Hülya Küpçüoğlu: Güneş Oktay ile “Dışarı”ya Bakmak

Share Button
Gunes_Oktay1_80×110 cm tuval üzerine karışık teknik 2016

Gunes_Oktay-isimsiz_80×110-cm-tuval-üzerine-karışık-teknik-2016

Güneş Oktay’ın  yeni sergisi ‘Dışarı’ adını taşıyor. Sanatçı kendisinden yola çıkarak oluşturduğu çalışmalarında, maskelenerek örtülen veya içeride biriken ve gizlenen görünmeyene odaklanıyor. Balıkesir’deki Blogspot’ta izlenebilecek olan sergide Oktay, farklı katmanları yazı ögesi ile birlikte yorumluyor.

Hülya Küpçüoğlu: Serginin kişisel bir tema üzerinden yol aldığı görülüyor. Nasıl bir süreç sizi bu olguya getirdi?

Güneş Oktay: İşlerimi genel olarak anlık duygularımı katarak ve onlardan yararlanarak oluşturuyorum. Dolayısıyla üretim pratiğim aynı zamanda kendimi ve duygularımı ifade ediş yöntemim denebilir. İşlerimi üretirken malzemeleri de anlık oluşan ve değişen duygu durumuma paralel olarak ve bunu en iyi yansıtabilecek şekilde seçmeye özen gösteriyorum.

H.K: Kendinize dair örttüğünüz, gizlediğiniz ve ‘dışarı’da tutmak istediğiniz şeyler neler?

G.O.: Serginin ‘Dışarı’ başlığı ‘dışarıda tutmak’tan ziyade ‘dışarıya atmak’ anlamını simgeliyor. Çevremde bir şekilde etkilendiğim olaylar, sözler, duyduklarım, düşündüklerim ya da duymak isteyip duyamadıklarım, görmek isteyip göremediklerim, yapmak isteyip yapamadıklarım kısacası etkilendiğim ve içimde yer edenlerin, birikenlerin dışarı atılması.

H.K: ‘Dışarı’ya attığınız şeylerin size geri dönüşü nasıl oluyor ya da oldu?

G.O.: ‘Dışarı atmak’ sanat pratiğim açısından dışavurumun bir parçası olduğu için onları, birikenleri ya da bir şekilde paylaşamadıklarımı kendi yöntemimle dışarı atmak beni hem kişisel olarak rahatlatıyor hem de üretimimde de bundan yararlanmış oluyorum. İşleri oluşturduktan sonra  sırada neyi anlattığımın önemi olmuyor. Dolayısıyla benim için içimde birikenleri dışarı atmanın üretimim için amaçtan öte araç olduğunu söyleyebilirim.

H.K: Serginizde dışarıya atmak istedikleriniz ve dışavurduklarınız hangi resimsel dil çerçevesinde izleyicilerle buluşuyor?

G.O.: İşlerimi üretirken genellikle farklı yöntemlerden yararlansam da son zamanlarda pentüre daha ağırlık verdiğimi söyleyebilirim. Önemli olan seçtiğim malzemenin anlık değişen duygu durumuma paralel olması ve ona uygun en doğru malzemeyi seçebilmek. Son zamanlarda kâğıdın pratikliğinden çokça yararlandığımı söyleyebilirim.

H.K: Sergi bağlamında, kullandığınız harfler ‘dışarı’ya attığınız şeylere dair belirli kelimeleri oluşturabilir mi? Yoksa hepsi rastlantısal olarak mı bir araya geldiler?

G.O.: İşlerimde kullandığım yazılar aslında resimlere okunmaz olarak dâhil oluyorlar. Her ne kadar işleri üretirken yazılarla bahsettiğim belli somut konular olsa da işi bitirdikten sonra ne anlattığımın çok önemi olmuyor. Hatta yazıları okunmaz olarak yazmamdaki amaç izleyiciyi konu olarak yönlendirmemek, yazıları kendi bağlamından uzaklaştırarak resme plastik bir dil olarak dâhil etmek. Böylece izleyici, yazının yol göstericiliği olmaksızın resim ile bireysel bir iletişim kurabilmiş oluyor. Yani aslında işlerimi oluştururken bir anlamda günlüklerde de olduğu gibi kelimelerden yararlanarak anlattıklarım, işi bitirdikten sonra önemini yitirmiş oluyor. Önemli olan kelimeler ve onların anlamlarıyla kattığım ifade değil işin plastik olarak kendi ifadesi oluyor.

Gunes_Oktay2_80×110 cm tuval üzerine karışık teknik 2016

Gunes Oktay-isimsiz_80×110-cm-tuval-üzerine-karışık-teknik-2016

H.K: Resimlerinizde simgesel bir takım yaklaşımlar da söz konusu mu?

G.O.: Resimlerde aktarmak istediklerime paralel olarak belli renk ve figürlerden yararlansam da genele baktığımızda işlerimde ve işlerimin okunabilmesinde sembollerden ziyade dışavurumun daha ön plana olduğunu ve söyleyebilirim.

H.K: Serginiz hangi noktalarda paradoksal bir alan oluşturuyor?

G.O.: Bazen çok duymak, çok görmek, konuşmaları gürültü, olayları sorun ya da probleme dönüştürebiliyor. İşlerimde üst üste binen katmanlar hem bu gürültüyü, sıkıntıyı görünür kılarken aynı zamanda onlardan kurtulmama olanak sağlıyor. Bu aslında bir paradoks çünkü hem bundan şikâyet ediyorum hem de bundan yararlanıyorum. Aynı zamanda içimde birikenleri dışarı atarak da yenilerine de yer açmış oluyorum.

H.K: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

G.O.: Duygu Sabancılar’a İstanbul merkezli Türkiye sanat piyasasının sınırlarını genişletme çabasıyla Balıkesir’de açtığı mekân Blogspot için çok teşekkür etmek isterim. Türkiye’de eksikliğini fazlasıyla hissettiğimiz alternatif fikirlere ve alternatif mekânlara çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

 

 

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.