tahmin ettiniz. Ben bir ‘Uzay Yolu’ hayranıyım ama ilk dizilerinin… Son filmleri ise hiç beğenmedim, sonuna kadar izlemeye bile dayanamıyorum. ‘Uzay Yolu’nun ilk yıllarında pazarlama diye bir olay yoktu. Zaten bir film değil de dizinin pazarlanması da çok sonra geldi. Bu filmlerde neyi sevdim? Nadiren efektler ve uzun vurdulu kırdılı sahnelere yer verilir (Yıldız Savaşları, tam tersi; hatta serideki bir filmin çekilmesi için efektin icat edilmesi beklenmiş deniyor, bu bile sanat adına yadırganacak bir durum). Uzay Yolu’nda derin felsefi konular ele alınır, kadrosunda 68 kuşağı yazarları vardır. Yıldız Savaşları ise, Uzay Yolu’ndan sonra basit bir taklit gibi görünüyor. İnsanlar önce Uzay Yolu dizilerini izleyip ondan sonra Yıldız Savaşları’nı izleselerdi bence fark kolaylıkla ortaya çıkardı.

Uzay Yolu’nda öldürmek, öncelikli değildir; savaş, sonul amaç hiç değildir. “Kendimizden daha az gelişmiş olan gezegen halklarını öylece bırakalım mı yoksa gelecekteki saldırılara karşı onlara ileri teknolojileri mi öğretelim?” gibi antropolojik sorunlarla uğraşırlar örneğin. Amaçları gerçekten keşiftir. Dünyaya hükmetmek hiç değildir. Evrenin gizlerini çözmeye çalışırlar ve mitolojiye yer yoktur anlatılarında. Olaylara tümüyle bilimsel yaklaşırlar.

Uzay Yolu’nda kişiliklerin bir ruhu vardır. Bu, romancı özeni gerektirir. Çalakalem portre çizmeye benzemez. Falancanın ne yapacağını tahmin edersiniz; ama bu, izleyiciye “falanca titizdir” gibi bildirimlerle verilmez. Böyle olsa müsamereden öteye gitmezdi. Zaten tam da bu kişilik derinliği sayesinde, bölümler için yeni malzemeler çıkıyor. “Kişilik özellikleri dolayısıyla hep şöyle şöyle davranan filanca, ya şu şekilde davranmaya başlarsa?” gibi…

Uzay Yolu’nun mürettebat dağılımında dönemin ilerici akımlarının bir parçası olarak kadınlar ve çeşitli etnik gruplar yer almaktadır. Uzay Yolu’nun çekiminden daha birkaç on yıl önce ABD’de kadınların seçme ve seçilme hakkı bulunmuyordu. Haklarını 1920’de elde edebildiler. Kadınların işgücüne ve toplumsal yaşama katılımı, önce dünya savaşlarında cephe gerisindeki erkek yokluğu olgusuyla, sonra ise 68 kuşağıyla hız kazandı. Uzay Yolu’nun kurmaca evreninde bunun yansımalarını görürüz. Ayrıca, bir Afrikalı-Amerikalı, bir Japon, bir Rus vb. olmak üzere etnik/ulusal çeşitliliği olan bir mürettabatla karşılaşırız. Oysa Uzay Yolu’ndan daha 20 yıl öncesinde ABD’de Japonlar vatan haini oldukları suçlamasıyla toplama kamplarında tutulmuştu. Bunun en iyi tanığı, Uzay Yolu’ndaki Sulu kişiliğinin arkasındaki Amerikan Japonu değerli sanatçı George Takei. Kendi anlatımına göre, ailesi bu durumu yaşamıştır. Şöyle der Takei: “Sadece Pearl Harbor’ı bombalayanlara benzediğimiz için, hiç bir yargılama olmadan tüm Amerika Japonları dikenli tellerle kaplı, silahlı askerlerin nöbet tuttuğu toplama kamplarına götürüldü.” Takei, daha sonra ABD’de LGBTİ hareketlerinin de önde gelen sözcülerinden biri olmuştur.

Burada, daha da ayrıntıya girilebilir. Ancak benim önerilerim kısaca şunlar:
1. “Bir filmin bu kadar çok pazarlaması yapılıyorsa kuşkulanın” derim.
2. Yıldız Savaşları’nda edebiyat ve felsefe arayacağınıza doğrudan edebiyat ve felsefe okuyun. Aslı dururken neden suyunun suyu?
3. Uzay Yolu’nun ilk dizilerini izleyip bir karşılaştırma yapsanız?
