Derviş Ergün: Kiç’e giden her yol mübahtır. 

Share Button

             

Jeff Koons: Michael Jackson and Bubbles, 1988

Jeff Koons: Michael Jackson and Bubbles, 1988

                                                        

Bilmenin hazzını yaşayan cahilin güdük kalan bilgilenme tecrübesi, bilme kaygısının giderilmesinden ziyade, bilgide kendi düşüncesini tamamlayan genel doğrunun sahiplenilmesiyle alakalıdır. İzlediği filmde, okuduğu kitapta kendi hayat hikayesinin anlatıldığını düşünür, özdeşliği kişi odaklıdır. Ben merkezli bilgilenmede özne kendisidir ve ancak onun kavrayışında bilgi doğru yöne evrilir ya da yok sayılır. Eksik yanları olmasına rağmen tüketime sunulan bilginin meşrutiyetini sorgulamadan benimsemenin altında da aynı düşünce yatar. İspat edilene kadar tezin tüm bileşenleri yok hükmündedir, sırası geldiğinde tarihi belge düzmecedir, kavramlar ve olgular ters yüz edilir, sonuç olarak aklın düzeni karışıktır. Bu tür akıl sayıklamaları postmodernizmin ev sahipliğinde kurumsal kimlik kazanmıştır. Pratik hayat içinde aşağılanan figürün bilgisiz karşı çıkışları değil, bilme edinimi ve ya estetik rejim karşısında kendini geliştiremeyen yoz, bayağı, kaba anlayışa mahkum olmuş figürasyondan bahsediyoruz. Sanat nesnesinin kuruluşunda estetik veya sanat ilkelerini bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde göz ardı eden ya da kapasite yetersizliğinden kiçi oluşturmaktan sorumlu tuttuğumuz öznenin otokratik özelliğini deşifre ediyoruz.

Kiç, genel olan ve yaşama dair bir özü bulunmayan, maksatlı bir sosyal yapı içinde varlık gösterir. Kiç olanın kendinde topladığı bayağı ve yoz karakter, simülasyon sayesinde toplum nezninde itibar edilen kategorik bir değere dönüşür. Kalıcı olmayan, kendi yararını gözeten, pratik ve fırsatçı olan anlayış, mevcut yapıyı aşındırmak için her türlü manipülasyondan çekinmeyeceği açıktır. Özgün olanı ele geçirmek, sanat rejimini provoke ederek kendini yasallaştırmak, estetik değeri ortadan kaldırmak, beğeni kültürünü kendi lehine örgütlemek kiç olanın sahadaki marifetleridir. Asıl köklerinden sökülerek kiç olana eklenen gerçeklik, taklit veya simülasyon yoluyla algıda seçicilik yaratmaktadır. Simülasyon, sahteye kavram üzerinden gerçeklik işlevi yükler. Boudrillard’a göre; simülasyaon, “gerçek” ile “sahte” ve “gerçek” ile “düşsel” olanın arasındaki farkı yok eder. Yani gerçeğin yerini alacak ve onu temsil edecek taklit olan, orijinal adına yeniden üretilecektir. Yani gerçekle bir ilişkisi kalmayan yeni üretimlerin, gerçek olarak tüketimde yer alması. Resim1.2.3

Jeff Koons, Kaniş, 1991

Jeff Koons, Kaniş, 1991

Simülasyonla sağlanan sahte gerçeklik, tüketimin asli unsuru olarak pazarlanır, doğru ve iyi olan kavram bütünlüğünden kopartılır ve kendine göre tekrar üretilir. Sahtenin aslından daha kıymetli görünmesi, bir illüzyondur, arzu nesnesinin kışkırtılması ve ardından gelen hazzın yönetilmesi işlemine dayanır.  Postmodernizm; değer olgusunu, fayda temelinde bir fırsat olarak görür ve bu konuda yapılacak her türlü simülasyona açıktır. Kant’ın vurguladığı gibi “insan aklına rağmen inanmak zorundadır” saptaması, simülasyonla yönlendirilen öznenin olayları açık bir zihin gücüyle değerlendirmeyecek noktaya gelmesidir. Simülasyon, bu noktada neoliberal teorinin vurguladığı yeni toplum projesinde görev üstlenen önemli bir araçsal değer halindedir. Lyotard, postmodernizmi emperyalizmin kültürel aklı olarak niteler. İnsanlığın tüm kazanımları, postmodernizmin laboratuvarında kesilen, biçilen, eklenen, kenara atılan, ilave edilen yeniden yaratılan üzerinde çalışılan birer kadavradır. Bu operasyon yüce değerler adına sosyal yapı ve sanata karşı yapılmakta ve kiç olanla bir sorun yaşanmamaktadır. David Harvey, bu durumu; neoliberal pratiklerin ürettiği yabancılaşma, kuralsızlık, dışlama, marjinalleştirme olarak görür. Çevresel bozulmalara karşı halihazırda devinim halinde olan, genel ahlaki tiksinmeye yol açan bir rejim olarak özetler. Gerçekle yer değiştiren sahtenin en büyük tahribatı, bireyin kendine yabancılaşmasını derinleştirmek ve onu giderek organik yaşamdan koparmaktır.

Seri üretilmiş seramik heykel

Seri üretilmiş seramik heykel

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.