BAROK DÖNEMDE ÇIPLAKLIK TASVİRİ
Caravaggio’nun resimlerinde çıplak erkek figürlerinin yetişkin bedenleri, çocuksu ifadeleriyle yer almaktadır.
Çıplak figürlerinde gerçek bir beden vardır ve karanlık bir arka plandan ortaya çıkarlar.
Rubens “ Paris’in Yargısı “adlı çalışmasında güzellik ve çıplaklığın dışında kıyaslama durumundan da bahsetmiştir. Paris, elindeki elmayı en güzel kadına verecektir.
Böylece güzellik ve çıplaklık yarışmaya döner.
Çıplak resimlerde kadın ya da erkek figürlerinin vücut kılları çoğunlukla resme dahil edilmez. Vücut kılları, insanların güçlü cinselliğini temsil eder.
Erkek figürlerinin çıplak gösterimi belli kurallara bağlanmıştır. O dönemde resme bakan seyircinin erkek olduğu düşünüldüğünde yasak olan homo erotizmi çağrıştırmamalıdır.
Kadının konumu ise erkeğin ki kadar hassas değildir, din ve toplumdaki konumu göz önüne alındığında arzu nesnesi haline getirebilir.
Peter Paul Rubens, Herkül, , 1611
Batı resim sanatında Venüs dışında diğer mitiolojik kadın kahramalar da çıplak olarak betimlenmiştir.
Mitolojik kadın kahramanlar Leda ve Danae’nın çıplaklığı, yunan mitolojisine göre cinselliği, yasak aşkı çağrıştırır.
Rubens “Leda ve Kuğu” çalışması ile çıplaklığın tensel boyutunu ve erotizmi vurgular.
Rembrandt’ın çok nadir çıplaklarından biride “ Danae’dir “, o dönemin kadın tipi olarak büyük kalçalı ve ufak göğüslü betimlenmiştir.

