Emrah Kazanır: Tolstoy’un Betimlemeleri 4  – Sivastopol

Share Button

 

sivastopol-icin-savas-izle

“Burada kocaman dökme toplar ve özenle dizilmiş top mermilerini göreceksiniz. Buradaki her şeyin nizamsız, anlamsız bir şekilde buraya toplandığını sanacaksınız. Etrafınıza bakıyorsunuz, bir köşede bir batarya yanında birkaç denizci subayın durduğunu görüyorsunuz. Biraz ötede, büyük bir alanın ortasında yarısı balçığa gömülü kırık bir top dikkatinizi çekiyor. Öbür taraftaysa, eli tüfekli bir piyadenin, ayaklarını yapışkan gibi çamurda güçlükle sürükleyerek bataryalar arasında ilerlediğini görüyorsunuz. Baktığınız her yönde iri şarapnel parçaları, patlamamış bombalar, top mermileri ve ordugâhtan kalan harabelikler görünüyor. Bütün her şey sulu ve yapışkan çamurlara gömülüdür. Bir ara top mermisinin sizden pek uzak olmayan bir yere düştüğünü hissedersiniz; dört bir yanınızda kimi zaman bir arı, kimi zaman da kopan bir saz teli gibi vızıldayarak uçuşan çeşitli kurşun seslerini, herkesi sarsan ve sizi de dehşete düşüren korkunç top gürültülerini duyuyorsunuz. Bu sırada biraz gururla, fakat hissettiğiniz gizli bir korkuyla kendi kendinize: İşte burası dördüncü istihkâm! Çok korkunç! Gerçekten korkunç bir yer! diye düşünüyorsunuz…

 

Dördüncü istihkâm… Sivastopol…

 

Yıl 1855. Çar için savaşa giren bir Rusya. Dini vecizelerle, milli duygularla kandırılmış insanları kendi rahatlığı için ölüme gönderen bir Çar!

 

“İnsanoğlu rütbe, madalya, şeref uğruna ya da tehditle böyle ağır, son derece çekilmez bir ortamda yaşamak istemez. Bunun için başka, yüce anlamlı bambaşka bir neden olmalı. İşte bu neden pek ender zamanlar ortaya çıksa bile Rus insanının ruhunun derinliğinde yatan vatan sevgisidir. ‘’

 

Savaş koşullarının kolay olduğunu ve basit bir açıyla bakarak ‘en fazla ölürüz’ diyen bir birey! Savaş koşullarında neler düşünüldüğü, neler yaşandığı, en önemlisi hiç basit olmayan o koşulların neler olduğunu yaşamaktan çok öncesini sorgulamaktan aciz olmasıdır bu sözü söyleten etmen.

 

Her dini inançta ahiret inancı ve vatanı için can vermenin sonucunda cennet ödülü ile ödüllendirileceği inancı var. Peki ya gerçekten de öyle mi? Korkarak çarpışmak, ölmemek için elinden gelen her şeyi yapan Rus ordusu ve Rus komutanlarının psikolojik analizini görmezden gelmek imkânsızdır. Sorgulama yetisini devreye sokmanın tüm insanlık için iyi bir sonuç getireceği açıkça ortada.

 

Can gerçekten de vatan için mi veriliyor?

 

Rus Devleti’nin yönetim aygıtları gerçekten Rus halkının elinde olsaydı, girilen savaş toprak bütünlüğünü savunmak olabilirdi ancak ve ancak. Onun dışında asla ve asla Rus halkının elinden alınan yönetim aygıtlarının Çar’ın çıkarı doğrultusunda şekil almasından kaynaklı girilen savaşa toprak bütünlüğünü savunma adını koyamayız.

 

Dini vecizelerin ve milli duyguların birleştirilerek servis edilmesi, bu servisi medya organıyla, kültür organıyla yapması, vatan için can vermenin erdemli bir davranış olduğu anlatılarak cennet ile ödüllendirileceğinin empoze edilmesi! Burada büyük bir ikiyüzlülük yok mu sizcede? Eğer gerçekten yönetenler bu kadar cennet meraklısıysa, bu kadar vatan için can vermek istiyorlarsa neden cephede değiller?

Şu iki gerçekten birini kabul etmemiz lazım:

 

1456307668_04

 

 “Ya savaş yapmak bir ahmaklıktır. Yahut da bu ahmaklığa soyunan insanlar hiç de akıllı yaratıklar değillerdir. Ama ne yazık ki birde insanların akıllı yaratıklar olduğunu düşünüyorlar.”

 

“Ah kibir, gösteriş… Her yerde her tarafta gösteriş! Hatta ölüm döşeğinde, yüce amaçlar uğrunda ölmeye hazır olan insanlar arasında bile gösteriş! Kibir! Anlaşılan bizim çağımızın en belirgin özelliği. Tuhaf bir hastalığı! Neden eskiden yaşamış insanlar arasında bu hastalık, çiçek ve kolera hastalığı kadar zikredilmiyordu acaba?’’

