
Sanat, insanın kendisini ifade ettiği bir alandır. İnsanoğlu, sürekli olarak yaşadığı ortamdan etkilenmekte, çevresindeki nesneler ile olan ilişkilerini algılamakta ve yorumlamaktadır. Sanat, insanoğlunun bu tür birikimleri ile bağlantılı bir enerjidir. Arkeoloji araştırmaları ve sanat tarihi çalışmaları yazıdan önce sanatın var olduğunu göstermiştir. Sanatçı, eserlerini oluştururken ruhsal karmaşası, duyarlılığı tüm ağırlığı ile ortaya konulmaktadır. Sanat, bir biçim yaratmaktır ve biçim ile ifade edilmektedir. Sanat bir anlaşma aracı olmakta, insan elinde duygu ve düşünce olarak biçimlenmekte ve estetik ögesi taşımaktadır. Biçim verme kaygısı tüm sanatlarda ortak olup, fark, biçim verilen malzemededir. İşlendikleri malzemelerin farklı oluşları sanatlar arasında bir ayırım yapabilmeyi ortaya koymaktadır. Plastik sanatlar olarak ifade edilen sanatlar, insanın maddeye şekil vererek yarattığı sanat dallarını kapsamakta ve gözle görünüp algılanmaktadır. Bu nedenle bu gruba giren sanatlara görsel sanatlar denilmektedir.
Resim, heykel veya kabartma olarak her birinin ayrı özel anlatım yolları ve etki güçleri olup, her sanat dalına özgü yöntem ve teknik kullanılmaktadır. Plastik sanatlar malzemesinin en sert taşa bile biçim verdiği gözlenmektedir. Örneğin, Mısır Piramitleri de plastik sanatların bir ürünüdür. Heykel, maddenin ayrılma veya döküm teknikleri kullanılarak yapıldığından plastik bir üründür. Genel olarak tüm alanları içine alan sınıflandırmayı yaparken, plastik sanatları 3 alt bölüme ayırmak uygundur: mimari, heykel, kabartma ve resim…
Mekân yaratan ve büyük ölçüleri kullanan mimariden, öteki hacim sanatlarına doğru inilmekte ve en son bir yüzey sanatı olan resim gelmektedir. Sanatla birlikte insanoğlunun kendisini araştırmaya başlaması ve ilkel insanın yaptığı her şeyin sanat amacı ile olmadığı, sanat tarihinin simgeci bir bakış açısıyla başlangıç yaptığı bilinmektedir. Paleolitik çağlarda tüm sanatlar toplumların dinsel inançlarına, ahlak anlayışlarına göre şekillenmiştir. Resim ve heykeller büyüsel amaçlarla kullanılmıştır. İlkel toplumlarda yapılan av ve büyü törenleri ilkel insanları zihinsel, fiziksel ve psikolojik yönden hazırlayan eğitim aracı görevini üstlenmiştir. Bu törenler, insanın fiziksel olarak gelişmesinin yanında duygusal hatta ahlaksal, dinsel ve estetik düşünce yönünde de etkili olmuştur. Bazı görüşlere göre, sanatın taklitten doğduğuna inanılmıştır. Toplum yapısı taklit etmeye dayanmış olduğundan, sanat da kendisini taklitten kurtaramamıştır. Aristo “hayvanların en taklitçisi insandır” ifadesini kullanmıştır, ona göre sanatçı, doğayı taklit etmekte, ancak salt görünüş ile yetinmeyip doğanın eksik yönlerini tamamlamaktadır. Sanat ile nesne arasındaki ilgi, mimesis ilgisidir. Sanat sürekli yenilikler getiren yaratımların ürünüdür. İnsanlar arasındaki iletişimin sağlanmasında da etkili rol oynamakta ve bu iletişim, insanoğlunun ilk dönemlerinden itibaren günümüze kadar gelmektedir. Bu iletişimde sanatın toplumsal olarak belirlenmesi durumu, toplum çıkarları ile bağlantılıdır. Örneğin Ortaçağ’ın feodal estetik görüşünde sanatın görevi insan ruhunu arındırmak ve öteki dünya ile bağlantı kurmak olmuştur. Oysaki, Rönesans estetiğine göre, insanın dünyayı tanıması önemlidir.
