Hülya Küpçüoğlu’nun kaleminden ÇAĞDAŞ SANAT SÖYLEŞİLERİ Anima Yayınları’ndan çıktı

Share Button

Çağdaş Sanat Söyleşileri  Hülya Küpçüoğlu’nun, 2009-2014 yılları arasında haber Türk gazetesinde yaptığı, resimden heykele, fotoğraftan enstalasyona, sanatın çeşitli dallarından sanatçılar yanı sıra küratörler, koleksiyonerler ve müzayedecilerle gerçekleştirdiği elli söyleşiden oluşuyor.  Çağdaş Sanat Söyleşileri dönemin sanatına, sergilere, sanatçılara ve onların sanat yaklaşımlarına bütünlüklü bir bakış olanağı sunuyor.

Keyifli,

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Hülya Küpçüoğlu, Fatih Balcı ile ‘Ben mi Yoksa Dünya mı Deli?’

Share Button

Fatih Balcı, 16. İstanbul Bienali’nin ilk günlerinde ‘Ben mi yoksa dünya mı deli?’ başlıklı bir performans gerçekleştirdi. Bienal’in “Yedinci Kıta” temasına uygun olarak plastik atık sorununa dikkat çeken sanatçı, çocukken karşılaştığı bir delinin hatırasından yola çıkarak kurguladığı çalışmasında büyük bir plastik torba adam olarak kentin sokaklarında ve Bienal mekânlarında dolaştı. Sanatçı performansı üzerinden şu soruyu kent

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

Hülya Küpçüoglu, Murat Havan ile Sanat Üzerine

Share Button

Çağdaş sanatçılarımızdan Murat Havan, önümüzdeki günlerde açılacak olan ‘Şiir Şiddeti Yener’ adlı karma serginin küratörlüğünü yapıyor. 2-8 Kasım tarihleri arasında görülebilecek olan sergi, bu yıl 4. kez gerçekleştirilen şiir festivali Feminİstanbul kapsamında gerçekleştiriliyor. Festivalin bu yılki konusu ‘Şiir Şiddeti Yener’. Murat Havan ile hem sergi hem de kuruluşunda da yer aldığı Kartal Belediyesi Sanat Akademisi hakkında konuştuk.

Hülya Küpçüoğlu:

DEVAMINI OKUYUN
Share Button

HÜLYA KÜPÇÜOĞLU, NESLİ TÜRK’ÜN BÜYÜK BEDENLERİ

Share Button

                                                                                 Nesli TürkNesli Türk’ün Merkür Sanat Galerisi’nde açtığı yeni sergisi ‘Corpus Magnum’ adını taşıyor. ‘Corpus’ sadece beden anlamına gelmiyor, aynı zamanda ölü veya hareketsiz olarak da tanımlanıyor. Sanatçı bu isimle, ortadan kalkmış olduğuna inandığı ruh ve beden ikiliğine işaret ederken, bedenin yüceltilmesini ve maddiliğini vurguluyor. Sergi ayrıca, sanatçının önceki yıllarda gerçekleştirdiği ‘Bedenin Hafızası’ ve ‘Kara Duyu’ sergilerine atıfla, daha çizgisel ve lekesel bir plastiğe de bürünüyor.

Çizgi, sanatçının eserlerinde hareketli, akışkan ve belli bir ritimde izlenmekte. Çizgilerin iç içe geçen devinimi, takibi zor kaotik bir yapıyı gündeme getiriyor. Sanatçı, duygularını ve düşüncelerini yüzeye aktarmak istiyor ve çizgiler giderek büyüyor, yayılıyor, tanımlanıyor ya da tanımlanamıyor ve plastik olarak resimlerin en vurgulu ögesi konumuna ulaşıyor. Bu yapı, Nesli Türk’ün resimlerinde ön plana çıkarmak istediği psikolojik etkinin güçlendirilmesi ile bağlantılıdır ve kadına dair simgesel anlamlar da taşımaktadır. Bu anlamlar, Türk’ün resimlerinde görmeye alışkın olduğumuz sıvılar, kıvrımlar ve saçılmalarla ilintilidir ve yinelemelerle karşıt ögeleri anımsatmaktadır.

