Korku türünde yeni bir keşif! Olağandışı, tedirgin edici ve gotik unsurlarla bezeli bir roman…
Kayıp Kitaplar Kütüphanesi yine ezberleri bozan bir kitap keşfi yapıyor! Selim Nüzhet Gerçek’in yazdığı ve Merve Köken’in dilimize çevirdiği Canvermezler Tekkesi ilk kez Latin harfleriyle okurlarla buluşuyor.
Kendisinden evvel bu kadar net imgelerle korku romanı yazılmamış olan ve gotik unsurlar içeren ilk roman olmasıyla dikkat çeken Canvermezler Tekkesi gerek mekân kullanımı gerek ele alınan konunun işlenişi gerekse yazarın üslubuyla korku türünde yeni bir keşif olarak karşımıza çıkıyor. 1913 yılında, Kilyos civarında bir eve yolu düşen Ali Nâil Bey’in, ev sahibi baba, oğul ve torun, üç yaşlı canvermezin sırlarına ortak oluşuyla gelişen olaylar okurlara tedirgin edici bir serüven sunuyor.
Daha önce yine Kayıp Kitaplar Kütüphanesi için İskender Fahrettin Sertelli’nin Makineli Kafanın Hikâyesi, Osman Nuri Eralp’in Başka Dünyalarda Canlı Mahlûkat Var mıdır? ve T. Abdi’nin Sergüzeşt-i Kalyopieserlerini dilimize çeviren Merve Köken’in çevirdiği ve günümüz Türkçesine uyarladığı Canvermezler Tekkesi Karakarga Yayınları’ndan çıktı.
Arka kapak yazısı:
Kayıp Kitaplar Kütüphanesi’nde İlk Türkçe Gotik Roman
– ilk defa Latin harfleriyle –
“Evvela benim deli olmadığıma emin olmalısınız. Akıl sağlığım tamamen yerindedir. Hiçbir hastalığım yok ama ihtiyarım. Ah gücünü tüketmenin en üstünde olan bir ihtiyar, bütün ihtiyarların ihtiyarlığından daha fazla ihtiyar… Kaç yaşındayım? Seksen? Yüz? Yüz yirmi yaşında mıyım? Bunun aslını bilmiyorum. Bu husustaki hissimi aydınlatmaya yarayabilecek hiçbir şey yok. Ne yazılı bir vesika, ne hatıra, ne şahit! Çünkü ancak birkaç günden beri ihtiyarım.”
Selim Nüzhet Gerçek’in Claude Farrère’in La Maison Des Hommes Vivants eserinden uyarladığı bu eser, edebiyatımızın nereyse hiç anılmayan kayıp bir eseri. İleri gazetesinde tefrika edildikten sonra 1922 senesinde basılan Canvermezler Tekkesi, edebiyatımızda korku türünde yeni bir keşif. Bu eserin basımına değin bu olağandışılıkta ve bu kadar net biçimde gotik unsurlar içeren bir Türkçe roman olmamıştı.
Hakkında KolajART
KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır.
Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir.
Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır.
Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.