Emrah Kazanır: Tolstoy’un Betimlemeleri – 3 – Gençlik

Share Button
Leonid Pasternak's Illustration to “Resurrection” by Leo Tolstoy

Leonid Pasternak’s Illustration to “Resurrection” by Leo Tolstoy

“Ben ne zaman daha iyi ve daha doğruydum? İnsan aklının mutlak gücüne inandığım o zamanlar mı yoksa gelişme gücünü yitirip insan aklının gücünden ve öneminden kuşkulandığım şimdi mi?”

Sorduğu sorunun acımasızlığının yanında fazlasıyla can yaktığını görmemezlikten gelemiyoruz bile. Üniversite yıllarında aklını bilime ve sorgulama yetisini geliştirmeye açan kalemin yazdıkları, gizli anlamları hedef göstererek bir noktadan genele açılmayı kolaylaştırıyor.

Eğitim düzenini ve düzenin eğitimini işaret ederken bir toplumun kocaman bir karanlığa nasıl gömüldüğünü, o yılların toplumunu gözlemleyerek analiz ediyor. Yaşadığı dönemin şartlarıyla bugünün benzerliği, sosyolojik yapının ve yönetimin birey açısından tehlikesine baktığım esnada yağmur yağıyordu. Penceremin kenarına sığınıp kahvemi yudumlayarak Tolstoy’la sohbet etmeye başladım.

Tolstoy konuştu ben dinledim. O büyük serüven başlıyor…

“Neden ruhumda her şey bu kadar güzel, bu kadar açıkken kâğıt üzerinde ve düşündüğüm bazı şeyleri hayata geçirmek isterken bu kadar çirkin oluyordu?”

 “Lyuboçka yemekten sonra bana günahlarını yazdığı kâğıdı gösterdi. Yaptığı şeyi çok güzel bulduğumu ama bütün günahlarını ruhuna yazmanın daha iyi olacağını söyledim ve ‘hepsi bu da değil’ dedim.”

 “Her pazar mutlaka kiliseye gideceğim ve ardından bir saat İncil okuyacağım. Sonra üniversiteye başladığımda her ay alacağım 25 rublenin onda birini yani 2,5 rublesini kimseye belli etmeden yoksullara vereceğim dilencilere değil. Hiç kimsenin tanımadığı yoksul insanlar, öksüz bir çocuk ya da yaşlı bir kadın bulacağım.”

Tolstoy

“Şu iğrenç para bütün ilişkileri bozuyor! Biliyor musun açık-açık konuşacağım. Ona bir insan olarak saygı duyduğumu ama onun mirasını almayı düşünmediğimi, bana hiçbir şey bırakmasını istemediğimi ve ancak bu durumda yanına gidebileceğimi söylemek sanırım iyi olacak.”

 “Bugünlerde üniversitede artık bilimle daha az uğraşıldığını söylüyorlar. Her seferinde mantıklı düşünme yeteneğinden yoksun olduklarını, para nedir, üniversitede neler öğrenilir, savaş nedir gibi en basit, en sıradan konuları bile bilmediklerini ve bütün bu konulardaki açıklamalara karşı ilgisiz kaldıklarını gördüm. Hatta o kadar ilgisizdiler ki bu konuda yaptığım denemeler onlarla ilgili düşüncemi daha çok doğrulamaktan başka bir işe yaramıyordu.”

 “Sofya İvanovna, daha sonradan tanıdığıma göre, aile hayatı için doğmuş, orta yaşlı ender bulunan kadınlardan biriydi. Kader bu kadınlara mutluluğu vermemiştir, bu yüzden onlar da çocukları ve kocaları için çok uzun zaman yüreklerinde sakladıkları, büyüttükleri ve pekiştirdikleri tüm sevgilerini seçtikleri bazı kişilerin üzerine birden boca etmeye karar verirler.

