Labirent Sanat, 9 Haziran – 30 Temmuz 2022 tarihleri arasında Ayşe Kapusuz, Bahadır Yıldız, Gülfem Kessler, Mali Çakır, Şinasi Göktürkler, Tuna Üner, Yakup Uysal’ın son dönem işlerinin yer aldığı “Pareidolia” sergisini sunar.

Share Button

Bazen bir bulut gözümüzde ejderha oluverir;
Bir duman, bakarsın, bir ayı oluvermiş, ya da bir aslan,
Derken kuleli bir hisar, bir korkunç kayalık,
İnişli çıkışlı bir dağ, masmavi bir yarımada,
Üstünde ağaçlar, dünyamıza yukardan baş sallayan,
Gözlerimizde havayı deve yapan ağaçlar. [1]

Shakespeare, “Antonius ve Kleopatra”

Dünyaya ilişkin algımız, yalnızca duyularımıza gelen girdilerle belirlenmez, dünyaya dair önceki deneyimlerimizden de güçlü bir şekilde beslenir. Kimi zaman sıvası dökülmüş bir duvarda, bir ağaç gövdesinde, dağ ya da kaya oluşumlarında, bulutlarda, kaldırım taşlarında, mürekkep lekesinde veya masaya dökülen kahve kalıntısındaki, parçalı ve eksik görsel sinyalleri zihnimiz, bilinçsiz bir çıkarım süreci yoluyla, tanıdık bir imge olarak yorumlar. Yaşamımızın bir anında belki de çoğumuzun bir ya da sıklıkla deneyimlediği illüzyonun bir çeşidi olan bu durumun, psikolojideki karşılığı Pareidolia’dır. Yüz pareidoliası, olmayan yüzlerin hayali algısıdır. Bir bulutta, bir kahve köpüğünde, kaya bloklarında yüz görmek, yüz pareidoliası örnekleridir. Yüzlerin sosyal öneminden ve insanların onları işleme kabiliyetinden dolayı, pareidolia formları içinde en çok bilinen ve en iyi fark edilenidir.

Bebek görmeye başladığı andan itibaren yüzleri tanır. Artık bu becerinin beynimizde kodlu olduğunu biliyoruz. Bir milyon yıl önce bebekler kendilerine gülümseyen bir yüzü tanıyamıyor, anne-babalarının kalbini kazanamıyor, bu nedenle de gelecekleri tehlikeye giriyordu. Bugün hemen her bebek insan yüzünü hemen tanıyarak kocaman bir gülümsemeyle hayatını garantiye alıyor. [2] Carl Sagan’ın bu saptamasıyla evrimsel süreçte beynimizdeki şekil seçme düzeneğinin gelişmesiyle, hayatta kalma olasılığımızın arttığı sonucunu çıkarabiliriz. Tıpkı binlerce yıl önce doğada besin arayan bir canlının otlardan gelen ses kaynağını, avlanmak üzere gizlenmiş bir yırtıcıdan değil de rüzgardan kaynaklandığını düşünme olasılığının azalmasına paralel, hayatta kalma ihtimalinin yükselmesi gibi. Böyle belirsiz koşullarda, bir hayvanı orada değilken “görmek” ya da bir kayayı ayıyla karıştırmak hayatta kalmayı destekleyen bilişsel uyarlamalardır.

Yazının ortaya çıkmasından çok önce, insan görsel kültürünün ilk örneklerini temsil eden paleolitik mağara resimleri, anlamı iletmek için işaretlerin kullanılmaya başlandığı tarih öncesi bir dünyaya puslu bir bakış sağlarlar. Bilim insanları, mağara resimlerini yaparken atalarımıza neyin ilham verdiğini bilmenin, kendimizi yaratıcı bir şekilde ifade etme konusundaki insani dürtü hakkında (sınırlıda olsa) ipuçları verdiğini düşünmektedir. Muhtemelen mağaralarında tehlikeli, gizemli, karanlık ve düşündürücü yerler olması, zihnimizin bulutlarda yüzler bulmak gibi doğal şeylere anlam yükleme konusundaki evrimsel eğilimimize katkısı olmuştur. Nitekim mağarada bulunan bir avcının duvar yüzeyindeki dokularda, kıvrımlarda ya da sarkıtlarda gördüğü hayali imgeleri o günün koşullarında bulduğu araçlarla duvar yüzeyinde tamamlaması gibi. Bunun tipik bir örneği, iki dev geyiğin (Megaloceros) doğal duvar çatlaklarını ve hayvan ana hatlarını tamamlamak için mağara duvarına çizgilerle tamamlayarak tasvir edildiği Chauvet mağarasında görülebilir. 

