Ekrem Kahraman’ın Son Dönem Çalışmaları
Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde…
- Ekrem Kahraman’ın büyük boyutlu çalışmalarının yer aldığı
“Yeryüzü Duaları/Eart Prayers” başlıklı sergisi, 21 EKim-21 Kasım 2015 tarihleri arasında
Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde açılıyor...
- 1980’li yıllarda Çukurova’nın uçsuz bucaksız pamuk tarlalarının resmedildiği bir döngüden seneler içinde boşlukları artan bir soyut anlatıma doğru devinen, geleneksel tuval resmi malzemelerini kullanarak çağdaş resmin izleklerini süren Kahraman bu son çalışmalarında tıpkı insan bedeni üzerine düşünen çoğu çağdaş sanatçı gibi kendisinin de yeryüzü bedenleri üzerine eylemler ve kavramlar yüklemeyi denediğini söylüyor. Sanatçı, artık bütün dünyada insanın onca bilgisel, felsefi, teknolojik gelişmeye rağmen sanki hayatın ve gelecek kaygısının yine de ancak temennilerle, dualarla aşılıp yaşanabildiğini, bu yüzden resimlerinde kendince bir tür “son”lar ve “başlangıçlar” izleği kurduğunu söylüyor. Sanatçı, sanat, kültür ve bilim dinleri de dahil bütün kadim dinler karşısında insanlığın ve toplumların tek taraflı bir edilgenlikten öteye geçemediklerini, bu nedenle resimlerinin de bir tür bu duyuma karşı imgelerle bezeli olmasını önemsediğini belirtiyor.
- Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde 21 Kasım’a kadar ziyarete açık olacak sergiyle ilgili hazırlanan katalogda sanat tarihçi Barış Acar sanatçının yapıtlarıyla ilgili şunları söylüyor:
- “…Kahraman’ın işlerinin belirli bir optik geleneğe yaslanan yönleri, kendine özgü resimsel tercihleri ve bu tercihlerden sapma anları var. İşte benim amacım bu resimsel amaçların niteliğine, onlardan sapma anlarına ve giderek karşımdaki bu resimleri sanat yapan şeyin ne olduğuna yaklaşmaya çalışmak oldu. Bir adım daha öteye geçmeme izin verilirse, sanatçının da, Kant’ın Yargı Yetisinin Eleştirisi’nde ele aldığı anlamda yapıtın ruh’unu ima ederek, temsil sorunlarının ötesinde sanatsal anlamda bir yaşama karışma girişimi içinde olduğunu düşünüyorum. Aksi takdirde resimlerinin üzerine konmuş boya tuşelerini açıklamak imkânsız olurdu. Renkle boya arasında sürekli bir gerilim var bu resimlerde. Çoğunluğun aksine onlara bakarken ben hiçbir zaman ova, bozkır, toprak, tente, çadır, bulut vb. temsiller görmedim. Hatta bu açıklamaları okuduğumda dönüp dönüp resimlere yeniden bakma ihtiyacı duydum. Hakikatten bu sözcüklerle baktığımız zaman gördüğümüz şeylerin doğru tasvir edildiğini düşünmemek garip kaçıyor. Ancak nesnelerin kimliğine dair bu yaman saptamalar, ne bulutun neden sürekli karşımıza çıktığını açıklıyor ne de resme bir anda küçük dairesel noktaların, renk plakalarının, geometrik formların, uzun çubuksu yapıların, kimi zaman serigrafiyle aktarılmış fotoğraf parçalarının girişini anlamlı kılıyor.
(…)
Zaman zaman boya ile renk arasında ressamın eylemini seziyoruz. Ancak o bunda da ısrarcı değil. Resmin başka bir köşesinde tümüyle suskun ince bir renk tabakası karşımıza çıkıyor. İçinden geldiği ve dışına