Sanat, insanın içsel dünyası ile birlikte dış dünyanın bilincine varmak için akılcı bir gereksinim olup, bu sayede dünyayı değiştirmesine yardımcı olmaktadır. İlkel toplulukların yapmış olduğu resimler insan becerisinin en eski izlerinden olup günümüzün ilk soyut desen örnekleri sayılmaktadır. Bu resimler 19. yüzyılda İspanya’daki ve Güney Fransa’daki mağara duvarları ve kayalar üzerinde ilk kez bulunduklarında arkeologlar buzul çağı insanlarınca yapılmış olduklarını gözlemlemişlerdir. Daha sonra bu bölgelerde bulunan kemik ve taştan yapılmış kaba aletler bizon mamut ve geyik resimlerini, onları anlayan ve iyi tanıyan insanların resmettiklerini kesin bir şekilde ortaya koymuştur.

Pablo Picasso, Guernica
İlkel topluluklar bizlerden daha basit oldukları için değil, onların düşünme biçimi bizlerden daha çok karışık olduğu için ve tüm insanlığın gelmiş olduğu ilk koşullarda yer aldıklarından dolayı ilkel topluluklar ismi verilmektedir. Gerçekte sanatın tüm tarihi sürekli gelişen teknik yetkinleşme tarihi değildir. Değişen düşünce tarzının ve ilkelerinin tarzı olmuştur. Primitif sanatların tüm sanat tarihi boyunca sanatı etkilemiş olduğu gözlemlenmektedir. Modern sanatçıların çoğunun ilkel sanatçıların dışavurumcu enerjisinden etkilendikleri bilinmektedir. 20.yüzyılda modern sanat akımlarını incelerken özellikle Kübizm (1908-1918) akımının doğuşunu etkileyen faktörler arasında görülmektedir. Sanatı, insanoğlunun beğendiklerinde, duygularında güzellik anlayışlarında etkili olan subjektif bir olgu olarak tanımlayabiliriz. Tarihsel süreç içerisinde çeşitli değişkenlerden etkilenmiştir, yeni yollar arama özelliğinden ötürü toplumların, insanlığın kültürün izlerini geleceğe taşımakta önemli rolleri bulunmaktadır.
İnsanlar farklı dünya görüşlerine sahip olarak sanatı farklı biçimlerde yorumlamaktadırlar. Sanatçı tinselliği ile düşüncesini birleştirerek sanat yapısını oluşturmaktadır. Kültür, bir toplumun düşünme, kavrama ve eyleme geçiş durumlarını belirleyen değerler toplamıdır ve direkt olarak insanla ilgili bir süreç olup inanç, din gibi kaynakları bulunmaktadır. Bu kaynakların o toplumdaki insanlar tarafından yorumlanıp ortaya konulan temsilleri kültürü teşkil eder. Bilindiği gibi toplumlar kendilerine özgü kültürlere sahiptir. Her bir sanatsal yaratım belli bir dünya görüşünün, inancın, belirli bir algı ve yaşam tarzının göstergesi olup bir toplumun anlaşılması için büyük önem taşımaktadır. Sanat, kültür ve medeniyet ile direkt ilişki içerisinde olup, kültür ve medeniyet bir toplumun yapı taşlarını temsil etmektedir. Sanat, coğrafya, politika, ekonomi, eğitim, din gibi toplum yapısının önemli etkenleri ile iletişim hâlinde olup toplumsal gelişmeler, sanatın aynasını yansıtmaktadır.
Tarihsel gelişimde toplumların yaşadığı ekonomik, kültürel, bilimsel, siyasal gelişmeleri estetik bir bakış açısı ile ortaya koymaktadır. Teknoloji ve endüstri ürünlerinin birlikte hareket etmesi önem kazanmaktadır. Bu görüş, modernizmin çıkış noktası olmuş özellikle fotoğraf makinesi ve teknolojinin gelişmesinden sonra sanatçılar ifade olanaklarını daha fazla düşünsel, kavramsal, duyusal eğilimlere yöneltmişlerdir. Sanat, bir taraftan içinde bulunduğu dönemde yaşanılan ekonomik, politik, bilimsel, toplumsal etkileri yansıtırken, diğer taraftan da bulunduğu çağa yön vermektedir.
Herbert Read, “Art and Society (Sanat ve Toplum) de sanatın öneminin, beğenilmesinin bireysel olduğunu ancak toplum benimsediğinde toplumsal dokuya işlenmiş olabileceğini ifade etmiştir. Sanat ve bilim, insanoğlunun varlığı ile birlikte başlamıştır ve zaman içerisinde ilerleme göstermiştir.
