
Almanya’daki Türk işçilerin hangi şartlar altında çalıştıklarını, hayatlarını anlatmak için Günter Wallraff, Ali Levent takma ismiyle Türk işçilerin arasına peruk ve koyu göz lensleriyle katılır.
“Gelişmiş sanayi toplumlarında bile insanların nasıl bir sömürü, nasıl amansız bir baskı altında ezildiğini gördükçe mutlaka bir şeyler yapma gereği duyuyorum.” Günter Wallraff
“Sermaye, beklediği kâra göre küstahlaşır. Kâr beklentisi yüzde on ise bir güvence var demektir ve yöntem her alanda uygulanabilir. Yüzde yirmiye çıkınca ortalık hareketlenir. Oran yüzde elliyse gözüpek davranmaya başlar. Yüzde yüz kâr beklentisi varsa tüm insancıl kuralları ayaklar altına almaya hazır demektir. Oran yüzde üç yüz ise asılacağını bilse bile artık suç tanımaz. Huzursuzluk ve kavganın kâr getireceğini bilse onları da alevlendirmekten çekinmeyecektir.” Kapital I. Cilt – Sermaye Birikiminin Kökeni – Karl Marx
Türk işçi görünümünde iş arayan ve takma adı Ali Levent olan yazar, Almanya’daki birahanelerde dolaşarak iş aramaya başlar. Bir birahanedeki yerel bir politikacıya Türk olduğunu ve iş aradığını söyleyen Ali Levent, politikacı tarafından aşağılanarak “Çekil git buradan Türk domuzu. Almanya Almanlarındır” diyerek elindeki bıçağı masaya saplar. O dönemlerde CSU (Bavyera Hıristiyan Sosyal Birliği)’nin başkanı olan Franz Josef Strauss, MHP’nin başkanı Alparslan Türkeş’le gizli bir görüşme yapmıştır. Akıl tutulmasında olan Türkeş, Almanya’daki MHP’li Türk işçilerini, Yahudileri, komünistleri ve Rumları öldürmeleri için Strauss’un emrine veriyor Türk işçiler Almanya’da aşağılanırken…
1983 yılında Almanya-Türkiye milli maçında kargaşadan dolayı Almanların tribününe girmek zorunda kalan Ali Levent, Türk görünümlü olduğundan Almanların hakaretlerine uğrar. Peruğuna sigara izmariti sokulur. Başından aşağı kola ve biralar dökülür.

Ali McDonald’s ‘ta işe başlar.
Cepsiz pantolonla çalıştırılıyor ki bahşiş alması engellensin. Çalışma süresi yarım saati geçmemişse mesai ücreti boşta olduğu ya da lavaboya gittiği veya su içtiği süreler hesaplanarak kesiliyor. Hijyen desen hak getire vs…
Günde on beş saat çalışıp on saat çalışma ücreti alıyor. Tuvalete gitmek bile izinsiz olmuyor. İnşaat sektöründe çalışmayı denese inşaat sektöründe çalıştırılan kaçak işçi sayısı iki yüz bin ve bu sayının yarıdan fazlası Türk. Kaçak işçi demek vergi ve sosyal prim kaçırılması demek. Bugün özelleştirilerek kiracı konumuna geldiğimiz ülkemiz Türkiye’nin tüm devlet kurumunda olduğu gibi işçi kiralama (taşeron) sistemi var o dönemlerde Almanya’daki inşaat sektöründe. Ali büyük bir çıkmazın içine girdiğinin farkına yeni yeni varmaya başlıyor. Katolik bir Türk olursa kendine imtiyaz tanınır fikriyle kiliseleri dolaşmaya başlıyor ama hangi kiliseye gitse kapı yüzüne kapanıyor. Hem işçi olduğu için hem Türk olduğu için.
Atom santrallerindeki kavrulmaya mahkûm olan Türk işçileri.
Santraldeki arızayı gidermek için radyoaktif dalgaların yoğun olduğu bölüme inilecek ve bu santralin çıkışında yoğun dalgalara maruz kalındığı için kanser olma riskinin yüksek olduğu söylenmeyecek. Geri dönme ihtimalleri bile meçhul. Kapitalizm işte…
“Bilimsel deneylerde artık hayvan kullanmak yok. Türkleri kullanın.”
Emperyalizmle kapitalizmin ortaklığı insanları kobay olarak kullanma noktasına çoktan gelmişti. Asla insancıl olmayan sistemde yaşayan işçiler ve erkekler – çünkü en ağır işlerde hep erkekler çalıştırılmakta – fazlasıyla değersiz, önemsiz, ölse bile umursanmayacak, geride bıraktığı özel mülkiyete göre yakınları tarafından iyi ya da kötü anılacak!
Yeryüzündeki en ihtişamlı yapıları dahi yaratan işçilerin, kapitalist sistemde ölmesinin dahi bir önemi yoktur. Her şeyi yaratan da yıkan da işçiler olmasına rağmen…
Ve Ali levazımatçıya gider…
Almanya’da yaşayan bir Türk olduğunu, kansere yakalandığını ve doktorun iki ay ömrün kaldı dediğini, ülkesi Türkiye’ye gönderilmek istendiğini söyler. Levazımatçı, Ali’nin hem Türk hem işçi olmasından dolayı en kötü tabutları tanıtır ve afakî fiyat ister. Bunun farkına varan Ali gıcıklık yaparak tabutunun içinin elyafla döşenmesini, yaşarken değer görmedim öldüğümde cesedim zarar görmesin diyerek levazımatçıyı zorlar. Bu isteği kabul görmemekle beraber alaycı bir gülümsemeyle karşılaşır. Bunun üzerine isteğini değiştiren Ali cesedinin yakılmasını ve orada mevcut olan tarihi bir vazonun içine küllerinin konularak Türkiye’ye postalanmasını ister. Tabut işlemlerinde önüne sunulan afakî fiyatın daha da afakîsiyle karşılaşır.

Ne yazık ki yazar yani bizim işçi Ali eli boş ve hayal kırıklığıyla levazımatçıyı terk eder…
“Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne
Ve kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu
Ve taşı yonttuğumuzdan beri
Yıkan da yaratan da biziz.
Bu güzelim, bu yaşanası dünyada…“ Nazım Hikmet