Bazen durup duvardaki lekelere veya ateşten geriye kalan küllere, bulutlara, çamura veya benzer şeylere bakmanın senin için çok zor olmayacağını hatırlatıyorum, sakın bu söylediğimi hafife alma; dikkatli bakarsan, gerçekten muhteşem fikirler edinirsin. Ressamın zihni yeni buluşlarla, hayvan veya insanın savaştığı kompozisyonlarla, farklı manzara kompozisyonlarıyla ve sana onur verecek şeytan veya benzeri doğaüstü şeylerle harekete geçer, çünkü karmaşık şeylerden zihin yeni buluşlara malzeme elde eder. [3] Leonardo da Vinci resim üzerine notlar aldığı defterindeki bu satırlarında sanatçılara pareidolia’yı zihni açmak ve onu farklı buluşlara yönlendirmek için yöntem olarak kullanmalarını öğütlemektedir. Leonardo’nun bu mesajı, sanatçının hayal gücünün ve doğuştan gelen yeteneklerinin uyanmasını teşvik ederek dünyayı algılamanın yeni yollarını keşfetmesini sağlıyor.

Sergi, Paleolitik dönem mağara resimlerinden, antik dönem sanatına, bilimde gökyüzü araştırmalarına, psikolojide bireyin kişiliğini değerlendirmek amacıyla yapılan Rorschach testine, Rönesans dönemi resim ve edebiyatından modern sanata, günümüzde kullanılan yüz tanıma teknolojisi ve yapay zeka araştırmalarına kadar bir çok alanın faydalandığı pareidolia olgusundan ilham almaktadır. 

Pareidolia sergisinde; Ayşe KapusuzBahadır YıldızGülfem KesslerMali ÇakırŞinasi GöktürklerTuna Üner ve Yakup Uysal’ın yaratıcı süreçte pareidoliayı farklı bağlamlarda yöntem olarak aldığı işlerini 30 Temmuz 2022 tarihine kadar Labirent Sanat’ta görebilirsiniz.

[1] SHAKESPEARE, W., Antonius ve Kleopatra, Çev. Sabahattin Eyüboğlu, Remzi Kitabevi, İstanbul 1967.
[2] SAGAN, Carl, Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı, Çev. Miyase Göktepeli, TÜBİTAK&YKY, İstanbul, Ekim 1998, s.35.
[3] DAMISCH, Hubert, Bulut Kuramı-Resim Tarihi İçin Bir Katkı, Çev. Burak Şaman, Metis, İstanbul 2012, s.53.

Share Button

Hakkında KolajART

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir uluslararası çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında DekolajART adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye'nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Kuruluşundan bu yana yalnızca yerel bir sanat ortamının sesi olmakla yetinmeyip, sınırları aşan bir bakış açısıyla hareket eden dergi, farklı coğrafyalardan sanatçıların, küratörlerin ve düşünürlerin katkılarına açık bir yayın politikası benimsemiştir. Bu yönüyle KolajART, Türkiye merkezli olmakla birlikte, içerik ve ilgi alanı bakımından ulusal sınırların ötesine uzanan, çok dilli ve çok kültürlü bir okur-yazar kitlesine hitap eden bir mecra hâline gelmiştir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye'de ve dünyada çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Dergi, yalnızca İstanbul, Ankara ya da İzmir gibi Türkiye'nin sanat merkezlerinde gerçekleşen etkinlikleri değil; Berlin, Paris, Vietnam, New York ve Palermo gibi uluslararası sanat sahnesinin nabzının attığı şehirlerdeki bienaller, sergiler ve sanat fuarlarını da takip ederek, okurlarına küresel çapta bir sanat gündemi sunmaktadır. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını —yerli ve yabancı fark etmeksizin— ortak bir tartışma zemininde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır. Bu bağlamda KolajART, yalnızca bir yayın organı olmanın ötesinde, Türkiye ile dünya sanat çevreleri arasında bir köprü işlevi gören, disiplinlerarası ve sınır ötesi bir düşünce platformu olarak konumlanmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.