Burhan Yılmaz, Doğaya Yeniden Dokunmak:“Yıldız Doyran’ın Eserleri”

Share Button

Sanatçı-Akademisyen Yıldız Doyran’ın Yeniden Doğa I /Renature I adlı sergisi Beşiktaş Belediyesi MKM Kültür Merkezinde, Nilgün Yüksel ve Dilek Karaaziz Şener küratörlüğünde açılmıştır.

Yeniden Doğa, bir dolayımdan geçilerek, doğadan yola çıkılıp tekrar doğaya ulaşmanın bir formülünü içermekte. Yıldız Doyran, sanat yolculuğuna doğadan yola çıkıp, kültürün ve bilginin dağlarından dolanıp yeniden doğaya yönelmeye işaret ediyor çalışmalarıyla. Böylece bize sanatın doğayı her zaman bir sorun olarak merkeze aldığını hatırlatıyor.

Klasik bir bakışta doğanın bir kopyası iş görürken, modern bir bakışta da doğaya bakışın taşıdığı türlü duyguların aktarımı iş görüyordu… Sanatın doğayla ilgilendiği halleri konusunda doğayı seyretme, kopyalama, doğayı dışlama, doğayı fetişleştirme gibi bir sürü şey sıralanabilir. Oysa doğaya bakışta artık romantizmin, övgünün, pastoralin, pitoreskin eski işlevlerini tam olarak taşımadığı söylenebilir. Doğaya bakış artık daha yüzeysel ve alaycı olabildiği gibi formu içeren, analitik derinliğe dair bir niteliği gerektirebilir. Doğa formlarını ve doğayı derinlemesine analiz etme tavrı sanatın soyut yönelimlerini hatırlatsa da objektif duruşu da gerektirmektedir. Bu türden bir duruşa sahip olan Yıldız Doyran genellikle biraz Spinoza tarzı bir objektiflikle ama sanatçı duyarlılığını hiç yitirmeden doğayı ele almaktadır. Yıldız Doyran, doğayı olmadığı bir şeye dönüştürmeden işlemekte ve doğayı doğanın temsil etmediği bir şeye dönüştürmeden, onu birkaç duygu tanımına hapsetmeden ele alan çalışmalarla kendini ifade etmektedir. Çalışmalarındaki bu özellik için şöyle bir tespit yapmak mümkündür: Sanatçı doğanın resimsel bir topolojisini[1] ortaya koymayı denemektedir. Doğaya özgü olanı sanatın diline çevirerek kendine özgü sistemler aracılığıyla bir haritalama gerçekleştirmektedir. Resimlerinde şekil, yüzey, derinlik, ışık, gölge ve renkleri dilsel bir araç olarak kullanır ve doğanın topolojisini tuval yüzeyinde oluşturmaya uğraşır. Yoğun kullanılmış boyalar güçlü formları öne çıkarırken, kıvrımlar ve tekrar eden akışlarla ritim oluşturulmuştur. Bu oluşumlar aracılığıyla sanatçı, seçilmiş bir doğa parçasının derin imgesel analizini inşa etmektedir.

Yıldız Doyran’ın eserlerinin kökenine bakıldığında plastik yapılarda, sanatın niteliksel elemanlarının uygulanışı ve bu uygulamaların sonucunda ortaya çıkan imgelerin oluşturduğu bir bilgi farkedilecektir. Bu bilgi doğa ile yapılmış bir anlaşmanın bilgisidir aslında. Daha doğrusu sanatçının kendi kendisiyle ve doğayla yaptığı bir anlaşmadır bu. Sanatçı yaşamının bir döneminde sanki günümüzdeki eserleriyle doğaya yeniden dönüş şeklinde bir anlaşma yapmıştır. Sanatçının yaptığı bu anlaşma aslında tüm insanlığın doğa ile anlaşmasını önerir. Bu türden bir anlaşma felsefede Odysseus[2] anlaşması olarak adlandırılır. Sanatçı da insanlığa buna benzer bir anlaşmayı hatırlatır. Ne kadar doğadan uzaklaşmış olursa olsun insanın geçmişteki gibi gelecekteki yuvası da doğadır. Sanatçı, toprağın, suyun ve bitkilerin imgeleri aracılığıyla ilerleyen yolculuğuna şimdi doğaya yeniden dönüş sözünü gerçekleştirerek devam etmektedir.