 

Gösteriş, kibir hastalığın kökeninde özel mülkiyet gizli. Cephedeki herhangi bir asker gerçekten korkarak öldüğünü silah arkadaşlarına göstermek yerine anlamsız yiğitliğe soyunmasının nedeni korkarak ölmediğini söylettirmektir. Diğer bir anlamda gösteriştir bu. Özel mülkiyet nedeniyle gösterişe, kibire merak salmıştır insanlık. Herkesin bir evi var iken kendisinin de bir evinin olmasını istemesi, kapı komşusunun arabası var iken kendisinin de arabasının olmasını istemesi, cephede korkarak ölmediğini söylettirmeye çalışan askerle bağdaşıktır. İnsanın iyi olarak doğması ama toplum düzeninin yaşantısına göre kendini biçimlendirmesi, toplumun dini inancına göre de kendini o inanış adıyla kodlaması, dışlanılmamayı, toplum tarafından sahiplenilmeyi istediği içindir. Bu istek insanın kendi kendini kötüleştirme adına attığı ilk adımdır. Toplumdan dışlanılmayı istemediğinden dolayı istemediği davranışları sergilemesi gösterişken, toplumun inandığı dini inanışın; olduğu insanı değil olmayı istediği insanı doğurması da kibirdir. Eğer bir insan gerçekten kötü bir insansa, toplumun inandığı dini inanışa inanarak iyi insan olmaya çalışması, olmayı istediği insan olmaya çalışması yinede kötü olduğunu göstermez mi? Bir insan eğer gerçekten iyi ise neden Tanrı kurallarına ihtiyaç duysun?

 

İnsanların kötüleşmesi sonucu ortaya çıkan insan türleri:

  • Gösteriş ve gösterişin içine dalan,
  • Gösterişin üstesinden gelemeyen ama gösterişi aşağılık olarak gören,
  • Gösterişin kölesi olan ve gösterişten etkilenip bu senaryoya hayatı boyunca devam eder…

 

“Acaba benim efendim nerdedir şimdi?’’ dedi. “Ah ben efendimi çok seviyorum, çok seviyorum onu! Beni dövse bile onu çok seviyorum. Onu o kadar çok seviyorum ki, Tanrı korusun şayet vurulursa kendime ne yapacağımı bilemiyorum! O çok iyi bir adam, iyi bir efendi. İyiliğini anlatmak için kelimeler yetersiz kalıyor…’’

 

(İyilik nedir? İyilik neye göredir, kime göredir ve nasıl ortaya çıkar? Sorularının yanıtını bir önceki yazıda bulabilirsiniz:

http://kolajart.com/wp/2016/04/18/emrah-kazanir-tolstoyun-betimlemeleri-3-genclik/ )

 

Sivastopol’de bizzat bulunan ve o şartları kaleme alan Tolstoy, anlatmak istediğini kitabın ortasına gizliyor. Bu gizlenişi açığa çıkararak Rus toplumunu sorgulamak, Rus toplumunu sorguladıktan sonra Rus toplumunun yönetim aygıtlarının halkın elinde olmadığı diğer toplumlardan farkının olmadığının idrakına varmak için şu sözleri acımadan yazmış:

 

“Disiplin ve onun ön şartı olan itaat, -yasallaştırılmış bir ilişki gibi- insanın yalnızca, bu disiplinin ve itaatin zaruriliğine, üstündeki şahsın tecrübeliliğine, askeri ve ahlaki yönden kendisinin daha meziyetli olduğuna inanması ve kendisi de alttaki biri olarak bunu itiraf etmesi temelinde güzel olur. Fakat eğer bu disiplin ve itaat tesadüfî şeylere, yani özellikle de para prensibine (bizde çoğu zaman böyle olur) dayanırsa, bu iş bir yandan kibirlilik yarattığı gibi bir yandan da gizli hasedin, kinin, garezin ortaya çıkmasına neden olur. Böyle bir sorun büyük kitleleri yekvücut halinde birleştirmekten uzaklaştırır ve bunun tamamen aksi yönde bir sonuca neden olur. Kendi meziyetlerinden dolayı saygı görme gücünü keşfetmiş bir insan, yaratılış olarak, astlarıyla yakın ilişkilerden kaçınır, kendisine yöneltilecek eleştirileri yüzeysel birtakım yapmacıklarla ve gösterişli hareketlerle savuşturmaya çalışır. Astları ise, o adamın hakaret olarak gördükleri zahiri birkaç karakterinden başka hiçbir iyi yönünün olmadığını düşünürler. Bu da çoğu zaman yanlış olur.”

sivastopol-oykuleri-kitabi-lev-nikolayevic-tolstoy-Front-1

 

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.