Avdotya Vasilyevna, onu hiçbir zaman sevmedi, tek yaptığı, zengin bir adamla evlenme isteğiyle kulağına durmadan aşkını vızıldamaktı. ‘’

 “Ben böyle tatlı sözlerden korkarım, hem hayatta o kadar mutsuz oldum ki bu tür bir sevgide hiçbir zaman gerçeğin tek bir kıvılcımını bile görmedim. Gördüğüm tek şey yalandı. Şehvetin, evlilik ilişkilerinin, paranın, bağlanma ya da kurtulma isteğinin, sevgi duygusu hiçbir şey anlaşılamayacak kadar karmaşık hâle getirdiği bir yalan. Bir insanın ruh gücünün büyük ya da küçük olmasına göre bir ya da birkaç kişinin üzerinde yoğunlaşan, kardeş, çocuk, arkadaş, dost, yurttaş sevgisinden, insan sevgisinden söz ediyorum.”

 “Avdotya Vasilyevna kendisini feda ediyor ve kimi zaman hasta, kışın sonuna doğru da hamile bir kadın olarak gri bluzuyla ve taranmamış saçlarıyla sabahın dördü veya beşi de olsa sendeleyerek dolaşıyor, kumarda kaybetmiş, aldığı sekizinci cezadan sonra utanç içinde yorgun-argın kulüpten dönen babamı karşılamayı görev sayıyordu.

Babamın yüzüne bakıp onun aşk sırlarını okumaya çalışıyor, okuyacak hiçbir şey bulamayınca da çektiği acıdan zevk alıyormuş gibi derin-derin iç geçiriyor, kendi mutsuz dünyasına dalıyordu.”

 Lyuboçka’nın her gece babamı kutsaması, Lyuboçka’yla Katenka’nın annemin mezarında dua etmek için gittikleri küçük kilisede ağlamaları, Katenka’nın piyano çalarken içini çekmesi ve gözbebeklerini gözkapaklarının altına sokacak kadar yukarı bakması. Bütün bunlar bana aşırı derecede yapmacık geliyordu. Büyükler gibi böyle yapmacık şeyler yapmayı ne zaman öğrendiler? Bundan utanmıyorlar mı?”

 “Bolluk içinde yaşadığımı gösteren nesnelerle elimde olmadan onları incitiyordum. Onların karşısında kendimi suçlu hissediyordum ve bazen suçluluğumu kabullenerek bazen de haksız yere kabullendiğim bu duruma karşı çıkarak ve kendime aşırı güvenerek hiçbir şekilde onlarla eşit, samimi ilişkilere giremiyordum.”

9780375759444

Tolstoy’la sohbet etmenin tadına varırken bu sarhoşlukla çok şey kaçırdığıma emindim. Tolstoy’un Gençlik eserini ikinci kez okuyorum. İlk okumamda az önce yaşadığım sarhoşluktan ötürü kastettiği gerçekliklerin ayna gibi karşımda duruşunu fark edemedim. İkinci okumamda ise kendimi fazlasıyla ayık tutmaya özen gösterdim…

Gençlik eserinde geçen önemli noktaları seçtim aslında. Bu noktalar toplumun karanlığa gömülmesinin en önemli etkeninden başlanıp sonucunun ne olduğuna kadar giden önemli noktalar.

Kendince almış olduğu kararları uygularken kâğıt üzerinde bu kararların çirkinmişçesine gösterilmesinin nedeni; üniversite yıllarında yaşadığı Moskova toplumunun yazılı normları ve ‘suç’ kavramının belirlenmesinden kaynaklanıyor. Bu kaynağın peşini açık ve net olarak doğduğu anda seçme hakkına sahip olmayan bireyin, ailenin ve yaşadığı ülkenin dinine kendini adayarak o yönde gelişim göstermesi ve bu gelişimi gösterirken de psikolojisinin bozulması izliyor. İlk toplumlardaki Anal’ların (Yıllık) yazılması gibi bir şey Lyuboçka’nın günahlarını kâğıda not etmesi…

Bir ‘iyilik’ kültüründen söz ediyor aslında kiliseye gideceğini, yardıma muhtaç insanlara yardım eli uzatacağını kendince hayal ederken. ‘İyilik nedir?’ sorusu bu durumun temelini kavramamıza, bu kavrayışın ışığında yaptığımız çözümlemenin daha sağlıklı olmasına yardımcı oluyor.