Yıldız Doyran’ın tuval resimlerinde güçlü bir şekilde yoğun boya kütleleri ve kendine özgü dokular oluşturduğunu görmek mümkündür. Tuvallerinde başlıca konusu doğadır. Doğadaki çeşitli dönüşümleri su ve su ile ilgili bir doğa parçasının imgesi üzerinden ele almaktadır sanatçı. Doğayı ele alan bu resimlerin yüzeyinde ilginç bir şekilde görüntünün yanında dokunma duyusu da gezinmektedir. Bu dokunma duyusu her zaman net bir şekilde bulunmaz, zaman zaman muğlak bir halde de var olur. Tam burada resim ve dokunma duyusu arasındaki ilişkiye yakından bakmak gereklidir. Yıldız Doyran’ın resimlerinde yer alan dokunma duyusu, sanatçının yaşam enerjisinden kaynaklanan bir çevrim ile birlikte ortaya çıkmış gibidir. Yaşam enerjisinin verdiği coşku ve tutkuyla resimlerinde renkleri, dokuları ve biçimleri özgün bir şekilde organize etmektedir. Bu nedenle resimlerinde belirli bir yakınlık duygusu da vardır. Daha doğrusu bu resimlerde bir dokunma hali, dokunma duyusu ağırlıklı bir biçimde vardır.

Resim ve dokunma duyusu arasındaki ilişki denince akla Fransız Filozof Maurice Merleau-Ponty gelmektedir. Çünkü Merleau-Ponty dünyanın algılanışını sadece görmeyle değil dokunmayla da gerçekleştiğini vurgulamaktadır: Merleau-Ponty “Görmenin verileri ile dokunma” arasında entelektüel bir ilişkinin varlığını sabitlemektedir (Merleau-Ponty, 1996 s.12). İşte bu ilişkinin kuruluşundaki görme ve dokunma birlikteliği dünyanın beden tarafından algılanışını ifade etmektedir. Dünyanın varlığı, bedenin dokunma duyusu için oluşmuştur denebilir. Bu noktadan yaklaşıldığında Yıldız Doyran’ın resimlerinde doğaya görme ve dokunmanın olanağında bir yaklaşım geliştirme aralığı belirmektedir. Dokunma, doğaya ikinci bir bakış, hatta yeniden bir bakış olarak ele alınabilir. Yıldız Doyran’ın resimlerindeki imgeler ve dokunma duyusu arasındaki ilişki bir bakış biçimi olarak öne çıkmaya başlar. Bu imgelerde bulunan dokunma hissi izleyiciyi bu resimler karşısında ilginç bir noktaya taşımaktadır. Bu nokta genellikle görmenin yetmediği bir inceleme tarzına davet gibi düşünülebilir. Bu türden imgesel yüzeylerin daha fazla fenomenal boyut içermesi modern sanatta rastlanan bir olgu olarak görülebilir. Bu olgu yine Merleau -Ponty’nin vurguladığı gibi Cezanne’ın resimlerinde görülebilir. Her ne kadar sadece resim ile karşılaşmış olsak da bu eserlerde dokunma duyusunun verdiği bir mekânsal boyut mevcuttur.Yıldız Doyran’ın resimlerindeki sanat pratiği de aynı imgesel ve dokunsal yönleri içermektedir. Çalışmalarında toprak, su, bitki ve köklerin bir görünümünü vermektedir. Su üzerindeki yansımalar, sudaki derinlik, gölge ve ışıltılar suya ait bilgileri içeren estetik ögelerdir. Bitkilerin sıcak tonlardaki renkleri ise hem bir zıtlık oluşturmakta hem de resme plastik bir ritim katmaktadır. Diğer yandan bu bitkiler suya dokunmakta, bu dokunuşu izleyicinin hayaline aktarmaktadır. Suya dokunuş insan için çok farklı bir deneyimdir. Su teni sarar, suyun akışkan yapısı dokunmayı artık başka bir boyuta aktarır. Suya dokunma fiziksel bir temastan fazlası olur. Bu nedenle su doğrudan arınmayı temsil etmez, doğrudan arınmanın kendisi olmaktadır. İmgesel anlamda bu resimlerde yer alan su ise dolaylı olarak doğaya dönüşü gerçekleştiren bir arınmayı içerir.