Bilim ve sanat doğadaki en üstün varlık olan insanın gizleri ile ilgilenmektedir. Bu gize de akıl yoluyla ulaşmaktadır. Yunan ve Roma uygarlıklarının aklın kullanılması sayesinde bilim ve sanatta yükselmiş oldukları gözlenmektedir. Gerçek anlamda bilim ve sanat, aynı gerçekleri yansıtmakta ve tarih boyunca insanlığın mücadelesini göstermektedir. Sanat, bilimsel araştırmaları ve gelişmeleri izlemekte, yaratımlarını etkinleştirmektedir. Sanatçı, yapıtlarını üretirken öznellik önem kazanmaktadır. Oysa bilim adamı mevcut olan ile ilişki kurarken, onu direk olduğu gibi kavramakta, algılamasını engelleyecek her türlü inanç, tutum vesaire gibi öznel öğelerden arınmaktadır. Yunan uygarlığında güzellik duygusu matematikle birlikte ilerlemiştir. Euclid, Thales, Pisagor ‘ın olduğu Yunan matematikçilerinin ortaya koyduğu kavramlar, onların kültürlerinde matematiğin ne derece entelektüel bir alan olarak ele alındığını kanıtlamıştır. Matematik, mimar, ressam ya da müzisyenlerin eserlerini yaratırken duyumsadığı sezgi ve ahengin bir dışavurumudur. Bilim sayesinde sanatın ortaya koyduğu yaratılar, estetik bir değer kazanmaktadır.
Sanat ve bilim eski çağlardan günümüze dek güncel yaşamdaki düşüncelerden, duyumlardan çelişkiler oluşturmakta ve tek düzelikten de uzak bir yol izlemektedir. Akıl ve duygunun beraber olduğu simetri, uyum ve biçimsel güzellik anlayışı da matematik ve sanatın ortak etkileri ile oluşmaktadır. Sanat, bir şekilde bilimin duygu haline dönüşmüş şeklidir. Doğanın yasaları ile bilim arasında muhteşem bir uyum var olmaktadır ve insanlık tarihinde ilk bilimsel kavramlar insan- doğa etkileşiminden doğmuştur.
Bilim, doğayı bozmadan değişimine gitmeden doğanın bilinmeyenlerini toplumsal farklılıklar ve zaman faktörü gözetmeden somut gerçeklerle ortaya koymaktadır. Sanat ise, gerçekleri olması gerektiği gibi idealize etmektedir. Bu yaratımlarda ise öznel bir bakış açısı sergilemekte ve doğayı değiştirmektir. Sanat, doğadaki niteliklerle, bilim ise niceliklerle ilgilenmektedir. Bilimsel ve sanatsal çalışmalarda toplumsal, ekonomik, kültürel ortamın son derece etkisi bulunmaktadır. Sanat yaratıcı bir süreç olduğu için özgürlüğe gereksinim duyan bir insan eğilimidir. Bilim, soyutlamalar ve kavramlar oluşturarak bilimsel bilgi bütünlüğüne ulaşırken, sanat, imgelem gücünü kullanmaktadır. Bu bağlamda sanatçının doğada duyumsadığı ve estetik ilişki kurduğu nesne gerçek bir nesne değil, estetik olarak özümsediği nesnedir. Bilim ve sanat, birlikte gelişme göstermektedir. Resim sanatının temel ögelerinden nokta, çizgi, yüzey, aynı zamanda geometrik kavramlardır. Altın Oran Mısır piramitlerinden başlayarak Yunan tapınak ve heykellerinde, Rönesans döneminde kullanılmış bir oranlar sistemi olmuştur. Sanat, insanla doğa arasındaki estetik ilişkidir. Dolayısıyla sanatın insana olan katkısı tinsel olmaktadır. Bilimsel çalışmaların resim sanatı üzerindeki en önemli etkilerini izlenimci sanatçılarda da görmek mümkündür. Newton’un ışık üzerinde yaptığı çalışmaların izlenimci üslup üzerinde etkileri olmuştur. İzlenimciler, doğa nesnelerinin üzerindeki ışığı güneş renkleri ile incelemişler, aynı görüntülerin değişik ışık etkileri ile farklı çalışmalar üretmişlerdir.