Peter Paul Rubens, Leda ve Kuğu, 1598-1600 
Rembrandt, Danae, 1643, Hermitaj Müzesi, St-Petersburg
ROKOKO DÖNEMİNDE ÇIPLAKLIK TASVİRİ
François Boucher Fransa Kralı 15.ci Louis’in metresi olan Marie Louise Murphy’yi “Dinlenen Kız” adlı çalışmasında betimlemiştir.
O dönemin yaşam tarzı olan uçarılıkları, eğlenceleri çıplak kadın bedeninde vurgulayacak şekilde bir araya getirir.
Boucher “Pan ve Syrinx”adlı resminde ise 18.yy sonlarında Avrupa aristokrasisinin panvari bir cinsel dejenerasyonla özünü yitirdiğine de vurgu yapmaktadır. Şehvet düşkünü Pan’ın kovaladığı Syrinx’in ettiği dua kabul ediliyor ve Pan kendisini yakaladığı anda vücudu bir kamış demetine dönüşüyor. Pan bu kamışlardan flüt yapıyor. Boucher kadın bedenini müzige dönüştürmektedir.
18.yy sonunda François Xavier Fabre “ Habil’in Ölümü “ adlı resminde Habil’in çıplak bedenini öldürülmesine rağmen kusursuz göstermiştir.
Çıplaklığını gizlemek için aynı kumaş parçası göze çarpar.
Fabre; Habil’i bir “ efebe “ olarak betimler. Efebe; eski Yunan’da on sekiz yirmi yaşlarındaki biraz oğlan, ama daha çok yetişkin erkek atletik gençlere verilen addır.
18.yy sonlarında başlayıp, 19.yy boyunca yapılan efebe temsillerinin hepsinde figür hem erkeksi hem de kadınsıdır.
19.YÜZYILDA ÇIPLAKLIK TASVİRİ
19.yy aydınlanmanın yanı sıra var olan bütün değer yargılarının sorgulandığı, birçok farklı düşüncenin ve bunun yanında da sanat akımlarının da geliştiği bir yüzyıldır. Resim alanında Neo Klasizim, Romantizm, Realizm, Empresyonizm gibi akımlar bu yüzyıl içinde ortaya çıkmıştır.
Sanatçının bireysel kimliğinin açığa çıkmasıyla birlikte bedenin sıkça kullanıldığı bu dönemde klasik dönemin ideal bedenlerinden çıkıp, gerçek yaşayan bedenler tasvir edilmeye başlar.
19.yy’ın ikinci yarısından başlayarak sanatçılar artık, çıplak figürlere mitolojik isimler vermeyi bırakırlar.
Sanayi devrimi, fotoğraf makinesinin buluşu ve sinemanın keşfi sonrası daha cesur adımlar atılmaya başlar.
19.yy ile değişmeye başlayan çıplaklık imgesi, modern sanatla birlikte sanatsal bir tarz haline gelir ve “nü” diye tanımlanan bir kavram sanatta yerini alır.
19.yy’ın başında Francisco Goya ,ispanyol engizisyonunun çıplak kadın resimlerinin yapılmasını yasakladığı bir dönemde, dönemin başbakanı Godoy’un isteği üzerine “ Çıplak Maya “ tablosunu yapmıştır.
Resimde uzanmış çıplak bedeni mitoloji kahramanı gibi değil gerçek bir kadın olarak betimler. Genç kadın izleyicisine gayet rahat, kendinden emin ve davetkâr gözlerle bakar.
Bu resim 19.yy romantizmindeki erotik imgelemin mihenk taşlarından biri olur.
Bu resimden dolayı Goya engizisyon mahkemesinde yargılanır, daha sonra aynı resmin giyinik versiyonunu yapar.
19.yy’ın başında Jean Auguste Dominique Ingres “Yıkanan Kadın” resmi ile kadının çıplaklığında oldukça az görüntü sunmaktadır.
Resme ketumluk ve sessizlik hakimdir.
Ingres, resmedilen kadının mahremine girip odanın önündeki perdeyi sonuna kadar açarak seyirciyi bir bakıma röntgenlemeye iter.
Resmi izleyen seyirci kadının mahremine habersizce girdiğini hisseder, kadın da sanki mahreminde hiç kimsenin olmadığından emin olmak istercesine kulak kabartır ve dinler.
82 yaşında bu defa “ Türk Hamamı’nı “ yapar Ingres. Egzotik bir oryantalizm üzerinden dikizci olarak yaptığı başka bir nü çalışmasıdır.
Resimde 27 kadın figürünü küçük bir alana sıkıştırır. Yuvarlak tuval üzerine yaptığı resmin çerçeve şekli bir dikizleme deliğini ya da bir fotoğraf makinesinin objektifini andırır. Bu bağlamda resmi seyreden izleyici sanki kapı deliğinden bu mahrem yeri gözetlediğini hisseder.
Richard Luppert’e göre; Ingres’in nü’sü hep erişilmezdir. O, çıplaklığı erkeklerin bakışlarında nesnelleştirmez, bunun yerine bakmanın bazen sadece bakmaktan ibaret olduğunu kabul etmeye çağırır seyirciyi.
Eugéne Delacroix’’nın çıplakları daha çok fotoğraftan yararlanılarak yapılan resimlerdir.
1854 yılında ressam Eugene Delacroix ve amatör fotoğrafçı Eugene Du-rieu birlikte çalışarak bir seri nü çalışması yaparlar.
Bu çalışmalar erken dönem nü fotoğrafçılığının sanatsal doruk noktalarından birini oluşturur.
Gustave Courbet’in Osmanlı diplomatı olan Halil Paşa’nın erotik koleksiyonu için yaptığı “Dünyanın Kökeni” adlı çalışması kadın çıplaklığını dolaysız bir şekilde izleyiciye sunan ilk resim olmuştur.
Fransız sosyolog Baudrillard’a göre; müstehcenlik de, kendi nesnesini yakıp tüketir. Anatomiye zum yapılarak yaratılan etkiyle gerçeğin boyutunun yok edildiğini belirtir.
Courbet’nin “Uyuyanlar” adlı resminde de kadın erotizmini tüm gerçekliğiyle gözler önüne serer.