‘Yoksul insanların elinden tutmak’ deyimi özünde iyilik kavramını barındırıyor. Soru içinden soru çıkıyor. Tolstoy’un yaşadığı özellikle de gençlik eserini kaleme aldığı yıllarda insanlar neden yoksul ki? Yoksul insanlar var olduğuna göre fakirliğin yasak olmadığı, eşit yaşam şartlarının oluşmadığı bir toplum modelinde yaşadığı sonucuna varmak zor olmasa gerek. Bu yoksul insanlara yardım etmesi sonucunda toplumda ya da yaşadığı ülkenin yapısında ‘iyilik’ kavramının doğması ve yine yoksul insanlara yardım etmesi sonucunda onurlu bir davranış gerçekleştirdiğini düşünmesi, düşünülmesi çürüme örneğidir. Çünkü iyilik kelimesi, sömürülerek insanların yoksullaşması için kurulmuş düzenin bir parçasıdır. Olması gereken, en insani davranışların ‘iyilik’ olarak kodlanması insani bir toplum yapısının olmamasını açıkça göstermektedir.

Böyle bir toplumda paranın insan ilişkilerinde etkili olması, insan ilişkilerinin bozulmasını olağanlaştırıyor. En baştan insan ilişkilerinin, üretim ilişkilerinin üzerine kurulması, bu kuruluşun da eşitsiz gelişimi getirmesi normalleştirilen bir toplumda, sorgulamalara ilgisiz insanların doğması, istedikleri insan modeli yaratmada kullandıkları eğitim sisteminin doğal getirisi hâline geliyor.

Üretim ilişkileri kurbanı olan Sofya İvanovna, sevgisini açıkça ifade edemediğinden ve toplumun kadına biçtiği rolü istem dışı olarak da olsa giydiğinden bastırılmış sevgisini bir kişi üzerine boca ediyor oluşu, aile kültürünün etkilenerek düzenin eğitim sistemi rotasında yaratmak istediği tek-tip’i yaratmasına mahal veriyor. Bunun peşine Avodatya Vasilyevna’yı incelediğimiz zaman Sofya İvanovna’nın neden toplumsal modelde kendisine biçilen rolün bu denli katmerli olmasının açığa çıkışını özetliyor. Bunu üniversitelerde sorgulama yetilerini yitirmeleri için akıllarına yapılan operasyon sonucu yenik düşen öğrenciler örneğiyle açıklayabiliriz.

Vasilyevna, İvanovna’nın tipik toplumsal kadın senaryosunda başrolü almasının başlıca suçlusudur. Vasilyevna eğer ki zengin biriyle evlenmeyi tercih etmeyip de bencil yaklaşımının dışında kalarak, kadınların toplumsal modelde bu denli sert rol üstlenmelerine karşı dirayetli olabilseydi, eğitim sisteminin bağıntısı hâline gelen aile kültürü karanlığa doğru giden otobüsün yolcusu olmak zorunda kalmayacaktı belki de. Kim bilir…

Daha sonraları yaptığı tercihin erkek hegemonyasını kabullenme olduğunu, kadının eve gelen kocasını karşılama zorunluluğuna maruz kalmasının kadınların mesleği hâline geldiğini, verdiği tavizin daha fazla taviz vermesine neden olduğunu anlasa da bu tavizleri geri almanınsa imkânsız olduğunu açıkça gördü.

Böylesi bir toplumda yaşayan insanların buna Tolstoy’da dâhil olmak üzere; kötüleşmemesi için herhangi bir engel yok. Sevginin şehvetle iç içe geçmesine, evlilik ilişkilerinin parayla olan kardeşliğine, insanların robotlaştırılarak saygısızlaştırılmasına, özgürce düşünerek ve sorgulayarak istediği dini seçme hakkının gasp edilmesine karşı durulmuyor bile. İnsanların bilimle, edebiyatla, kitapla uğraşmak için değil, gelecekte para kazanmak, aç kalmamak için meslek edinme amacıyla gittiği kuruma ‘üniversite’ deniyor.

İtiraz eden?

Yok.

Biz mi kötüyüz yoksa kötüleştiriliyor muyuz?

Biz mi düşünemiyoruz yoksa düşünmemiz mi engelleniyor?

Bu iki sorunun yanıtını veremeyen Tolstoy, dostunun kendisine sorduğu bu sorunun yanıtını verme yerine dolu-dolu olan gözleriyle dostuna bakıyor…

“Artık o güzel günler geride kaldı. Her şey çok daha kötü oldu, biz daha kötüyüz. Doğru değil mi Nicolas?”

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.