SERKAN AZERİ: “GÖRÜNENİN ARDINDAKİ GÖRÜNMEYEN KENT GERÇEĞİ”

Share Button
Seydi Murat Koç, Hades

İçinde yaşadığımız çağda kent olgusu, çoğunlukla sürekli yenilenme, değişim ve gelişme gibi kavramları zihinsel boyutta bizlere düşündürmesine karşın, günlük yaşamın temposu içerisinde bu kavramları aynı zamanda sorgulatan bir çelişkiyi de çeşitli zamanlarda hissettirir.

 Bilim ve teknolojide yaşanan değişimlerin somut boyutta bugünün kentlerinde sadece “görüntüsel” olarak bir değişimi gerçekleştirdiği söylenebilir. “Görünenin ardında yatan görünmeyen” fark edildiğinde, aslında doğallıktan giderek uzaklaşan insanoğlunun yapay bir görüntü içerisinde kent sorununun yarattığı “kaotik” bir yaşam gerçeği ile birlikte, yaşadığı toplumun içerisinde giderek kendine ve çevresine olan yabancılaşmasının da anlaşılması zor olmayacaktır. Bu yapılanma içerisinde insan, günümüz yaşantısının zor, aynı zamanda da yorucu ilerleyişinin etkisine kendini kaptırarak tıpkı Helen Mitolojisindeki yeraltı tanrısı Hades’in, Persephone’yi  bu dünyadan alıp kendi krallığı olan yerin katman katman altına çekip kaçırması gibi, insanı insan yapan düşünme ve sorgulama gibi yetilerden uzaklaşıp makineleşmiş ve rutinleşmiş bir yaşamın girdabına çekilmekte.

 Seydi Murat Koç, yıllardır içerisinde yaşadığı kentin ve günümüz insanının bir tanığı olarak, kent sorunlarını ve bu sorunların bireyler üzerinde yarattığı tahribatı resimlerinde irdeleyen bir ressam olarak karşımıza çıkıyor. Çağdaş sanatın mantığı içerisinde teknolojinin ona sunduğu imkanlardan yenilik anlamında sonuna kadar faydalanıp farklı tekniklerle çizgisini değiştirdiği gözlemlense de, form boyutunda dönüştürdüğü yeni imgeler yaratmasına karşın, hayata bakışının somut örneği olan resimlerinin içeriğinde odaklandığı konulardan asla taviz vermiyor.

 Yeni ve dinamik bir seri ile sanat izleyicisinin karşısına çıkmaya hazırlanan Seydi Murat Koç’un gözlemci ve sorgulayıcı tavrı bu resimler üzerinden rahatlıkla okunabilir. Geçtiğimiz Devlet Resim ve Heykel yarışmasında kendisine başarı ödülü kazandıran büyük boyutlu ” Hades” isimli resmi, bu dizinin  ismine de hayat veriyor. Beyazın ağırlıklı olarak kullanıldığı büyük boyuttaki resimleri, genç ressamın tüm dönemlerinin bir özeti gibi. Çeşitli serilerinde uyguladığı farklı teknik ve figür anlayışlarını bu seride bir sentez boyutunda kompozisyonlarına katıyor. Pentürden yola çıkarak serigrafi ve linolyum baskı tekniklerinin yardımıyla zaman içerisinde olgunlaştırdığı çeşitli figürleri, bu resimlerinde dikey, diyagonal veya  ters biçimde konumlanarak, arka planın beyaz ağırlıklı tonlarının üzerinde siyahlarla  kontrast yaratıp öne çıkıyor. Beyaz boya uygulamasının üzerindeki anıtsal boyuttaki yerleşimleriyle bu dinamik figürleri, daha önceki resimlerinde olduğu gibi,ressamın yaklaşımının ve bu doğrultuda aktarmak istediği mesajın içeriğine uygun olarak ilk temasta görsel olarak kavranıyor.    

 Resimlerinde pek çok tekniği cesurca kullanan Seydi Murat Koç’un, içinde yaşadığımız kentin türlü panoramik görüntülerini yansıtan ve tuvallerinde enine dikdörtgen boyutta yerleştirdiği foto kolaj veya foto kolaj üzerine boyasal müdahaleler aracılığı ile şekillendirdiği peyzajlarında da “görünenin ardındaki görünmeyen” kent gerçeğini irdelediği görülmektedir. Şehrin düzensiz altyapısı, bozulan ve giderek betonlaşan kent görüntüsü, politik sorunlarla birlikte yitirilip giden kültürel değerler,  resmin bir bütün halinde değerlendirilmesi ile anlam kazanmaktadır. Bir dönem özgün baskı teknikleriyle uyguladığı anıtsal figür soyutlamalarının yerini, “sıçramalar” serisinde hareketli, dinamik ve gerçekçi bir figür anlayışına bıraktığı,  biçimsel ve boya uygulaması anlamında da bir “sıçrayış” gerçekleştirdiği resimlerindeki figürlerinin de bu resimlerinin alt bölümlerinde uygulanarak kompozisyona dahil edildiğini görüyoruz.

 Sonuç olarak,  Seydi Murat Koç’un “Hades” serisi, bir genç sanatçının perspektifinden sunulan bugünün kent olgusu üzerine sorgulatıcı yönünün yanı sıra, O’nun resimlerindeki “içerik olarak kararlı”  “biçimsel olarak yenilikçi” tavrı ile çeşitli arayış ve uygulamalarının bir sentez olarak nasıl bütünleştiğinin gözlemlenmesi boyutuyla da dikkati çekiyor.

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.