Bilimsel ışık incelemelerinin resim sanatına uygulanması, resim sanatının yapısal kuruluşunu etkilemiştir. Teknoloji çağı modern sanatta yüzyıllardır elde edilmiş olan görüşleri de etkilemiş, tam tersi bir anlayış sergilemiştir. Resim sanatında yapılan araştırmalar, buluşlar daha sonra mimari ve iç mimari dallarında uygulama alanları bulmuştur.
Jugenstil ‘in Kübizmin, Mondrian’ ın, Neoplastizim’in günümüzün mimarlık ve iç mimarlığın da da büyük rol oynadığı bilinmektedir. Endüstri ile teknoloji günümüzde toplumsal çevreyi, insan yaşamını, dünya görüşlerini ve politikasını etkilemektedir. Sosyal etmenler, ekonomik savaşlar, krizler materyalizme olan güvensizlik ile ilişkilidir. Bireyin kapanmasına neden olan bu durum paralel olarak sanatçıların da uygarlıktan kaçma eylemlerine neden olmuştur. Gauguin, endüstriyel ortamın bozmadığı saf insanı ve doğayı Tahiti’de aramayı denenmiştir.

Weeping Woman 1937, Pablo Picasso 1881-1973
Kübistler, tepkilerini objenin gerçek formunu parçalayarak göstermişler, tuval yüzeyinde objenin dış görünüşünün anlatım konusu olarak tamamen reddedilmesi ile materyalist düşünceye olan tepkiyi ortaya çıkaran soyut sanat akımları doğmuştur. 20. yüzyılın başlarına kadar sanat eserlerinin ana maddesi doğa görünüşlerinin renklerine ve biçimlerine benzetilmiştir. Rönesans sanatında Maniyerist, Barok, Rokoko dönemlerinde ve Empresyonizmde boya, gözlenen nesnenin resmedilmesine malzeme oluşturmuştur. Kandinsky, boyayı kendi yaşamının psikolojik orkestrasyonu için kullanmış, boya, resimde tek başına anlatım yolu olmuştur. Günümüz sanatçıları maddenin strüktürel görünüşünde kendi içsel anlatımlarına ulaşmışlardır. İnsanların iç dünyalarını ilk olarak Sigmund Freud incelemiştir. Kendi içine dönme isteği, psikanaliz çalışmaları ile birlikte açıklanmıştır. Bilinçaltının keşfi toplum açısından son derece önemli olup, 20. yüzyılın sanatını açıklamakta da etkili olmuştur.
Sanatçılar materyalizmin sebep olduğu endişelere içsel bir tepki olarak figür ve nesneyi parçalayarak yok etmişlerdir. Kübist ve ekspresyonist akımlar, objenin dış görünüşünü reddetmişler ve tuvalden tümüyle atmışlardır. Cezanne, resimde objeyi geometrik biçimler üzerinde konstrüktif bir şekilde oturtmuş ve bilimsel perspektiften uzaklaşmıştır. Picasso ve Braque, doğa biçimlerini parçalayarak Analitik Kübizm anlayışına varmışlardır.
Worringer, insanoğlunun doğa ile bütünleşme isteğine bağlı olarak ve evren karşısında aldığı tavır sonucu soyut düşünceler geliştirmiş olduğunu ifade etmektedir.

Braque, Mandolinli Kadın, 1910
Worringer’e göre ilkel toplumlar evren hakkındaki bilgisizliklerinden dolayı soyut sanata gittikleri halde, uygar toplumlar bilim ve uygarlığın gelişmesi ile evren hakkında yeterince bilgiye sahip oldukları halde soyutlamaya gitmişlerdir.
Bilim dogma değildir. Bilimde inanca yer yoktur, matematiksel bilimlerde akıl yürütmeye (tümdengelim) dayanan bilginin doğruluğunu ispat etmek durumu vardır. Ancak deneysel bilimlerde bilginin doğruluğu her zaman ispat edilemez. Ancak şüphe edilen bilginin yanlışları tespit edilmeye çalışılmakta deney, gözlem, akıl yürütme ile üretilen bilgi, bilimsel bilgi havuzuna girmektedir. Dergiler, kitaplar, sempozyumlar, konferanslar gibi yayın iletişim araçları ile gelen bilgilerden süzülerek oluşmaktadır. Bilim de sanat ve felsefe gibi yaratıcı ve icat edici bir disiplin olarak bilinmektedir. Sanatın teoride estetik zorunluluklar dışında boyun eğebileceği bir durum yoktur. Da Vinci, görsel sanatlar ile fiziği, matematiği, biyolojiyi ve anatomiyi birlikte harmanlamıştır. Rönesans’ın önemli sanatçıları doğa bilimleri ile ilgilenmişlerdir Dürer, iyi bir ressamın hem kuramsal kavrayış hem de pratik becerisi olması gerektiğini ifade etmiştir.
