HÜLYA KÜPÇÜOĞLU, BİENALE BİR EKLEME 3 + 1, ÜÇ AYAKLI KEDİ NEREDE? WHERE İS THE THREE-LEGGED CAT?

Share Button

“Üç Ayaklı Kedi Nerede?” sorusu eksiklik, görünmezlik ve bir o kadar da direncin bir metaforu olarak karşımıza çıkar. Kedi, ortada yoktur. Sadece izleri vardır. Bu izler, varlığın sessiz ama kalıcı tanıklığıdır. Üç ayakla yürümek direncin simgesidir. “Nerede?” sorusu izleyiciyi sürekli bir arayışta bırakır. “Üç ayaklı kedi” her yerde olabilir. Hem burada hem de hiçbir yerde… Soru, bize “üç ayaklı kedi”nin gerçekte var olup olmadığını sorgulatır. Eğer böyle bir kedi hiç var olmamışsa soru anlamını yitirir. Platoncu bir bakış açısıyla kedi belki de idealar dünyasında vardır.

Başka bir açıdan “üç ayaklı kedi” eksiklikle, farklılıkla özdeşleştirilebilir. “Üç ayaklı kedi varsa, nerede?” sorusu onun nasıl yaşadığı ve toplumun kusurlu görülen canlılara bakışı gibi soruları da gündeme getirmez mi? Engelliler, azınlıklar, göçmenler gibi… o halde nerede sorusu toplumun farklı olanı, eksik görüleni nereye yerleştirdiğini sorgulayan bir metafor haline gelir. Peki, hepimizin bir ayağının eksik olmadığını nereden biliyoruz? Mükemmel miyiz? Hiç mi kusurumuz yok? Dolayısıyla hepimiz zaten eksik değil miyiz?

Nerede sorusu, varlığın, bilginin, dilin, farklılığın ve anlamın sınırlarını sorgular. Çoğu zaman norm dışı görülenler, görünmezdir. Belki “üç ayaklı kedi” tam da bu yüzden her zaman bulunamaz. Çünkü bakışlarımız yalnızca “dört ayaklı” olana odaklıdır.

Bir bienal konsepti önermesi olarak “üç ayaklı kedi”, yitik olanın arayışı, gösterilenin labirentlerinde kaybolmak yerine orada olmayanın işareti olabilir mi? Ya da her önermenin biraz eksik, biraz kusurlu olduğunun göstergesi? Her önermenin aslında bir ek beklediği düşüncesi?

Üç ayaklı kedi nerede? Belki de kesin bir cevap arayan bir soru değildir. Aksine bizi düşünmeye zorlayan, hem varlık hem yokluk üzerine yeniden bakmamızı isteyen bir sorudur. Belki de cevap kedinin gerçekten bulunmasında değil, sorunun açtığı yolları takip etmemizdedir. Kim bilir belki de kedi, tam da burada, bu satırlarda, sorunun kendisinde yaşıyordur.

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.