Red is Red, Özcan Uskur, Galeri İlayda, (03 Mart  – 08 Nisan 2017)

Share Button

 

Özcan Uzkur, İnsanlığın Sonu Serisi 1 The End of Humanity Series 1, 30x20x20 cm, Kişisel teknik, Kurutulmuş bitki, iplik, vernik, kauçuk, 2016

Galeri İlayda, 3 Mart – 8 Nisan tarihleri arasında, Özcan Uzkur’un “Red Is Red’’ isimli solo sergisine ev sahipliği yapıyor.

“Red is Red” başlıklı sergi sanatçının üretim sürecinde giderek, içeriye, parçaya, derine, kılcallara doğru hareket edişine tanıklık ediyor. Özcan Uzkur plastik sorgulamalarını, geniş malzeme bilgisiyle birleştirirken; canlı kırmızı renk, zengin doku katmanları, ölçeksiz bir espas anlayışı öne çıkıyor. “Kırmızı formlar katedralvari yükselişlerinde, kendi iç bütünlükleri olan gizemli, soyut mahaller yaratıyor. Formlar arasındaki ilişkinin hesapsız oyunu izleyiciyi koordinatsız bırakırken işler birer keşif mekanına dönüşüyor. Detaylara doğru ilerledikçe, içlerinde saklı bütünü ve sonsuzca yer değiştiren, döngüsel parça-bütün ilişkisini fark ediyorsunuz: Kapısını açtığınızda içinde şatonun kendisini gördüğünüz bir şato gibi; Bedenin tüm bilgisinin en küçük hücrede kayıtlı olması ya da her insanın tüm insanlığın kaderini taşıyor olması gibi. Red is Red isRed is Red is Red is Red is Red is Red

Uzkur’un üretiminin kaynağı düş gücü ve felsefe olduğu kadar malzemesi, tekniği, belleğiyle tekstil alanıdır da. Tekstil onun yorulmak bilmez araştırmalarının ve coşkulu keşiflerinin mecrasıdır. Uzkur malzemeye güvenir, onu dinler. Kimi zaman çok az müdahale ile formların ve dokuların kendilerini doğurmalarına izin verir. Bu onun bilinmezi, yeniyi, gizemi yaşamına buyur edişidir. Ve asla merhametli bir süreç değildir. “Red is Red” sergisinde, ısıtılarak, yakılarak, preslenerek elde edilen etkiler sembolik değil maddi olarak şiddet içerir. Sonuç tüm maddiliğiyle malzemenin ateşi ve baskıyı kabul ediş ve ona direniş sürecinin ürünüdür. Sanatın temel malzemesi etiyle kanıyla sanatçının kendisi değil midir? Belki de bu yüzden, iflah olmaz bir merakla kendini içine attığı, akışına bıraktığı, kaybolmayı göze aldığı ya da hiçliğe direndiği “parçalanma ve yeniden bir olma” oyununda sanatçının ürettiği tüm işler birer otoportredir.

Özcan Uzkur’un işleri Goya’nın “Savaşın Felaketleri” serisinden bu yana gelen “acının temsili” geleneği içinde düşünülmelidir. Can çekişen bir çağın tanığı olarak sanatçı akıl almaz vahşete isyan ettiğinde yapabileceği tek şey kayıt tutmaktır. İnsanoğlunun kederini, eti delip geçen acının en somut halinde yakalamalıdır. Duyguların kaydını resmi belgeler, rakamlar, haber fotoğrafları tutamaz. Acıyı ancak beden ve sanat hatırlar. Kayıpların yası ancak bedende ve sanatta tutulabilir. Yas tutan bir insan ya da yapıtla karşılaştığınızda o size bakar, sizi saklandığınız yerden çıkarırlar. Size kendi yüzünüzü gösterirler. İşte ordasınız, işte ordayım: Hem kurban hem katil. Acı çeken tüm insanlar kardeştir. Ve onlara yüzyıllardır Habil ve Kabil diye seslenilir.

İnsanoğlunun dünyadan geçişi asla bir kahramanlık destanı olarak anlatılmayacak. Bu olsa olsa utanç verici bir barbarlık öyküsü. Yine de asıl yenilgi susmaktır. Duyacak bir kulak olmadığını bilsek bile, tek sözcüğünü dahi değiştirmeden bu kanlı masalı anlatmak. Ette gördüğümüz ne kadar çürük, insan da gördüğümüz ne kadar canavarlık varsa kaydetmek. Sanatta ve hayatta tüm yaşamı doldurmaya yetecek bir uğraştır bu. Kahramanlık değil kefalettir üstelik. Evet yitirdiklerimiz geri gelmeyecek. Ama direnmek, en temelde yani acı çeken tende, ette, o sıcak, akışkan kırmızıda ortaklaştığımızı, ölümde eşitlendiğimizi hatırlamak zorundayız. Bu kadim ve asi düşünce, tarih boyunca kurulmuş tüm hükümdarlıklarda “Başları” yerinden söküp alan mutlak, kesintisiz, döngüsel bir “Hayır” olarak çınlar. Baskının olduğu her yerde başkaldırı da mutlaka olacaktır çünkü: Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red is Red.

Sanatçının 3 Mart’da açılacak ‘’Red Is Red’’  isimli solo sergisi, 8 Nisan’a kadar Galeri İlayda’da görülebilir.

Metin : Ezgi Bakçay

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.