
Bubi, İsmet Doğan, Bedri Baykam, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Mehmet Kavukçu, Sibel Erkan ve aynı zamanda serginin küratörlüğünü üstlenen Melik İskender gibi sanatçıların eserlerinin yer aldığı “Kaygan” başlıklı sergi, 16 Şubat – 22 Mart 2017 tarihleri arasında Sainte Pulchérie Lisesi’nin atölye, sergi ve konferans mekanı Od’A-Ouvroir d’Art’ta izleyicileriyle buluşmayı bekliyor.
Sergi, temelde, insanı diğer canlı varlıklardan ayıran en önemli özelliği olan bilinç, bilinçlilik ve bilinç dışı gibi kavramları ele alırken bu kavramlarla yaşadığımız ülkenin geçmişten bugüne yansımaları süren şartları ile bağlantı kurmayı ihmal etmiyor. İnsanın yaşadığı ortamı anlamlandırmasının temel şartı olan bilinç ve bilinçlilik, bir anlamda onun ve aynı zamanda belki de dünyanın lanetidir. İnsani bilincin varlığı ile dünya değişmiştir ve hayata hâkim olan döngüler kırılmıştır. Bu anlamda sergideki eserlere baktığımızda “bilinçli” insanın, çevresini, hayatı, ülkesini ve kendisini anlamlandırma, ifade etme arayışının yansımalarını görmekteyiz.

Bedri Baykam, Expressive Beat, 2009
Çok çeşitli disiplinlerde eserler üreten ve yeni dışavurumcu akımın ülkemizdeki en önemli temsilcisi olan Bedri Baykam, sergide Pop Art ile bağlantısı kurulabilecek kolajları ile izleyicisiyle buluşuyor. Hem Türkiye hem de dünya siyasi, kültürel ve sanat tarihinden popüler kültür figürlerini dışavurumcu bir boya anlayışıyla kolajladığı eserlerinde sanatçı, insanın dünyadaki varoluşuyla yarattığı kaos ortamını şiddetli fırça darbeleri, aynı şiddette, aceleyle yazılmış yazılar ve tanıdık yüzler eşliğinde sunuyor. Sergideki yer alan eserleri Baykam’ın sanat yaşamındaki değişik dönemlerini bir arada sunarken sanatçı,4D adını verdiği anlayışla zaman olgusunu da resmin içine katarak, izleyiciye dünya ve sanat tarihinin değişik dönemlerini katmanlar halinde aynı anda duyumsama imkânı sağlıyor.

Bubi, “Hayat Ağacı”, 2013
Atık malzemelerle ürettiği “kafes” tuvalleriyle tanınan Bubi’nin sergideki hayat ağacı heykelleri insanlığın ortak kültürel kodlarına odaklanıyor. Birçok değişik kültürün mitolojisinde evrenle, sonsuz hayatla ve hayatın kutsallığı ile ilişkilendirilen hayat ağacı motifi Bubi’nin heykellerinde daha amorf, düzensiz ve yıpranmış bir durumda karşımıza çıkıyor. Genellikle gökyüzüne dağılan dalları ile yeraltında yayılan kökleri bir arada gösterilen hayat ağacı imgesi Bubi’nin heykellerinde köksüz ve belli bir yöne düzensiz biçimde eğilimli olarak gösteriliyor. Bu, bir bozulmuş düzen göstergesi olabileceği gibi insanoğlunun geldiği noktada eskisinden çok daha güvensiz ve kontrolsüz biçimde ilerleyişini ifade ediyor olabilir.

İsmet Doğan, “Ayna”, 1992
Kavramsal sanatın ülkemizdeki önemli isimlerinden olan İsmet Doğan sergiye dış bükey aynalar kullanarak izleyiciye eserle bütünleşme ve eserin perspektifinden kendisine ve resim mekânına bakma imkânı sunuyor. Dışbükey ayna kullanarak gerçeklik ve espas ile oynayan sanatçı ayna üzerine yerleştirdiği kanı hatırlatan biçim ile dış dünya ve beden arasında bağlantı kuruyor. Bedenin içindeki kan ve bedenin dışındaki dünya, bilinçli ve bilinçsiz algı arasındaki zıtlıkla buluşuyor. Eserlerinde sıklıkla harflere ve kelimelere yer veren sanatçı, ölü bir güveyle birlikte “moth” (güve) kelimesini yerleştirdiği eserinde, güvenin bilincimizdeki “yiyip bitiren yok eden” imajını güve kelimesi ve güvenin kendisi ile birlikte güçlendirerek kültürel değişimlere ve yıkımlara gönderme yapıyor. Benzer olarak, parçalanmış bir kelebeği kullandığı eserinde ve kırık bir sandalyenin parçalarını sağlam bir sandalye fotoğrafıyla kullanarak Joseph Kosuth’un “Bir ve Üç Sandalye” isimli göstergeler ve gösterdiklerine gönderme yapan kavramsal işiyle bağlantı kuruyor ve yenilenmeyi, değişimi simgeleyen kelebeği ve durağanlığı, dinlenmeyi ve yerinde kalmayı simgeleyen sandalyeyi parçalayarak, aynı yıkıma ve değişime başka bir yönden bakıyor.