Leonardo ve Newton, insan zihninin en yüksek ifadesi olarak kuramsal matematik ile ilgili çalışmalar yapmışlardır. Sanatın bilimle olan ilişkisi, geometrinin perspektif kurallarının sanat alanında bir prensip olarak uygulanması ile başlamıştır. Delacroix’in ışık – renk bağlantıları ile devam etmiş olan süreç, İzlenimcilerin renk kuramlarını ortaya koyması, başlangıçta akılcı olan Kübizmin kavramsal alana yönelmesi, fizik kurallarındaki algının zaman ve eşzamanlılık gibi bilimsel yöntemlerin dikkate alındığını göstermektedir.Fizik ve matematik alanına giren ve dördüncü boyut olarak bildiğimiz boyut kavramının, 20. yüzyılın başlarında bilimden destek alarak ilerlemiş olduğu gözlenmiştir. Einstein’ın İzafiyet teorisini ortaya koymasından sonra fizikçiler dünya üzerinde 4. boyutun olduğunu kabul etmişlerdir. Reel dünyadaki dördüncü boyut, boy, en, derinlik ve zaman tüm varlıkların arasındaki ilgileri sürdürmektedir.
Doğadaki varlıkların pek çoğu hareket halinde olup mekanla ilgisini tanımak için 4. boyuta zamana ihtiyaç duymaktadır. Teknoloji, bilim ve matematikteki gelişmeler ile ile Picasso zaman ve uzam kavramları üzerinde çalışmalar yapmıştır. Röntgen’in x fotoğraflarının yayınlanması ile 4. boyuta olan ilgi artmıştır. Öklid’in üç boyut anlayışını büyük sanatçılar dördüncü boyut bulununcaya kadar başarıyla uygulamışlardır. Dolayısı ile sanatçılar farklı açılardan uzamsal eş zamanda nesneye bakış sorunlarını geometrik çalışmalar ile çözümlemişlerdir. Genel Görelilik kavramı yalnızca Newton fiziğinden değil, Öklitçi geometriden de kopuşu simgelemiştir. Öklitçi anlayışta nesneler boy, en ve derinlik sistemine göre betimlenmiştir. Üç boyutlu olarak kavranan nesneler, çizgisel perspektif ile birlikte hava ve renk anlayışıyla çözümlenmiştir. 4. boyut Apollinaire’e göre sınırsızlıktır.
Plastik bakış açısında 4 boyut, verili anda eş zamanlı olarak tüm doğrultularda alan sonsuzluğunun genişliğini temsil etmektedir. Alan, sınırsızlığın boyutudur. Dördüncü boyut, plastikte nesneleri vermekte, nesnelere tüm olarak doğru oranlama vermektedir. Kübistler, nesnenin etrafında dolaşarak pek çok noktadan bakış açısıyla matematik ve fizik kurallarını çözümleyerek bilimsel olarak dördüncü boyutun sınırları içine girmişlerdir. Toplumun maddeci bir anlayış içinde olmasını ve teknolojiyi yadırgayan Kazimir Malevich’ in süprematist yapıtları, ruhsal çöküntüleri kübist parçalanmalar ile gösteren Picasso, anarşist anti – estetik tavrı yozlaşmış düzene, hatta sanata bile karşı çıkan Dadaizm, fotoğraf makinesinin uygulamalarıyla yeni ifade yolları arayan resmin tuval yüzeyinin dışına çıkmış olması, enstelasyon, performans, happening, video sanatı, internet sanatı, ışık sanatı gibi birçok sanat hareketi ve sanatçı da teknolojinin insanlar üzerindeki etkilerini ve sanatı değiştiren yönünü kavramsal sanat olarak kullanmışlardır.
Kaynakça
- E. H., Gombrich, Sanatın Öyküsü, Çev. Erol Erduran, Ömer Erduran, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004
- Read, H.,Sanat ve Toplum, Çev. Elif Kök, Hayalperest Yayınevi, İstanbul, 2018
- Öndin, N., Rönesans Düşüncesi ve Resim Sanatı, Hayalperest Yayınevi, İstanbul, 2016
- Butler, C., Modernizm, Çev. Nursu Örge, Dost Kitabevi, İstanbul, 2010