Nesli Türk, kadını ve kadın bedenini sorun etmektedir. Resimlerin bir kısmında görülen otoportreler elbette otobiyografik etkileri de içeri almakta ve bu noktada derin psikolojik analizleri de gündeme getirmektedir. Ancak sıklıkla etrafındaki insanlardan, fotoğraflardan veya kendisinden yola çıkarak resmettiği kadınlar,  belli bir kişiden ziyade tüm kadınlara atıfta bulunmaktadır. Resimdeki kadın, herhangi biridir. Ancak seyirlik nesne hâline getirilmiş çekici bir kadın da değildir. Kadın, tuval yüzeyinde kapladığı büyük bedeniyle, sanatçı için yegâne var oluşunun bir göstergesidir. Yok olacağının bilinciyle yaşayan kadın, büyük bedeniyle varoluş alanını genişletmek isterken, bir yandan da ‘corpus’un Latince diğer bir anlamına, ‘ceset’e gönderme yaparak yok oluşa ve melankoliğe de gönderme yapmaktadır. Sanatçının deyişiyle resimlerdeki kadınlar ‘Spinoza ve sonrasında Nietzsche ve nihayet Deleuze ile bedenin ruh ile birleştiği, tüm cinselliği ile yaşayan, salgılayan, şiddet ve cinsellik dolu bir beden’dir. Nesli Türk’ün temastan kaçınmayacağını hissettiren bedenleri aynı zamanda grotesk bir bedendir. Ancak çoğunlukla bedenin tasvirinden çok içerdiği sıvıları, yumuşak ve yağlı dokusuyla bu etkiyi bize hissettirmektedir. Melankolik kadınlar, heyecansız ve hareketsizdirler. Genellikle gözlerini bir noktaya dikmiş sanki kendisini bekleyen nihai sona odaklanmış gibidirler. Tuval yüzeyindeki sıkıntılı ortam ve mutsuzluk, kullanılan griler ve sarılar melankolik etkiyi kuvvetlendirmektedir. Portrelerdeki durgun yüz ifadesi, aza indirgenmiş renkler ile iç içe geçerken, hareketli çizgilerle karşıt bir anlamı tetikler. Hareket ve durağanlık resimlerin hem içeriğinde hem de plastik ögelerinde birbirinden ayrılamaz iki karşıt yapıdır.

Önceki işlerinden aşina olduğumuz yoğun boya kullanımları yer yer yeni resimlerde de kendisini göstermektedir. Ancak daha yalın ve arınmış bir durum söz konudur. Bu, figüre dair detayların arındırılmasından başlayarak, çizgi ile daha ekspresif bir yolun uzantısında, kimi ince ve bazen neredeyse monokrom kullanılan boya tabakalarında kendisini gösterir.  Tüm bu anlatım, resimlerdeki melankolik ifadeyi güçlendirir. Vurgu, zaman zaman sanatçının detaylı yaklaşımıyla yapılmış bir kumaş etüdünde, kimi zaman kolaj öğesinde toplanır ve resimden resme değişken bir etkide sunulur.

Kadın bedeni, mevsimler gibi dönemleri, geçişleri olan bir yapı. Tüm bu dönemler sıvıların çoğalması veya azalması ile ilintili. Kadın sıvılarla var olan veya yok olan bir figür. Nesli Türk’ün yeni sergisindeki kadın bedenleri tüm bu süreçlere gönderme yapıyor ve zaten tüm bu sıvılarla melankoliğe oldukça yatkın olan ‘kadın’ı serginin kavramı hâline getiriyor. Önceki sergilerinden farkı, daha bireysel ve yalnız bir kadın olmasıdır. Tuvallerdeki ‘tek başınalık’ özgürleşmeyi akla getiriyor. Kim bilir belki özgürleşmek için, önce içe kapanmak lazım.

  DEVAMINI OKUYUN

Share Button

Hülya Küpçüoğlu, Colleen O’Brien’la ‘Işığa Doğru’

Share Button

Halka Sanat Projesi’nin düzenlediği konuk sanatçı programlarının Şubat ayı konuğu Kanada’dan Colleen O’Brien’dı. Sanatçı kaldığı 1 aylık süreçte İstanbul üzerinden edindiği izlenimler üzerine resimler yaptı. İlham kaynağını kimi zaman insan kimi zamansa İstanbul manzaraları oluşturdu. Sanatçı çalışmalarını, ‘Işığa Doğru’ adı altında geçtiğimiz günlerde izleyicilerle paylaştı.

Hülya Küpçüoğlu: Bu Türkiye’ye ilk gelişiniz.

DEVAMINI OKUYUN

Share Button

Hülya Küpçüoğlu, Başak Avcı ve Relego

Share Button

Başak Avcı, Derinlikler Sanat Merkezi’nde açmış olduğu ‘Relego’ adlı sergisinde kendi geçmişine odaklanıyor ve 2001 yılında yapmış olduğu resimleri, yeniden bir sunumla, izleyicilerle paylaşıyor. Desen ve Tuval çalışmalarının görülebileceği sergi hakkında Avcı ile konuştuk.

**************

Hülya Küpçüoğlu: Derinlikler Art’da sergilediğiniz resim ve desenlerinizden oluşan bu sergi, 2001’de MSGSÜ’deki mezuniyet serginizin yeniden bir sunumu. Öncelikle,

DEVAMINI OKUYUN

Share Button