Derviş Ergün: Van Gogh Sarısı, Turan Erol Beyazı

Share Button

Turan Erol, bodrum, 1989

 

(Turan Erol, Bodrum, 1989)

Sanat okumaları başlığı altında topladığım sanata dair yazıları, zaman zaman okuyucularla paylaşmak istiyorum. Sanat üzerine yazılan yazılar derin anlam içeren, karmaşık ve bir o kadar da net olmasına karşın tartışmaya son noktayı koyacak ölçüde muktedir değildir. Yazılan her kuramın aklı ikna ettiği bir doğrusu vardır. Amaç bu doğrulardan haberdar olmak ve bunlar arasından bir doğru seçmek değil kuşkusuz. Sanata yol gösterme iddiası taşımadığını iddia eden, sanata ait gerçeği tarif etme çabaları, sonsuza giden bir trende hangi durakta inileceğine dair bir tartışmanın bir o kadar mantıklı, bir o kadar göreceli, bir o kadar gerçek, bir o kadar soyut… yanını gösterir, amaç bu yolculukta yer alabilmektir.

Bu yazıda Lyotard’ın sanata dair görüşlerine yer vereceğiz. J-François Lyotard’ın “sanatın öncelikli meselesi güzel değil yüceyle ilişkilidir” düşüncesi, sanat ve avangard üzerine yazdığı yazılar hakkında bize en açık bilgiyi verir. Kant karşı okumalarında geliştirdiği düşünceleri, yüce kavramına yüklediği anlam, Kant’ın yücesi ve onu olumlayan Hegel’den biraz farklıdır. Güzel-estetik zevke hitap eder, ideal güzelin yaratılması klasik dönemin sanat anlayışıdır. Estetik güzelliği benimsemek, yozlaşan bir duyguda, Kant’ın yücesini aramaktır ve ayrıca yücenin sanatsal bir pratiği yoktur. Sadece etik olanın estetik alanda heba edilmesidir. Lyotard’ın bu görüşleri konuya fazla açıklık getirmez.  Hegel, Kant’ın yüce kavramının, sanatın bir özelliği ve belirlenemeyen bir ilkesi olduğunu tespit etmiştir. Lyotard’a göre yüce; malzemeye dayatılan formun yansıttığı duyulur olana değil, duyulur olanının gücüne sahip olmaktır. Anlaşılan odur ki ortaya çıkan ürün eserin yaratmış olduğu duyulur, hissedilir olan değil, forma yönelmede tamamlanmış olan duygu bütünlüğüdür. Formu oluşturmada başvurulan temsil araçlarının gücünden yararlanmayı söz konusu etmeden, duyulur maddenin başkalığında yüce-sanatın ortaya çıkmasıdır. Sultan Ahmet ya da Ayasofya ibadethane olarak mı, yoksa önce eser oldukları için mi öne çıkmaktadır?

Vincent van Gogh, ayçiçekli vazo, 1888

 

(Vincent Van Gogh, Ayçiçekli Vazo, 1888)

Başkalıktan anlaşılan şeyi ikiye ayırıyor Lyotard, ilki; maddenin henüz kendi saf hâli, sanat çalışmasında saf hâllerinin farklı kullanılmasıyla bozulan maddenin farklılığı. Tüpten çıkan renk aynı fakat uygulamada yaşanan tekil yaklaşım farkı ortaya konuyor. Burada kavramsal bir çıkış söz konusu değildir. Lyotard bu farkı kavramlaştırarak “gayri maddilik” olarak niteler.  Vincent Van Gogh sarısı, Yves Klein mavisi, Turan Erol beyazı, örneklerinde olduğu gibi.  Kant, güzeli tarif ederken ortaya çıkan formun fayda kavramını aştığını belirtir. Estetik yargının dayattığı formu kabullenen ne duyuların tatmininde anlaşılır olan bir bilgi nesnesi,  ne de aklın acizliğinden kaynaklanan karmaşaya cevap veren arzu nesnesidir. Ancak bu şartlarda güzel güzeldir. Lyotard, bu tanımlamayı kabul ediyor, ancak  “renk ya da form da aynı düşünceye tabi tutulabilir” görüşündedir. Yoksa zihin bulanıklığı yaşandığı çaresiz anlarda, sadece duyguların telaşı ya da hazzı veya içinde taşıdığı tutkuyu karşılayan anlamsızlıklar her zaman bu kavramların yerine geçebilir. İkinci fark; gayri maddiliğin duyulur tekilliği değil, maruz bırakılma gücüdür. Aslında bu düşüncelerin kaynağı, maddenin saf özelliği “gayri maddilik”, Kant’ın güzeline, ikinci özellik “gayri maddiliğin maruz bırakılma gücü” Kant’ın yüce çözümlemesine dayanır.

Yves Klein, venüs,1961

 

(Yves Klein, Venüs,1961)

 Kant’a göre imgelem, istisna teşkil eden bir form ya da duyulur güç karşısında kendine hâkim olamaz.  Bir üst duygulanımla yaşanan ve eserle kurulan özdeklik akıl tarafından hoş karşılanmaz ya da akla kendi isteğini kabul ettirmede aciz kalır. Dolaylı olarak aklın iktidarına teslim olan imgelemden akıl yeni talepte bulunabilir. Öznenin duyarlık kabiliyetini test eden yetersizlik, öznede ahlakın duyular üstü düzeninde aklın özerkliğini öne çıkarır. Tam bu aşamada sanatı taklit etme, etkilenme, “kaba bir tabirle” hırsızlık ya da aşırma ya da sanattan sanat çıkarma başlar, aklını kullanma iradesinin özgür ortamında! Tersten okursak en özel olanın, karşı imgelemi teslim alması ve onu edilgen bir acz ortamında bırakmasıdır. Modernizm ile Postmodernizm arasında tamamlanan sanatsal düşüncenin dayattığı güç karşısında, kabul edilirlik aczi içinde üretilen sanat çalışmalarında bu açık görülecektir. Sanatın çözümlenmiş tamlığında yürüyen “oysa çoktan ölmüş olan avangardın”, Postmodern kuramın kifayetsiz ortamında, aklın, duyuların ve üst yetinin acz içinde sanat yapma sorununu nasıl kabul edeceğiz?

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.