Utku Varlık: Oxymore/Sezon

Share Button

ekran-resmi-2016-11-11-17-23-06

Tanınmış bir müzayede evi, verdiği ilanda “müzayede sezonunun” açıldığını muştuluyordu; oysa aynı günlerde Contemporary İstanbul fuarı da bitmek üzereydi. Şaşırdım, ne akıl almaz bir iştah, neyi göstermek istiyorsunuz, tekrar tekrar neyi pazarlayacaksınız? Varoluşlarında iğreti duranlar, lüks kataloglarında, pırıltılı internet sayfalarında, bu sezon piyasaya sürecekleri başeserleri kendi “virtüel” koleksiyonerlerine “emrivaki/fait accompli” sunarken, yine aynı ressamlar öteki müzayede evlerinin satışlarında, çok değişik değerlendirmelerle; ibrikler, sürahiler, el yazması panolar, tesbihlerle karışık, oryantalist suluboyalar ve de meçhul Ermeni ressamların “nocturn” İstanbul peyzajlarıyla bu oyunun içindeler. Daha dün bir sergiden aldığını bir müzayedeye koyup, o sanatçıya ve galeriye saygı duymayanlar, elden ele dolaşıp, ipi pazara çıkan tablolar, ressamlar! Unutmayalım yaşamak için müzayedelere ısmarlama resim yapanlar da çoğunlukta; yaşamak kolay değil! Bilemediniz otuz ressamı bile kapsamayan bir rutin. Bize özgü bir köpürme ama çoktan bir geriye dönüş başladı bilesiniz! Çöken bir ekonomi, resmi hani o başladığımız yılların kıyılarına getirdiğinde, biliyorum ki siz daha önce çekip gitmiş olacaksınız!
Blog’umda geçen seneler de bu konuya değindim; değişen bir şey yok:

“ Ülkemizdeki bitmez tükenmez bilmeyen , resmin gizemini , hayalini “meta ” adına pazara çıkaran, değnekçileri sanat yargıcı yapan “MÜZAYEDE” histerisine karşı yapacak hiçbir şey yok, sanatın  “albenisi”; bakan ama göremeyen gözlerin, yargılayamayan beyinlerin eline düşmüştür. Sanatı yöneten ülkelerde, uluslararası ünlü satış evleri bu pazarı değer adına bir “borsa niteliğinde” korurlar, çünkü “değer” bu yatırımın garantisidir ve de her gün müzayede yapılmaz!”
“Geçenlerdeki yine bir müzayedenin 2 milyon üstüne sattığı bir tablonun- ki alan almıştır-, beğenisine: “ne karışıyorsun, sen de ressamsın, kıskanıyor musun, sen de o tapınaktasın” demiştim! Sözgelimi, bu şamata içinde asıl gerçek; ülkemizde  – tekrar ediyorum – ileriye dönük resim tarihini; hazırgiyimciler, müteahhitler / alışveriş merkezlerinin patronları ve lüks otellerin sahiplerinin yazdığı malûm. Daha önce Lebriz com. sanal dergide aynı şekilde diklenmeme bir yanıt gelmişti; bir bey, böyle konuşmama sinirlenerek , “… beyfendi ben cam ticareti yapıyorum, camcıların da resim sevmeye, resim almaya hakları yok mu?” demişti. Anımsamıyorum ne yanıt verdiğimi ama şimdi Ece Ayhan misali bir yanıt vereyim bu soruya: Evet ” Bütün Yort Savul’lar ” resim alır ve de sanat tarihi de yazarlar, müzayedeler yaşadıkça.”

Bu kez Arif Dino’nun bir şiiri geldi aklıma: Döner kebab / dönmez olsun!

 

Share Button

Hakkında Utku VARLIK

Sanatsal eğitimine 1961 – 1966 yılları arasında Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Sabri Berkel atölyelerinde başlayan Utku Varlık daha sonra oyma baskı (gravür) ve taş baskı (litografi) atölyelerinde devam etmiştir. 1970 yılında Paris´e gitmiş, 1971 – 1974 yılları arasında Güzel Sanatlar Ulusal Yüksekokulu´nda George Dayez ile, 1973 – 1975 yılları arasında da Cachan Atölyesi´nde taşbaskı çalışmıştır. Sanat çalışmalarına halen Paris´te devam etmektedir. İlk önceleri dışavurumcu anlatımla figürlerini biçimlendiren Utku Varlık, 1960 ve 1970´lerde dönemin politik yaşamından etkilenerek yaptığı resimlerinde de bu anlatım biçimini kullanmıştır. Sanatçı özellikle 1975´ten sonra dışavurumcu anlatımdan uzaklaşmış ve düşsel bir anlatım biçimine yönelmiştir. Sanatçı için figür, sürekli ve asal olan doğanın yaşayan öğelerinden biridir ve yansımasını doğada bulur.

Yorumlar kapatıldı.