Gürbüz Doğan Ekşioğlu, “Geçen Zaman Kalan Zaman”, 2015
Benzer şekilde, işlevsizleştirilmiş gündelik nesneleri ile sergide yer alan ülkemizin önde gelen karikatürist sanatçılarından Gürbüz Doğan Ekşioğlu, sürrealist göndermelerle kavramsal işler üretiyor. Sanatçının “Biz ayrılamayız” başlıklı birbirine bağlı kırmızı sandalyelerine baktığımızda, gündelik işlevinden ayrılmış, yaratılma sebebini meydana getiremeyecek, oturmanın mümkün olmadığı nesneleri görüyoruz. Nesneler birlikte ve dengede olmalarına rağmen ayrıldıklarında aynı parçaları paylaştıkları için yarım kalma tehlikesi ile karşı karşıyalar, ayrılmalarının ya da birlikte olmalarının bir anlamı yok çünkü her iki durumda da işlevlerini ve var oluş sebeplerini yerine getiremeyecek durumdalar. Eser hem insan ilişkileri hem de daha büyük pencereden bakıldığında kültürel ve siyasi ilişkilerle bağlantılı olarak okunabilir. Zamanı öğrenmenin mümkün olmadığı bir saat imgesinin kullanıldığı “Geçen Zaman, Kalan Zaman” başlıklı eserinde ise insanın bilincinde biriktirdiği ve ellerinden kayıp giden, geçirdiği tüm zamanın üzerinde bıraktığı tortuyu saatin içinde birikmiş sayılarla ifade ettiği düşünülebilir.

Sibel Erkan, “Zamansız” 2013
Sibel Erkan da zaman kavramını ve insan üzerindeki değiştirici, yıkıcı kaygan etkisini soyut bir biçimde tuvallerinde ifade etmektedir. Saat imgesini zamanı sembolize edecek şekilde kullanan sanatçı, renk ve boşluk kullanımı ile zamanın ve zamansızlığın mekânın ve mekânsızlığın arasındaki muğlâklığı izleyiciye hissettirmektedir. Boşlukta asılı kalan ve farklı zamanlara ait olduğu hissini uyandıran görüntüleri üst üste bindirdiği dağılan biçimlerle fiziki dünyanın kuralları dışında varlığını sürdüren bilincimizin zamanın kaygan zemininde hareketini hissettirmektedir.

Melik İskender , “Meneskenos” , 2014
İnsanın “boşluk korkusu” yüzünden başladığı sanat hayatındaki ilk primitif üretimlerini, mağara resimlerini hatırlatan ve yine boşlukta bilinçsizce hareket ediyor gibi görünen figürleri ile Melik İskender, insan bilincinin hayatı ve bulunduğu dünyayı anlamlandırmakta bulduğu yollardan biri olan yazı ile bu anlamı güçlendirir. Eserlerinde rengi genellikle sembolik bir anlam yükleyerek kullanan İskender, resimde dördüncü boyut arayışıyla birlikte, özellikle ölüm temasına vurgu yapmaktadır.

Mehmet Kavukcu, “Fırtınayı Yaşamak” ,2016, performans-video görüntüsü
Var oluşundan itibaren doğa ile amansız bir mücadeleye mahkûm olmuş insanın doğa karşısındaki çaresizliği, ancak zıt olarak onu değiştirme, dönüştürme gücünü bilinci yardımı ile keşfetmesi ve insanın iç ve dış dünyada huzur arayışından ilham alan Mehmet Kavukcu, sergide “Fırtına ile Yaşamak” başlıklı performans-video eseriyle yer alıyor. Videoda doğanın kendi düzeni içerisinde fırtına etkisiyle hareket eden ağaç görüntüsünün insan müdahalesi ile değişimi gözler önüne seriliyor. Üçleme halindeki performans videosu; “Fırtınaya Durmak”, “Renkli Fırtına” ve “Fırtına Sessizliği” bölümlerinden oluşuyor. İlk videoda yalın halde, fırtına ağaç ve üzerine giydirilen sentetik malzemenin ilişkisi gösterilirken, ikinci bölümde sanatçının boyalarla birlikte bu sade görüntüye müdahalesi söz konusu. Son bölümde ise fırtına dindikten sonra ortaya çıkan doğanın sessizliği ile huzuru arayan sanatçının görüntüsünü izlemekteyiz.
