Roby Zober sonuçta kendinle hesaplaştı; -bellekle huzura varmak, yaşanmış güzel şeyleri tekrar çizmek kafasında, bu her zaman başvurulacak bir çıkış yolu değildir, yoksa “angut” olur insan; sen hep geçmişle yaşıyorsun, eğer yaşadığın şu an’ı değerlendiremiyorsan, niye bu yola çıktın?
– Ama bir otoyol var; duyusal bir ilintinin sizi, belleğin en ıssız kıyılarına götürüp getiren diye yanıtladım.
Roby -Tekrar söylüyorum;
Author: Utku VARLIK
Utku Varlık: Günlükler / Expo. Carambolages
Paris’te Grand Palais’de gördüğüm bu sergi; sanata yolculuk süresinde, yaratışın kaynaklarına, onu sınırlandırmadan, onun ilişiminin duygu alanlarına giderek insanın görünmeyen yüzünün bir anatomisi, bir iç diyalog yani sanatı yapan “içgüdü”.
Bugün sanat, genellikle “paraya dönük” bir yatırım piyasasına, anlamsız, bozuntu tekrarlara dönüşmüşse, zaman “medyatik” şamataya soyunmuş, hava alınıp hava satılıyorsa,
Utku Varlık: Oxymore / Ostande
Zober anımsadı; göz alabildiğine uzanan bu kumsalda yürüdüğünde, daha önce Ostand’ın adını nasıl duymuştu? Paris’e Bienal’e yetişmek için çıktığı otostop, ona, olmadık “simgesel” mekânları, görsel sentezleri, açlığı, yorgunluğu öğretirken, kendiliğinden onu ufuk çizgisinin ötesine doğru götürüyordu. Rastgele, şansına; onu arabasına alanların dümen suyunda kuzey Avrupa’da yol alıyordu ve bu coğrafya ona yabancı
Utku Varlık: Oxymore / Günlükler
Yaşadığımız bu çağ, beni gün geçtikçe daha da şaşırtmaya başladı; düşlerim ve sanrılarım yaptığım resimden daha öte yankılar yaparak bana geri dönmeye başladı: bir imaj, bir yazı, şiir, kurgu, sinema vs. Her bana dokunanı; yorumlamak, kısa da olsa paylaşmak, belki silkinmek, bu insanın gizeminden bilinmezliğinden. Tekrar ediyorum: “evren beynimizin bir sanrı bahçesidir.”
Harry Gruyaert’e yazmakta olduğum “Ostant” anı-
Utku Varlık: Oxymore / Katedral
Karanlık ormanlardan, yalnız hışırtılarını duyduğum, göz alabildiğine uzanan buğday tarlalarının yol kesimine çıktığımda, üstüme yağan çiğ, geceyi daha da dayanılmaz hâle getirdi. Beni yol kavşağında bırakan kamyon şoförü; birkaç kilometre yürürsem, Köln’nün ışıklarını göreceğimi, söylemişti ama Almanca’dan çok elleriyle konuşmuştu, ne kadar anlamışsam! Birden uzakta beliren bir ışık süzmesi bana bir umut vermeden