Yıldız Doyran resimlerinde yer alan su ve sudaki varlıkların imgesi bir dokunuş öyküsü içermektedir. Su görüntülerinde yer alan çeşitli ögeler maddenin hallerinin değişimini öykülemektedir. Maddenin halleri değiştikçe maddelere dokunma şeklimiz de değişir. Bu yoldan düşünülünce Yıldız Doyran’ın resimlerinde su bazen katı haliyle buz ve kar olarak yer alır. Genellikle suyun hallerini doğaya dokunmanın bir şiiri gibi kullanır sanatçı, anlamanın bir başka boyutunu çalıştıran bir tarzla. Maddeye dokunduğumuz anda formun niteliğini aktaracak yumuşaklık derecelerini anlarız. Sıcaklık ve soğukluk derecelerinin tahmini bilgisini hissederiz. İşte bu resimler türden doğa deneyimlerinin görüntü yoluyla aktarılmasını içermektedir. Resimlerinde kendine özgü bir doku yapısına ulaşan Yıldız Doyran bu dokuları adeta parmak izi gibi kullanmaktadır.

Resimlerindeki imgesel ve dokunsal öğelerin işleyişi bir bilgi formundan çok daha farklıdır. Bu resimlerde görünen dünya bir duygu dünyasıdır aynı zamanda. Doğaya duyulan saygı ve doğada kendiliğini bulma deneyiminin bir yansımasıdır. Bu nedenle sanatçı doğaya resim aracılığıyla yaklaşırken bir şifacı gibi yaklaşmaktadır. Burada Walter Benjamin’in (2004, s.32) ressamı konusuna yaklaşma biçimi bakımından şifacıya benzetmesi örnek verilebilir. Benjamin ressamı şifacıya benzetir ve aynı bağlamda da kameramanı cerraha benzetir. Bu benzetim oldukça güçlü bir düşünce sunmaktadır. Benjamin’in düşüncesinde olduğu gibi Yıldız Doyran da resimlerinde doğaya bir şifacı gibi yaklaşmaktadır. Şifacı karşısındakine dokunur, belirli bir mesafeyi koruyarak yaklaşır. Bedenin dışından ruhun en derinlerine seslendiğini varsayar. Sanat da böyle değil midir? Sanat eseri belli bir mesafeden izlenir ama insanın en derinlerine, ruhsal varoluşuna dokunur. Bu bağlamda Yıldız Doyran’ın eserleri tam olarak doğaya doğru yönelen bir şamanın bakışını içerir. Sanatçı doğanın materyallerine belirli bir mesafeden odaklanmıştır. Buradaki yaklaşma tavrı doğaya duyulan görsel-zihinsel merak, doğaya karışma- dokunma ve doğayı okuma isteğini de gözler önüne sermektedir.

Yıldız Doyran eserlerinde doğaya kişisel bir perspektiften yaklaşmaktadır. Bu kişiselliği onun tuvallerini boyarken malzemeyi kullanışında görmek mümkündür. Resimlerini en birincil araçlarla fırça ile, elleri ile dokunarak üretmektedir. Bu nedenle Doyran’ın yapıtlarında dokunma tematik olarak var olmasa bile temel bir duruş olarak mevcuttur. Doyran’ın yapıtlarındaki dokunsallık bir ten ve madde ilişkisinden daha ileridedir. Bakış ve dokunmanın ördüğü bu yapıtlar doğanın imgesini içeren felsefi söylemlere davet eden estetik imgelem önerisidir.

Dipnotlar:

[1] Topoloji, yüzeylerin ve şekillerin genel özelliklerini açı, ölçü ve birim olmaksızın geometrik açıdan incelemedir. Kavram bu yazıda bu anlamı üzerinden kullanılmıştır. 

[2]Odysseus anlaşması: Kişinin gelecekteki kendisi ile şu anda yaptığı bir anlaşmayı ifade eder. Odysseus, kendisiyle, gelecekte evine yurduna ailesine kavuşması karşılığında, yolculuğunda karşısına çıkacak ve onu yolundan edecek her şeyi, her vaadi reddederek kendi yoluna gideceği bir anlaşma yapmıştır. Sirenlerin şarkısını duymak isteyen Odysseus, kendisini direğe bağlatır ve tüm adamlarının kulağını bal mumu ile kapattırır. Sirenlerin sesini bir tek kendisi duyar, Sirenlerin şarkısı Odysseus’u derinden etkiler, onlara gitmek ister, adamlarına kendisini bırakmaları için yalvarır yakarır ama başta aldığı önlemlerle oraya gidemez. Eğer Sirenlere doğru giderse gemisi kayalıklara çarpacak ve batacaktır, o da gelecekte evine asla ulaşamayacaktır.

Kaynaklar

Benjamin, Walter, Pasajlar, (Çev: Ahmet Cemal), YKY. 2004

Eagleman, David, Incognito, (çev: Zeynep Arık Tozar), İstanbul: Domingo Y. 2013

MerleauPonty, Maurice, Algının Önceliği, (Çev:Yusuf Yıldırım), Alfa Yayınları, 2017

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.