Gustave Courbet, Dünyanın Kökeni, 1866, Orsay Müzesi, Paris 
Gustave Courbet, The Sleepers, 1866, Petit Sarayı, Paris
Ingres’le aynı dönemde yaşayan Jean Leon Gérome “Köle Pazarı” adlı resminde çıplak kadını ayakta göstermiştir.
Adam kadının dişlerini muayene etmektedir. Gerome bu şekilde batılı seyircilere “orada işler tam da böyle” kisvesi altında bir köle pazarının resmini sunar.
Resimde doğu ile cinsel fantaziler arasında bir bağlantı kurarak harem, köle gibi klişeleri kullanır.
Edouard Manet “Kırda Öğle Yemeği” resminde iki erkeğin arasında oturan çıplak kadın figürünü betimlemiştir.
Resim o dönemde edepsiz bulunarak toplumsal bir şaşkınlığa yol açar ve sanatta yeni bir dönemin başlangıcına neden olur.
İnsanları bu resimde rahatsız eden şey, çıplak kadının doğrudan izleyiciye bakması, bunu yaparken de hiçbir utanç göstermemesidir.
Manet, çıplak kadın figürünü idealize etmez, sıradan bir kişi olarak gösterir.
Manet’in “ Olympia “ adlı eseri de aynı şekilde yoz ve ahlaksız bulunur.
Olympia’yı kışkırtıcı bir eser yapan kadının bir tanrıça değil bir fahişe olmasıdır.
Olympia sanat tarihinin ilk avangart nü’sü kabul edilir.
19.yy’ın sonlarına doğru çıplaklık imgesi “yıkananlar” temalı resimlerde karşımıza çıkmaya başlar.
Bu tema yoğun olarak empresyonist dönemde ele alınır. Yıkanma eylemi, çıplaklığın gündelik yaşamın bir parçası olarak resmedilmesine aracılık eder.
Renoir’ın “Yıkanan Kadınlar” temalı farklı resimleri vardır.
Renoir’ın resimlerindeki çıplak kadınlar balık etli, anne, doğurganlığın sembolü olarak karşımıza çıkar.

Pierre Auguste Renoir, Yıkanan Kadınlar, 1884-1887, Philadelphia Sanat Müzesi, ABD 
Pierre Auguste Renoir, Saçını Toplayan Yıkanan Kadın, 1885
Renoir’ın yıkanma eylemini ele aldığı çıplaklar, Degas’ın çalışmalarında da önemli bir yer tutmuştur.
Degas’nın yıkanan çıplakları kapalı mekanda geçer ve izleyicide mahrem bir ana tanıklık hissi uyandırır.

Edgar Degas, Yıkanan Kadın, 1895 
Edgar Degas, Banyo Sonrası Kurulanan Kadın, 1890-1895, National Galery, Londra
Paul Cezanne yaşamı boyunca çıplak konulu birçok resim üretmiştir.
Cezanne’nın çıplaklarını daha çok nehir kıyısında yıkananlar oluşturur, , cinsel bir imge olarak yer almazlar, sadece sanatsal değerlere hizmet için oradadırlar.

Paul Cezanne, 3 Yıkanan, 1879-1882, Petit Sarayı, Fransa 
Paul Cezanne, Büyük Yıkananlar, 1898-1905, Philadelphia Sanat Müzesi, ABD
19.yy’ın sonuna doğru Fransız akademik ressam William Adolphe Bouguereau “Ayartma” adlı resminde; Havva’nın hiç bitmeyecek hikayesine göndermede bulunmuş ve bilgi ağacının meyvesi olan elmayı simge olarak göstermiştir.
Ayartmanın kadınların içine işlediğini gösterir, anneyi çocuğu kendisini seyrederken elindeki yasak elmayı yiyecek gibi tasvir eder.
KAYNAKÇA
Batur, Enis, “İlk Çıplak: Adem ile Havva”, P.Kültür Sanat Antika Dergisi, Sayı.18, 2000, İstanbul
Batur, Enis, Modernizm Serüveni, 2005, İstanbul, YKY
Baudrillard, Jean, Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm, çev.Oğuz Adanır, 2002, İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları
Berger, John, Görme Biçimleri, çev.Yurdanur Salman, 2005, İstanbul, Metis Yayınları
Duerr, Hans Peter, Çıplaklık ve Utanç, 1999, İstanbul, Post Yayınevi
Ergüven, Mehmet, Pusudaki Ten, 2008, İstanbul, Agora Kitaplığı
Gomrich, E.H, Sanatın Öyküsü, çev.Bedrettin Cömert, 1992, İstanbul, Remzi Kitapevi
Işık, Emre, Beden ve Toplum Kuramı, 1998, İstanbul, Bağlam Yayınları
Irigaray Luce, Sen Ben Biz, çev.Sabri Büyükdüvenci-Nilgün Tutal, 2006, Ankara, İmge Kitapevi
Leppert, Richard, Sanatta Anlamın Görüntüsü, çev.İsmail Türkmen, 2002, İstanbul, Ayrıntı Yayınları
Larry Shiner, Sanatın İcadı, çev.İsmail Türkmen, 2004, İstanbul, Ayrıntı Yayınları
Sennet, Richard, Ten ve Taş, çev. Tuncay Birkan,2002, İstanbul, Metis Yayıncılık

















