Başka Türlü, Tunç Tanışık, Platform A, (19 Mart – 14 Nisan 2016)

Share Button

Tunç Tanışık-Afiş

Hayat her an yeni şeyler dayatıyor ” insan”a. Doğaldan kimyasala, küçük atelyelerin tıkırdayan insani el emeklerinden, sanayi devrimi sonrasındaki devasa fabrikaların gürültülü bant üretimlerine, yaşamın her alanında her şey hızlanıp, kolaylaşıyor.  Analogdan dijitale geçiş de öyle. Lambalı radyo ile büyüyen benim yaşımdakiler, transistörlü radyoyu, entegre devreli cihazları, televizyonu, aya gidişleri, fotokopi makinalarını tanıdılar yaşamları içinde. Ve sonunda hızla gelişen bilgisayarları ve onların inanılmaz programları ile oluşan sınırsız dijital dünya ile tanıştı insan. Banka şubelerinde çalışanlar daha erken gitti evlerine, büyük marketler kaç şişe sütü kaldığını kolayca öğrendi. Alışverişlerde para yerine kart kullanılır oldu. Vahşi kapitalizmin de desteği ile “daha fazla”yı“hız”la, “çabucak” ve hatta kalıcı olmasını bile önemsemeden tüketen yeni bir dünya ile tanıştı ve iştahlı bir şekilde tüketti. Sevdi onu insan.

Bu dünyanın bir başka insanı olan sanatçı da şüphesiz bu keyifli durumun dışında kalamazdı. Sanatını bu lezzetli mutfaktan yararlandırmaması, beslememesi beklenemezdi.  İşte benim görebildiğim kadar, ilkel tepegözler ve fotokopi makineleri ( ki başlangıçta dijital değillerdi)  ile başlayan vahşi kapitalizmin ve tüketim çılgınlığının, hızlı yaşamın olanakları ile tanışan bir sanatsal dönem, yeni, kolay ve bolca üretilebilen sanat yapıtlarına ulaştı. Kalıcı olup olmadıkları bile umursanmıyordu. Mağaradan başlayıp 20. YY la kadar uzanan, sanatçının geleneksel araç gereç ve malzeme ile ürettiği, sanatsal ustalığının, yaratıcılığının, becerisinin ve işin kalıcılığının ön planda olduğu “analog” veya konvansiyonel sanatın yanında, dijital sanat da aldı yürüdü. İçine doğdukları böylesi bir dünyanın nimetlerinden sonuna kadar yararlanmak isteyen özellikle genç sanatçılar, sanatlarını üretirken kendilerine bonkörce sunulan tüm dijital olanakları kullanmaya başladılar. Böylece fotoğraf makinesinin icadı, kabaca Rönesans ve empresyonizmden  (readymade dahil), sonra sanat, belki de üçüncü büyük (devrimini /değişimini /çalkatısını /mucizesini /abukluğunu) ya da başka bir şeyi yaşıyor.

İşte zurnanın son deliğinino kötü sesi çıkardığı an burada başlıyor. Bir yanda, elindeki geleneksel araç ve gerece çok az “yeni şey” ekleyerek, yine geleneksel yöntemlerle ve kalıcılığı düşünerek,  yaratıp, üreten sanatçılar, diğer yanda ise teknolojinin ve değişen dünyanın sunduğu olanaklarla yaratıcılığı, (parlak bir buluş / zekice bir sunuş) olarak gören, felsefeye, ironiye, karşı çıkmaya, ilginç olanı,  görülmeyeni göstermeye eğilimli, kalıcı olmaya bile gerek duymadan yapan, dijital kayıt sonrasında ise yıkan sanatçılar.

Benden hangisinin doğru olduğunu söylememi beklemeyin. Bir kenarda geleneksel anlamda resim yapan biri olarak bunu bilmiyorum doğrusu. Döneminde veya içinde yaşarken de o sanattır, bu değildir gibi iddialı ve erken yargılarda bulunulmasınıdoğru bulmuyorum. Herkes, inandığını, bildiği gibi yapacak, çalışacak, üretecek,  yıllar sonra sanat tarihi, sosyoloji ve diğer ilgili bilimler, dönüp de çağımıza baktığında bu ikilemi araştıracak, yargılayacak, gerçek ve bilimsel bir sonuca varacaktır.

Tunç Tanışık.

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.