Bedri Baykam: Venedik Bienali ve Biz Türkler!

Share Button

b.3

Türkiye’nin ve Avrupa’nın gündemi bildiğiniz gibi çoook farklı. Türkiye her gün televizyondan taşan ağır ve kırıcı siyasi polemiklerle boğuşurken, batı dünyasının kalbi daima siyasetin önüne sanatı ve sosyal yaşamı koyarak gündemini belirliyor. Örneğin şimdi en az bir ay boyunca, batı ülkelerinde herkes Venedik Bienali’nden söz edecek. İtalya’nın bu olağandışı etkileyici tarihi kentinde, 136’sı ana salonda küratör Okwui Enwezor’un seçtiği, diğerleri ülkelerin ulusal sergi pavyonları veya paralel etkinliklerde yer alan toplam 750 civarında sanatçının peşinde koşacak. Bizim ülkemizde ise her zaman itiraf etmeseler bile, sanata düşman bir devlet adına seçime girecek partilerin kavgası ve hatta gürültülü savaşı var. Umarız sanatı ve düşünce/basın özgürlüğünü destekleyen siyasiler muzaffer çıkar bu kapışmadan!

Bedri Baykam

Beş gündür Venedik’teyiz. Yanımda eşim Sibel ve asistanım Öykü Eras dışında sanatçı ve küratör arkadaşım Denizhan Özer var. Denizhan Özer’le beraber uluslararası sanatçı grubu Nine Dragon Heads’in “Jump into the Unknown” (Bilinmezin İçine Atla) sergisinde, Palazzo Loredan dell’Ambasciatore’de yer alacağımızdan biraz erken gelerek hazırlıkları bitirmek istedik. Ben ilk olarak 2013’te New York’ta sergilediğim “Boş Çerçeve”min “Fast Forward History” (Hızlı İleri Sarılmış Tarih) başlıklı bir yeni yorumunu göstereceğim. Denizhan Özer ise, “Bilinmeyen Hikayeler” başlıklı göçmenlerle ilişkili daha önce Londra ve İstanbul’da sergilenen işini sunuyor olacak.

Denizhan Özer

Venedik’te ulusal pavyonlar, Bienalin en başından beri var. Önce 30 ana ülkenin sürekli pavyonu varken sonra bu rakam arttı. Şu anda mesela 88 ülkenin sanatçıları, en çarpıcı düşünce ve marifetleriyle buluşmaya katılıyorlar. Bu yılki buluşmada, değişik mekan ve sergilerde bizden altı sanatçı yer alıyor. Bunlar arasından bizim gibi bazıları kendisini Türk olarak tanımlarken, bazıları da Türkiyeli oluyor! (Ne yazık ki yabancılara “I am from Turkey” dediklerinde aynı imajı veremiyorlar) Bu yıl Denizhan ve benim dışımızda, katılan isimler arasında Türkiye Pavyon’unda Sarkis (Arsenale-sale d’Armi), “All the World’s Futures” sergisinde Kutluğ Ataman ve Meriç Algün Ringborg (Arsenale ve Giardini) ve Ermenistan Pavyonu’nda (San Lazzaro degli Armeni adası ve manastırında) yine Sarkis ve Hera Büyüktaşçiyan var.

Sarkis, Rainbows

Biliyorsunuz artık sanatsever veya sanat koleksiyonerleri büyük sanat buluşmalarına son 8-10 yıldır topluca gidiyorlar. Venedik’e de yine gazeteci, koleksiyoner ve sanatseverlerden oluşan çeşitli gruplar bu hafta akın edecek. Bu tabii olumlu bir gelişme. Ama bir de bunu moda olmaktan çıkarıp oluşturdukları kimi ortak dedikodulara inanmak veya teslim olmak yerine, kendilerine ait düşünceleri sınamak veya sorgulamak için gitselerdi biraz daha iyi olurdu! Sanat gezmeleri, bir toplu ayin veya piyasa araştırması/analizi değil, olmamalı. Olsa olsa bireyin kendi sanat eğitimine ve göz zevkine sunduğu büyük bir hediye ve şölen olabilir. Sanatı, çoğu zamane sanatseverimiz, başkalarından bir doğruyu veya bir güncel bilgi dizisini öğrenmek için takip etmek istiyor. Halbuki, ister koleksiyoner, ister sanatsever, her bir sanat insanı, aynen bir sanatçı kadar kendi özgün ve tekil varlığıyla yaşayan bir bağımsız insandır. Ne papağan gibi ezberlemeli, ne de kopyacı öğrenciler gibi taklit etmelidir. Ortada at yarışının veya borsada kazanacak hisselerin mucizevi sonuçlarını verecek bir sihirli insan veya gizli kutu olmayacak. İşte bu arayışta olanların gerçek anlamda bir sanatsal kimlik kazanamayacakları ortada. Sonuçta sanatsever kendi yargılarıyla kendi zevkini ve estetiğini geliştirebildiği oranda kişilik kazanır. Venedik gibi, doğrudan Basel-Miami tarzı ticari fuarlara benzemeyen bir buluşma, bu dediğim seçimi yaşama geçirme kararlılığı için iyi bir fırsat. Umarım bu şansı sanatseverler bu gözle kullanırlar.

Bedri Baykam

Tabii ülkemizde bunu sağlamak için, mesela 1895’ten beri var olan ve yılda 350-400.000 kişinin ziyaret ettiği bir Venedik Bienali yok. 20-30 kuşaktır geliştirilen köklü büyük koleksiyonlar da yok. Sanatseverlerimiz de bu yokluk içinde var olmaya çalışan bilançoların aktif hanesine yazılabilmek için varları ve yoklarıyla mücadele ediyorlar. Türkiye’de 1987’de kurulan Istanbul Bienal’i de, 2004’de kurulan Contemporary Istanbul Fuarı veya Istanbul Modern müzesi de, henüz tüm iyi niyetlerine rağmen deneyim olarak ergenlik çağına girme sorunlarını yaşıyorlar! AKM ise faili meçhul bile olmayan bir cinayete teşebbüste, bitkisel hayata girdi, kurtarma çabaları devam ediyor! Bizler için Türkiye’de sanatla uğraşarak ömür tüketmek, gerçekten devletle veya istisnasız her sosyal sınıftan gelebilecek ukala cehaletle boğuşmak anlamına geliyor…

Not: Bu yazı 05 Mayıs 2015 Salı tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nden alınmıştır.

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.